+ Konuyu Cevapla + Yeni Konu Aç
Toplam 41 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Toplam 407 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: FTÖ (Fetullah Terör Örgütü)Fethullah GÜLEN Dedikleri HOCA KİM ?!!

  1. #1
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart FTÖ (Fetullah Terör Örgütü)Fethullah GÜLEN Dedikleri HOCA KİM ?!!



    FTÖ (FETULLAH TERÖR ÖRGÜTÜ)


    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]

    Bu örgütle ilgili bütün

    bilgi,
    belge,
    yazı,
    makale,
    araştırma,
    resim,
    video,

    aklınıza gelebilecek hertürlü materyalin toplanabilmesi için açılmış bir konudur.
    Lütfen duyarlılık gösterelim ve ülkemizin altına,geleceğine dinamitler yerleştirerek vatanımızın bekasına enaz pkk kadar tehlikeli bu örgüt hakkında elimizden gelen bütün itina ve özveriyi verelim.

    Forumda bir çok yerde bu konuya eş olacak konu ve yazılar mevcut ancak tek vücut olmasının anlamının daha göreceli,daha etkili olacağını düşünerek bunun hazırlanmasını düşündüm.

    Selam ve dua ile...



    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]
    Konu KUTLUAY tarafından (05.11.10 Saat 20:00 ) değiştirilmiştir.


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  2. #2
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    Taraf Gazetesi'nin finansörü Fetullah!

    Taraf'ı çıkaran Alkım Gazetecilik, 1992'ye kadar küçük bir yayıneviyken ve batma noktasındayken birdenbire durumu düzeltti. Alkım Yayınevi'nin borçlarını Fetullah bağlantılı Albaraka Türk çekleriyle ödemesi yayıncıların dikkatini çekmişti.O tarihten sonra, birileri, Savaş ve Başar Arslan kardeşlere 'yürü dedi. AKP iktidarıyla birlikte ise 'kanatlandılar'! Arslan kardeşler, Brüksel'de büro açıp AB'yle de ilişkiye geçtiler.

    Fetullahçı gladyo TSK'ya karşı Ergenekon operasyonunu başlatırken, Pentagon,
    Taraf için de düğmeye bastı. Yasemin Çongar, Amerika'dan görevli olarak gönderildi.
    Burada, ABD İstanbul Başkonsolosluğu kolları sıvadı.. 'Vatanı bir kadın memesine satarım' sözüyle meşhur Ahmet Altan, 30 bin YTL maaşla gazetenin kuruluş görevini üstlenmesi için ikna edildi. Taraf yayına başladıktan sonra ayrılacağını söylemişti, ayrılmadı, genel yayın yönetmeni oldu.
    Gazetenin sahibi, Alkım Gazetecilik adına Başar Arslan oldu. Ahmet Altan'ın belirttiğine göre Başar Arslan yayın çizginse hiç karışmadı, odasını bile Altan'a
    bırakıp gitti.

    İLK DESTEK FETHULLAH CEMAATİNDEN
    Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti.
    15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf'taki ilanlara bakıyoruz, 'Alkım Yayınları' dışında, 2008'e kadar ilk bir ayda 'Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği' ağırlıkta.

    Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah'ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde 'Kimse Yok mu?' programı ile başladı. AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi, bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu.

    “Mehmetcik Vakfı” Gelir vergisinden muaf tutulmadı, her ne hikmetse.

    'Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği', şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor.
    Uzmanlar, Fethullah cemaati üzerinden aktarılan paraların asıl kaynağının Amerika olduğunu, Soros'un açık toplum enstitüsünden geldiğini belirtiyorlar.

    Devletin Halkbank ve Vakıfbank'ı ile Fethullah Gülen, daha ilk aydan Taraf'a ilan verenler arasındaydı!

    TAYYİP'in TMSF'Sİ BASTI, DAĞITTI
    Taraf'ın tanıtım ilanları da Fetullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı.
    Hem Zaman, hem Fethullah'ın diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı. Taraf'ın iki de transferi var Zaman'dan.

    Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika'da eğitim gören Leyla İpekçi.
    Taraf, bir devlet kuruluşunun, TMSF'nin elindeki Sabah'ın baskı tesislerinde (Princity) basıldı, dağıtımını da TMSF'ye teslim edilen Merkez Dağıtım yaptı.
    Alkım'ların TMSF Başkanı Ahmet Ertürk'le yakın ilişkisi olduğu belirtiliyor.
    Sabah gazetesi tüm tesisleriyle birlikte Damat Bey'in Çalık Holdingine devredildikten sonra ise Taraf, yine aynı tesislerde basılıyor, yine Çalık Holding'in elindeki Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılıyor.
    Çalık dışındaki taliplilerin Sabah ihalesinden en ufak bir ses çıkarmadan çekilmesinde de Amerikan-İsrail diplomatlarının ya da istihbarat kuruluşlarının etkisi
    var mıdır, ne dersiniz?
    ALTAN, 'EGEMEN GÜÇ'TEN DAHA FAZLA DESTEK TALEP EDİYOR
    'Eğer sizin sattığınız mal zararla satılıyorsa, bu zararı başka yerden karşılamak zorundasınız' demişti Ahmet Altan, Taraf gazetesi çıkmadan 5 gün önce. 10 Kasım 2007 tarihli Zaman'da yayımlanan röportajda Altan, sözlerini şöyle sürdürüyordu: 'Bu da sizi bir yere karşı boynu eğik hale getirir. O yerin neresi olacağına siz kendiniz karar verirsiniz. Ya bir iktidardır, ya bir hükümettir, ya egemen bir güçtür, ya size ilan verecek olandır. Biz hiç kimseye karşı boynumuz eğik olsun istemiyoruz. 1 YTL'den satmamızın nedeni bu.'
    Ahmet Altan'ın anlattığına göre Fethullah cemaatinden gelen ilan paraları ile iktidarın baskı-dağıtım desteği, gazetenin 1 milyon liradan daha ucuza satılmasına olanak vermiyordu. Daha büyük paralar gerekiyordu.
    Kendi deyimiyle 'Vatan satıcısı' Altan, bağlı olduğu 'egemen güç'ten daha fazla destek talep ediyordu.

    O destek 4 ay içinde geldi. Taraf, 8 Mart 2008 tarihinden itibaren 40 kuruşa düşürüldü.
    AYDA EN AZ 500 BİN DOLAR!
    40 kuruşa gazete çıkarmak, ayda en az 500 bin dolar zarar demek. Yayın sektöründen işadamları, 'Matbaanız ve dağıtım şirketiniz yoksa, zarar en az ayda 500 bin dolar olur' diyor.
    Taraf, ilk 4 aylık yayın çizgisiyle bu parayı 'hak etmişti'!
    Pentagon güdümlü Fethullahçı gladyo da daha çok satan bir 'tetikçi gazete'ye ihtiyaç duyuyordu.
    Değişik gazetelerdeki bağlantı mekanizmaları artık temel operasyonlar için yeterli sonuç vermiyordu.
    ABD-İsrail bağlantılı Fethullah sermayesi daha aktif bir biçimde Taraf'a para akıtmalıydı.
    4. ayında, Taraf gazetesine ve Alkım Yayınevi'ne 'çok büyük para akışının başladığı'
    belirtiliyor.
    Taraf odaklı para akışı ve karmaşık ilişkiler öyle boyutlara geldi ki, Aydınlık'ın edindiği bilgilere göre, 40 yaşında medya patronu olan Başar Arslan şu sıralar paniğe kapılmaya başladı.
    21 MART OPERASYONUNDAN 13 GÜN ÖNCE
    Taraf gazetesinin 40 kuruşa düşürüldüğü tarih 8 Mart. Fethullahçı gladyonun üçüncü
    ve ilk geniş kapsamlı Ergenekon operasyonunun tarihi 21 Mart. 21 Mart'ta Türkiye, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'ten, Cumhuriyet, Aydınlık ve Ulusal Kanal
    Genel Yayın yönetmenlerine, Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'na varan geniş çaplı bir operasyonla sarsıldı.

    İşte, Taraf o günler için çıkarılmıştı.
    FETHULLAHÇI İSTİHBARATIN PSİKOLOJİK SAVAŞ BÜLTENİ
    Taraf işin öylesine göbeğindeydi ki, sanık avukatlarına gösterilmeyen 'belgeler' Fethullahçı gladyo tarafından Taraf'a servis ediliyordu. Bunların en çarpıcısı, baskından önce Alkım Yayınları'nın Ankara'daki bürosundan Taraf'a fakslandığı anlaşılan 'Yargıtay Krokisi' belgesiydi.
    Fethullah, Taraf'ı yalnız parayla değil, kirli haberlerle de besliyor.
    Taraf, Fethullahçı istihbaratçıların servis ettiği haberlerle çıkıyor. Emniyet'te yuvalanmış F tipi istihbararatçıların basın bülteni gibi.
    Ahmet Altan'ın medyayı peşlerinden sürükleme iddiasıyla, 'Babıâli'nin kimyasını değiştireceğiz!' sözleri böylece anlam kazanıyordu. Gazete hem F tipi istihbaratçıların yürüttüğü psikolojik savaşın aracı misyonunu yürütüyor, hem de haber kaynaklarının Genelkurmay'dan olduğu yalanını ortaya atıyor. Bu da tipik bir istihbaratçı numarası.
    Fetullahçı Gladyo'nun çok sık başvurduğu bir tertip.


