O kucaktan artık in,
Eşeğin çok, sırta bin,
Gel artık, yurduna dön,
Eyleme, etme Fettoş.
Gün gelir işin biter,
Kullanan seni atar,
Müritlerin de satar,
O güne yetme Fettoş.
O kucaktan artık in,
Eşeğin çok, sırta bin,
Gel artık, yurduna dön,
Eyleme, etme Fettoş.
Gün gelir işin biter,
Kullanan seni atar,
Müritlerin de satar,
O güne yetme Fettoş.
her love is a rose dead and dying
dropping her petals and man i know
all full of wine the world before her
but sober with no place to go
don't fool yourself
she was heartache from the moment that you met her
Fethullah GÜLEN Dedikleri... HOCA KİM..,,,, Manevi liderligini Fethullah Gülen in yaptigi Gazeteciler ve Yazarlar
Vakfi, Hilton Oteli nde 25 Aralik 1997 de yaptigi torenle Ulusal Uzlasi
Tesvik Odulleri ni dagitti.
Gecede Fethullah Gulen, Demirel in yaninda sut dokmus kedi edasiyla
oturuyordu.
Odul torenindeki en olumlu ve cesur konusma Nazli Ilicak a aitti. Nazli
Ilicak Yasar Nuri ye odulunu verdikten sonra bir konusma yaparak Demirel
e zor anlar yasatti. Demirel in toplantiya katilmasinin bir "Cirkinligi"
ortmek anlamini tasidigini soyledi. Bununla Fethullah Gulen in kurdugu
okullara el koyma senaryolarini kastediyordu. Demirel in askerlerin
toplantiyi takip ettikleri suuruyla hareket etmesi nedeniyle sok oldugu
her halinden belliydi. Ilicak kotulugu el ve dil ile o da olmazsa en
azindan ona bugz ederek ortadan kaldirmak gerektigi hadisini zikrederek
"uzlasmanin" dogrulari kabullenmede olmasi gerektigini ifade etti.
Fethullah Gulen in normalde 'sapik' olarak degerlendirebilecegi Y. Nuri
Ozturk u odullendirmesinin tek mantigi vardi. O, rejimi kabullenmisti ve
onu da Islami kesimden ziyade laikler bagrina basiyordu. F. Gulen,
Demirel in elleriyle ellerinin bulusmasindan duydugu gururu dile
getirdi. Onu uzlasi ve demokrasi kahramani olarak tavsir etti. En samimi
duygularini bir buket yaparak sunmak istemisti fakat boyle bir kerameti
yoktu. onu soz sultani olarak degerlendirdi. Halbuki o bu ifadeyi S.
Nursi veya Hz. Muhammed (s) icin kullanirdi. F. Gulen Cankaya dan medet
umuyordu. Fakat onun iradesini silahli kuvvetler teslim almisti. Hem
Demirel, demokrasi degil aksam uyumayip 'konser salonlarini dolduran'
bir Turkiye istiyordu.
Odul alanlardan bir diger kimse, Prof. Halil Inalcik, Demirel ile daha
once Mogolistan a yaptiklari ziyareti zikrederek orada Turk Milli Marsi
ni Mogol cocuklarinin agzindan duymasini gururla zikrediyordu. Bunu
anlatirken de F. Gulen in hizmet adi altinda diger ulkelerde actigi
okullarin neye 'hizmet' ettigini ortaya koymus oluyordu.
Gecede Turk-is federasyonu baskani Bayram Meral de odul aldi. Herhalde
onun odul almasi rantiyecilerce uzlasma icinde ara rejim destekcisi
olmasindan kaynaklaniyordu. Zira o, 54. Hukumetten Turk halkini
kurtarmis (!) fedakar bir zatti.
Programda barkovizyon gosterisi de yapildi. 'Biz bir aileyiz' vurgusuyla
M. Kemal, Anit-kabir, Sabanci ve Aydin Dogan gosterildi. Bu, onun hangi
diktatorlerle, tapinak mensuplariyla, rantcilarla ve hangi medya
patronlariyla uzlasmak istedigini ortaya koyuyordu.