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  3. #3
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    HER GÜN SATIR SATIR ÇEVİRİSİ YAPILIP, AB'YE SUNULUYOR
    Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi'nin sahibi Savaş-Başer Arslan kardeşler, Brüksel'deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği'yle de ilişkiye geçtiler.

    Taraf gazetesi'nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği'nin önüne konuluyor!

    AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor. Alkım Yayınevi'nin, Ahmet Altan'ın 'İçimizdeki Bir Yer' adlı romanının, 2004'te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor. 1 milyon adet basılıp maliyetinin 4'te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi. Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti. Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi'yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser'i basmıştı.

    AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.

    HARİRİ'DEN ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ'NE
    Haziran alından itibaren Taraf'ta yayımlanan ilanlar çoğaldı ve çeşitlendi: Uluslararası Af Örgütü, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Asya Finas, İsrail-MI6 bağlantılı Hariri'ye satılan Türk Telekom'un tam sayfa ilanları Taraf'ta dikkat çekici sıklıkta yayımlanıyor.
    İlan, bir gazeteye para aktarmanın yasal ve gözle görülür yöntemi. Ama tek yöntem değil.
    Bir bankacı, 'Unutmayın Türkiye'de para giriş çıkışı çok kolaydır. Hiç bir denetim yok'
    diyor.
    TARAF AKP'Yİ HİZAYA SOKUYOR
    Taraf, Nisan-Mayıs aylarında yaptığı yayınlarda 'Ergenekon Ordu'ya uzanmalı' kampanyası yürüttü. Bu yayınlar sırasında Taraf, Tayyip-Gül bölünmesinde açıkça Abdullah Gül yanlısı yayın yaptı.. Zamanında Taraf'a destek veren Tayyip Erdoğan,
    bu kez Taraf gazetesinde 'korkaklıkla' suçlandı.
    Yasemin Çongar, 2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da yayımlanan röportajında şöyle diyordu:
    'Diyelim ki AK parti büyük bir pazarlık yaptı, Ergenekon'u güdük bıraktı, AB konusunda zaten durgun olan politikasını sürdürme sözü verdi, diyelim ki devletin
    antidemokratik alışkanlıklarını ve uygulamalarını sorgulamayacak noktaya geldi, o zaman kapatılmaz belki; ama AK Parti, AK Parti olmaktan çıkar. Bu toplum da
    önümüzdeki seçimde başka bir parti bulur kendine.'
    PSİKOLOJİK SAVAŞIN KARARGAHI
    Haziran'dan itibaren Taraf gazetesi, hemen her gün TSK'ya karşı bir yalan uydurup manşetine taşıdı. İşte birkaç manşet 'haber':
    - Genelkurmay'ın yeni kontrgerilla planı (2Haziran).
    - Asker
    - Rektör kumpası (8 Haziran).
    - Yakında darbe olacak (10 Haziran).
    - Genelkurmay'ın Türkiye'yi biçimlendirme planı (20 Haziran).
    - Dağlıca baskını biliniyordu (25 Haziran).
    ORG. BÜYÜKANIT: O GAZETEYİ FİNANSE EDEN KİM ONA BAKIN!
    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 20 Haziranda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı duvarına asılan Atatürk Rölyefi'nin açılış töreni sonrasında verilen
    resepsiyonda şunları söyledi; ' O gazeteyi finanse eden kim, siz ona bakın; bakın sadece o gazetenin finansörü diyorum.'
    Orgeneral Büyükanıt'ın 'O gazete' dediği Taraf. Genelkurmay Başkanı, aynı resepsiyonda şunları da söyledi; 'Dünyada bu kadar saldırıya uğrayan başka bir silahlı kuvvetler var mı? Hele ki bu dönemde. Terörle mücadelede en başarılı olduğu bir sırada.'
    Gazete, 20 Haziran 2008 tarihli sayısında, Genelkurmay Karargahı'nda hazırlandığını iddia ettiği bir dökümanı manşet yapmıştı. İşte Org. Büyükanıt da 'o gazetenin finansörü' nü bu son saldırıdan sonra gündeme getirdi. Aydınlık'a ulaşan bilgiye
    göre Genelkurmay Başkanı, bunları söylerken 'finansörün' kim olduğunu da bilerek
    söylüyordu.