U�zeyir Garih e verilen odul de, Samanyolu TV de iki defa yayinlanan
MOSSAD ajanlarinin Muslumanlara karsi ne kadar insancil, ne kadar insani
(!) davrandiklarina dair film gibi Israil de acilacak kolejin zeminini
olusturmaya yonelikti. Maslahat adina Filistinlilerin cesetleri uzerine
basarak Mescid-i Aksa gaspcilariyla isbirligine girip onlari
odullendirmek Allah in ve Muslumanlarin cezalandirmasini kale almamak
demektir.
Geceye davet edilen Aydin Dogan gelmeye tenezzul etmemis ve mazeret de
gostermemisti. Siyasilerden B. Ecevit, Hikmet Cetin mecliste vatani
gorevleri nedeniyle layik goruldukleri madalyalari almaya
gelememislerdi.
Odullerin silah zoruyla, medya baskisiyla, Turkiye halkinin tepesinde
demoklesin kilici gibi sallanan hakim zumreye verilmesi bir adak
niteligini tasiyordu. Cunku insani degerleri kaybolmamis akil ve izan
sahibi herkes odul verilenlerin cogunun hosgorulu olduklarina dair bir
iz tasimadiklarini fark edebilir.
Ornegin Ecevit in yonetimindeki Milli Egitim Bakanligi nda kadrolasma ve
basortu zulmu yasanmasi hangi hosgoru ile izah edilebilir? F.Gulen Aydin
Dogan in usulsuz tesvik kredileri almasina birakin Islami tavir almayi
adalet duygusunu kaybetmemis birisi olarak da mi tepki
gosterememektedir?
Turkiye de imam hatiplere devlet el koymustur. Ogretmenlikleri
engellenen ilahiyatlilar da kapilarini kapatmak zorunda kalacaklardir.
Bunlara ragmen Fethullah Gulen Islam a saldirmayi din edinenleri ve
trilyonlarca lirayi devleti sagarcasina yagmalayanlari odullendirerek
hangi safta yer aldigini ortaya koymustur. Artik laik kesimlerle
birlikte gorunmekle kalmamakta, bunu kuruluslariyla kurumlastirmaktadir.
Dikkati ceken bir husus F. Gulen in Islami kesimlerle bir diyalog
arayisina girmemesidir. Gorulen o ki o, rantci, baskici, rejim ile
hicbir sorunu olmayanlarla bir arada yasamak istemektedir. Sozgelimi
bunun icin Y. Nuri Ozturk bicilmis kaftan olarak gorulmus ve
odullendirilmistir.
Uzlasma teklifi, her firsatta Islam a saldiran Muslumanlari birinci
dusman kabul eden rejime yoneltilmektedir. F. Gülen rejime israrla biat
etmek istemekte fakat biati kabul edilmemektedir.
Anadolu da yasayan bizlerin bir aile oldugu dogru kabul edilse bile
herkes 'ehlimizden' degildir. Asrimizin 'daglari' olana holdinglere,
silaha, kartele dayanip Allah in azabindan kurtulacagini sananlarla mi
yoksa hakki, adaleti ve tevhidi hakim kilmaya calisanlarla mi
uzlasilacagina F. Gulen karar vermelidir. Yoksa tagutlara siginip
dalgalarin arasinda kaybolmak ve kaybedenlerden olmak icten bile
degildir.
Islam a karsi elbirligiyle komplo kuran ve mucadele edenlerle uzlasma
arzusu surekli dayak yiyen bir cocugun kendisini doveni 'affetmesi' gibi
uzlasma teklifinde bulunulmasi ciddiye alinacak bir durum degildir.
Turkiye de magdur edilen ve haklari gaspedilen Muslumanlardir.
Haksizligi ve ifsadi yayginlastiranlarla uzlasmak onlarin zulmune ortak
olmaktir. Halbuki aslolan zalim olanlari bozgunculuktan alikoymaktir. Bu
da onlarin yaptiklarina hosgoruyle yaklasilarak gerceklestirilemez.
Kotuluklerin engellenmesi ona karsi ciddi bir mucadele ve secde ederek
Allah'a yaklasmakla mumkun olur.
Bu yenik ve silik tavir, tiraj kaygisiyla maalesef Islami basinda
elestirilmemistir. F. Gulen in bu tutumunu tendik edilmeyisi gunluk
hesaplarin kusatmalarini kiramamaktan kaynaklanmaktadir. Acaba
haksizliga zulme karsi mazlumun yaninda yer alma soylemi bu konuda
gecerli degil midir? Yeni Safak yazari Ahmet Ridvan bile konuyla ilgili
degerlendirmesinde F. Gulen in yaptiklarinin bir 'icra ve eylem' ve
'hizmet uretimi' oldugunu one surdu. Elestirisi 'toplantida niçin MÜSİAD
odullendirilmedi?' demekle sinirli kaldi. Geceye MÜSİAD uyeleri davet
edilseydi bu tavir muspet bir hale mi donusecekti?
Sonuc olarak diyebiliriz ki, F. Gulen in cevresini olusturan kesim, net
bir tanimi yapilmamis 'hizmet'in hangi noktalara dogru cevirildigini
acilen degerlendirmelidir ve 'Zalimler icin yasasin cehennem' diyen bir
anlayistan 'Zalimlerle birlikte biz bir aileyiz' anlayisina varan bu
seyri dikkatle sorgulamalıdir. Çünkü sadece zalimlere ulaşmakla kalmayan
Allah ın azabindan emin olmak mümkün degildir.
Kaynak: http://www.soygun.com/kamer.htm
NOT : Kaynağı kurutmuşlar. Girmeyiniz.
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
MİT (!) ( CIA... veya MOSSAD...) ORTAK ÇALIŞMAYI TEKLİF ETTİ Mİ....?
Risaleler neden farkli anlasiliyor, farkli anlayislar neden cikiyor. Bu
farklilik sadece devletin bolup parcalanmasindan mi
kaynaklaniyor?-1981'de Devletin gondermis oldugu resmi bir kisi dedi ki:
"Gelin biz sizinle beraber calismak istiyoruz." Nedir o beraber calismak
dediginiz sey? "Ataturk aleyhtarligindan vaz gececeksiniz. Dersleri
kaldiracaksiniz. Yurt disinda da Milli Gorus ve Suleymancilara karsi
beraber olalim, devlet imkanlarini da sizin emrinize tahsis edecegiz."
Bunun uzerine dedim ki: "Bi defa Ataturk meselesini birakin, bu ayri bir
mesele, siz bunu 12 Eylulden itibaren her meselede besmele haline
getirdiniz. Ikincisi biz derslerimizi kaldiramayiz. Bu yaptigimiz da
kanunsuz degildir. Bunlar Kuran hakikatlaridir, onlari ogreniyoruz. Eger
rahatsiz oluyorsaniz, alir hapse koyarsiniz, orada devam ederiz. Cikinca
da kaldigimiz yerden devam ederiz. Ondan da bir tavizimiz olmaz.
Ucuncusu siz Milli Görüs ve Süleymanci dediginiz insanlara dindarliktan
dolayi karsisiniz. Halbuki biz onlarin musluman olduklarini biliyor,
Kendilerince dine hizmet verdiklerine inaniyoruz. Farkli dusuncelerimiz
var, tenkid de ederiz ama siz bizi onlara karsi kullanamazsiniz. Bu bize
harakiri gibi olur. Sen iki dindari birbirine catistiracak,
seyredeceksin" Sonra ayni adam bana dondu ve "Hapishanelere risale-i
Nurlari dagitiriz" dedi. "Hayir sizinle hic bir sekilde anlasamayiz"
dedim...
-Size bu teklifi yapanlar baskalarina da yapmis olabilirler mi? -Simdi
bana bunu soyleyenler, gittiler Kirkinci Hoca'ya Kendisi ifade ediyor
onun icin rahat soyluyorum. Bana geldikleri gibi gitmiyorlar ona cunku o
gun bana gelmelerinin sebebi -cemaatte oyle liderlik falan yok ben
cemaatin vitrin adamiyim, gazete sahibi gorunuyorum, devletle
munasebetlerini vs. seylerini yapiyorum. Bir kafakola alirsa, kendine
gore arkasini da alacak. Kirkinci Hoca'yi istihbarat aliyor iceriye ve
diyorki, "Ya bizimle calisirsiniz ya da hapiste kalirsin mallariniza da
el koyariz." Hoca da "Boyle bir tehdit karsisinda ben de onlarla olmayi
yegledim" Simdi burada bir sey var. Bizim onlarla ayrilmamizin sebebi ne
biliyor musunuz? 12 Eylul aleyhtari, 21 eylul taraftari olmak. Bir
cemaat bunun icin bolunur mu? Biz 12 Eylulu tenkid ediyoruz, zaten biz
ihtilallere karsiyiz. 27 Mayis'i, 12 Mart'i, hangi kafa yaptiysa 12
Eylulu de ayni kafa yapti, ayni maksad icin yapti. Bunlar "Efendim
anarsi vardi, bunlar gelmeseydi anarsistler gelecekti, Onlar mi bunlar
mi daha iyidir? Bunlarin aleyhine konusulmaz. konusursak bizi hapse
tikar sonra zarar goruruz." diye abileri ikna etti ve cat diye 1982'de
bolunduk. Ama temel meselede bir sey yok ki...
-Fethullah Hocayla neden ayrildiniz ve size gelen istihbaratcilar onlara
da gelmis midirler?-Fethullah Hoca kendisini 1970'te Mehdi ve Hz.Isa
biliyordu. Onun icin ayrildik. Ayrica Hoca hic bir zaman ben Nurcuyum
falan dememistir. Risaleleri okuyor ve okutuyorlar ama Ustadin tarzina
zid bir yapilari var. Bir de Fethullah Hocanin devlete talib olma
meselesi var. Bunun icin 12 Eylul de teroristlerle beraber araniyordu.
Ozal Fethullah Hocayi Devletle baristirdi. Ayrildiktan sonra hic bir
munasebetimiz olmadi. Zaten Hoca'da Milliyetcilik anlayisi da var. Bana
gelenler Fethullah Hocaya da gitmis olmalilar. Yoksa yurt disinda bunca
okul acabilir miydi? O okullara musaade ederler miydi? Fethullah Hoca
bir aciklamasinda "MGK fetva makamidir" diyerek 28 Subata adeta olur
demistir. Zaten Sistem Hoca'yi Refah ve Erbakan'a karsi kullandi. Hoca
da stratejik bir hatayla onlarin oyunlarina alet oldu. Sonra da sira
kendisine gelince Cekti ABD'ye gitti...
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
Eline sağlık..çok faydalı bilgiler..herkes öğrenmeli bunların içyüzünü
Son Karakol Fethullah Gülen 01.10.1980 Karakol, sükûnetin, huzurun ve emniyetin remzidir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, umumî emniyet ve muvâzenenin en büyük teminâtıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felâkettir.
Anadolu, yıllar yılı kendine bağlı dünyalara karakolluk vazifesini gördü. Geçmiş asırlarda dünya emniyet ve muvâzenesinde, en şerefli vazifenin ona ait olduğunda hiç şüphe yoktur.
Sonra, sırasıyla, onun livâları, sancakları birer birer kopup gitti. Fakat o, bütün rasânetiyle mevcudiyetini muhafaza etti ve yerinde kalabildi. Değişen bayraklar, yırtılan sancaklar yanında, asâlet ve özünü koruma sadece ona müyesser oldu.
Evet, bütün bir geçmişiyle, ellibin defa, temiz bünyesine mikroplar saçıldı. Ve gülendam kâmeti yüzlerce defa ırgalandı; ama o, hiçbir zaman tamamiyle yerinden sökülemedi ve mağlup edilemedi.
Haçlı zihniyetinin hortlatılmasından, cizvit papazlarının zehirleyici ve öldürücü gayretlerine kadar, bu karakolu yıkma ve karakol erkânını uyutma adına ne kadar oyun varsa hepsi denendi; ama, hasımlarımız hesabına beklenen netice kat'iyyen elde edilemedi. Düşman cefâdan usanmıyor; karakol da 'bu can bu uğurda' deyip dayanıyordu...
Bu mücadeleler karşısında onun sarsılmadığını iddia edemeyiz. Bu ulu ağaç birkaç defa hazan gördü ve kurtlanan koca gövdesi birkaç defa kabuğunu yeniledi; fakat, hiçbir zaman devrilmedi. Semâsının kararıp, bağrına üst üste hançerlerin saplandığı günlerde dahi, millî ruh kadranında, kendine ait zaman anlayışı ve onu gösteren rakamlar daima duru ve seçkin olarak okunabildi...
Bu efsânevî ruh, asırlarca, bünyesini tahrip etmek isteyen binbir paradoks karşısında, yerinden oynamamış ve hep Malazgirt'teki, Kosova'daki ve Çanakkale'deki aşılmazlığıyla kendini korumuştu. Onun bu heybetli görünümü -az dahi olsa- ruhuna cemre düştüğü ve köküne yabancı bir kurdun, bir 'dabbetü'l-arz'ın musallat olduğu kadar da devam etmişti. O günden sonra ise, artık o, içten içe yanan ve kömürleşen bir ulu çınar haliyle, kendini yenileyemiyor ve dirilemiyordu. Yaşlanmıştı. Vefasız dostları, amansız hasımları vardı.'Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn;Tam bu binbir kâbusun kol gezdiği dönemde idi ki; ortalığı bütün şiddetiyle beşinci kol faaliyetleri kapladı. Erotik[1] düşünceye masumiyet hil'ati giydirildi. Şehvet, en merğub bir meta haline getirildi ve gençlik âdeta bir hezeyan topluluğu oldu. Artık kendi ruh köküne bağlı olanlar 'dogmatist' ve 'formalist'[2] diye damgalanıyor; millet ve vatanını sevmek ayıp sayılıyordu. Bir 'Şirzime-i kalil'[3] her Allah'ın günü, çalakalem, millî ruhu ibtizal[4] edici yazılar yazıyor, milleti kendinden kaçar ve kendine yabancı hâle getiriyordu.
Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali' zebûn' (Fuzulî)
Bu olup bitenler karşısında, temiz Anadolu halkı, ya kendine has sabır ve tahammül içinde beklemede veya hüsn ü niyetin verdiği duru anlayışla, bütün bu acâiblikleri 'bir suskunluk içinde' karşılamaktaydı.
Birer ruh sefâleti ve aşağılık duygusu timsali sayılan zavallı 'entelijansiya' mızın durumu ise, bütün bütün yürekler acısıydı. Ona göre şahsiyet gamzeden öze ait her nağme ordubozanlık; müstağriblik hesabına söylenen her türkü, Türk'e yücelik kazandıran bir madalyaydı!
Bu türlü kendinden kaçışlar ve haricî asimilasyonlarla iç değişiklikler, endişe verici buudlara ulaşmıştı. Ve artık, millet teknesi, sağa-sola yalpa yapan bir vapur gibi, batması, her an mukadder görünüyordu. Dillerde binbir yabancı türkü, dudaklarda binbir öldürücü şarap.. kimi erotizimle sarhoş; kimi libido ile, kimi eksistansiyalizmden medet umuyor; kimi hezeyan felsefesine dilbeste, durmadan mihrap değiştiriyor ve ma'buddan ma'buda (!) koşuyordu. İşte tam bu esnada, yabancı bir kısım eller, 'hipnoz' görmüş bu ruhları metrolara bindirip harıl harıl kendi dünyalarına taşımaya başladılar. Cinnet nöbetleri içinde bütün bir nesil, Hasan Sabbah'ın yalancı cennetlerine benzeyen bu cennetlere davet ediliyordu.!
Dün bir şaşkınlık içinde 'Mehlika Sultan'a aşık' toy delikanlılar yerinde, bugün eli kan, üstü kan, bağrı kan ve ne yaptığını çok iyi bilen kanlıdeli bir nesil vardı. Artık dıştaki kargaşa ve hercümerce başka sebep aramaya gerek var mı? Tatmin edilememiş, doyurulamamış ve hatta terk edilmiş bir neslin, çeşitli kamplara ayrılması ve birbirini kıran kırana öldürmesi gayet normal değil mi...? Bugüne kadar onun iç inkırazını sezebildik mi? Onu soysuzlaştıran sebeplere inebildik mi? Halbuki, ona canavarlık öğreten tiranlar karşısında, siyanet meleği gibi onun yanında olmalı değil miydik? Heyhat..! Binbir vahşet senaryosunun sahnelendirilmesi karşısında, sessiz ve infialsiz kaldık... Evet.. bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiç mi hiç bir şey anlamadık.
Sahnenin bu rengârenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün gözbağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızda yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi te'min etti. Aslında buna bir sezme demek de uygun değildir. Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimâî bünyenin, haricî bir kısım erâciften temizlenme, arındırılma ve aslına ircâ zaferi. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk'ün zaferler hanesinde en muallâ yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhüs[5] ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu.
Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rahnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, millî bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar[6] bertaraf edilebilsin...
Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.
Sızıntı, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
TÜRK İSLAM davası için darağacına çıkan ülkücülere terörist diyen fetullah evren paşasını son ümit görüyor..kim gladyocu..okuyun..
Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.
Sızıntı, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
”12 Eylül döneminde Fethullah Gülen’in ‘Sızıntı’ dergisinde Kenan Evren’i ‘kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melek’ diye karşılayan yazıları var.
Zaten devletin kapılarının geniş çerçevede kendisine açılmasının sebebi de budur.
Şu anda Kenan Evren’i hala ‘evliya’ olarak görmelerinin ve toz kondurmayışlarının sebebi budur. Yani kimse masum değil.
Şimdi darbeciler temizlensin diye ekranlarda kusarak konuşanlar 12 Eylül darbesinin destekçileriydi. Buna cevap versinler.”
peki aşağıdaki söz fethullah gülen'e mi ait?
"Ülkeyi komünizm tehlikesinden kurtardığı,din derslerini mecburi hale getirdiği ve milli tarihe sahip çıktığı için 12 Eylülcüleri destekledik."
Fethullah Gülen(Nuriye Akman'la Söyleşi-28.1.1925-Sabah gazetesi)
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
FETTULLAH GÜLEN’İN DARBE DESTEKÇİLİĞİ
Fethullah Gülen’in darbe destekçisi olduğunu iddia eden Nihat Genç, bakın 12 Eylül Askeri Darbesi dönemiyle ilgili neler söylüyor: ”12 Eylül döneminde Fethullah Gülen’in ’Sızıntı’ dergisinde Kenan Evren’i ’kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melek’ diye karşılayan yazıları var.
Alıntı:
Sahnenin bu rengârenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün gözbağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızda yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi te'min etti. Aslında buna bir sezme demek de uygun değildir. Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimâî bünyenin, haricî bir kısım erâciften temizlenme, arındırılma ve aslına ircâ zaferi. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk'ün zaferler hanesinde en muallâ yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhüs[5] ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu.
"...ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz*."
fethullah gülen / "son karakol" / sızıntı
01.10.1980
[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]
Sondan 1. ve 3. paragraflar yazı baştan sona cuntaya'Son Karakol' denip övgülerle dolu ama yazının bu paragrafları tüm yazıyı özetler nitelikte...
Günümüzde medyası ve cemaati'Biz her dönemdeki darbeye karşıyız,12 Eylül Darbesi neyse 27 Mayıs ve 28 Şubat da odur deyip orduyu darbecilikle suçlayan ve darbelerin kötülüğüyle ilgili örnek verirken sürekli'12 Eylülde şu kadar insan asıldı kesildi hapsedildi siz hala Ergenekona mı destek veriyorsunuz' diyen Fethullahçılar hocalarının bu sözüne ne diyecekler merak ediyorum abdnin finansörlüğünde 80'lerde faaliyet gösteren bu zat abd tarafından kontrol edildiği herkesçe bilinen 1 numaralı gladio Kenan Evren'in 12 Eylül cuntasını destekleyip överek neyi amaçlıyor?
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
Bu Cemaata ABD iyi bonkorlük yapmis.....
Abi bu kardinal hakkındaki bütün başlıkları burada toplayalım istersen , bu konuyuda yapışkan konu yapalım .. Bu papa sevdalısının tüm pisliklerini , hilekarlıklarını burada yayınlayalım ...
her love is a rose dead and dying
dropping her petals and man i know
all full of wine the world before her
but sober with no place to go
don't fool yourself
she was heartache from the moment that you met her
Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)