    Ama Taraf'ın Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, Fethullahçı para kaynakları apaçık olduğu halde, bu sefer de Genelkurmay Başkanı'nı 'bildiği para kaynağını açıklamaya' çağırdı. Gazetenin 22 Haziran 2008 tarihli manşeti de bu yöndeydi.
    VE 1 TEMMUZ
    Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekli iki subayın, Org. Hurşit Tolon ve Org. Şener Eruygur'un tutuklanmasıyla sonuçlanan son operasyonla birlikte Taraf, adeta bayram
    ilan etti. 2 Temmuz günkü manşet şöyleydi: Cumhuriyet tarihide ilk defa/ Darbeci paşalar göz altında.
    6 Temuz 2008 tarihli Taraf'ın manşeti şöyleydi: Yargılanacaklar!
    Aynı gün, Emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen 'Darbe günlükleri' Taraf gazetesince yeniden piyasaya sürüldü. Taraf bununla da kalmadı, bir darbe planı daha piyasaya sürdü.
    Operasyon günü Taraf yine TSK'ya saldırı halindeydi. 1 Temmuz günü Taraf gazetesi, CİA'nın kontrolundaki Tuncay Güney'in ifadelerine dayanarak, Ordu'nun
    bölündüğünü öne süren bir manşetle çıkmıştı.
    NEDEN TSK HEDEF?
    Yasemin Çongar, Aksiyon'daki röportajında TSK'yı neden hedef aldıklarını anlattı. 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesi Çongar'da, onların jargonuyla travma yaratmış anlaşılan. 'Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı askerleri gemide bekliyordu Türkiye üzerinden Irak'a geçmek için. Son anda savaş planları bozuldu' diyor Çongar, 'Amerika'nın çıkarları Irak'ın bölünmemesinden yana. Yine o çıkarlar, Irak'ın bugünkü federal yapısını koruyarak Türkiye ile sağlam ilişkiler kurmasını gerektiriyor.'
    Ahmet Altan da Zaman'a konuşurken TSK'nın Kuzey Irak operasyonuna şiddetle karşı çıkıyor ve şöyle diyor:
    'Bunun bedelini kim ödeyecek? Onlar mı, çocuklar mı?'
    Yine Yasemin Çongar, 'Genç Siviller'in düzenlediği bir panelde 'Ergenekon sadece toplum düşmanı değil, dünya düşmanı bir örgüt' diyordu, 'Türkiye'yi dünyadan koparmaya çalışıyor.'
    Kimden? Çongar'ın yanıtı şöyle: 'Başta Avrupa Birliği'nden, ABD'den ve diğer ülkelerden de.'
    TSK DÜŞMANLIĞI, TARAF İÇİNDE DE TARTIŞMA YARATTI
    Taraf'ın yayınları gazetenin kadrosu içinde de tartışma yarattı. Mayıs ayı içinde bazı muhabirler gazeteden istifa etti. 27 Mayıs 2008 tarihli Gerçek Gündem internet sitesinde 'Ahmet Altan'a istifa şoku' başlığıyla yer alan habere göre istifacılar arasında Alev Er de vardı:

    'Taraf Gazetesi'nin yayın politikasına dayanamayan yedi kişi ilişiğini kesti. Taraf Gazetesi'nin Fethullah Gülen-Abdullah Gül hayranlığı çalışanlarını da bıktırdı. Gazetenin yedi çalışanı yönetime istifasını sundu. Gazetecilerin ayrılma gerekçesinin
    'yayın politikası' olduğu öğrenildi.

    'Bize böyle bir gazete yapılacağı söylenmemişti' diyordu ayrılanlar. 'Demokrat, sivil, özgürlükçü bir gazete yapılacaktı. Ancak 17 Mayıs günü Deniz Gezmiş hakkında (ırkçı-yabancı düşmanı) diye bir yazı basıldı. Herkesin kafası karıştı. Biz de bu tablo
    içinde görünmek istemedik.'

    Bir başkası şöyle konuşuyordu: 'Fethullah Gülen ve Abdullah Gül yanlısı gazete yapılıyor. Belgesiz bilgisiz bir şekilde TSK karşıtı haberler yer alıyor. Bunu anlatmaya
    çalıştık. Ama kimse dinlemedi.'
    Haziran başında ise bir kısım Alkım Kitabevi üyeleri 'sola ve devrimci değerlere karşı kampanya başlattığı için' üyeliklerinden istifa ettiler. 'Biz artık niyetin ne olduğunu anlamış bulunuyoruz' diyordu istifacılar, 'Vakit, Yeni Şafak, Zaman gibi bir yayın
    olacaksa Taraf gazetesi, kimsenin tuttuğu yok. Ancak net olarak açıklasın, Truva atını kimse oynamasın!'
    İSRAİL KONSOLOSLUĞU'NDAN TARAF'A ZİYARET
    Yalnızca Amerikan Konsolosluğu değil Taraf için kollarını sıvayan.
    Gerçek Gündem adlı internet gazetesi, 8 Temmuz günü Taraf Gazetesi'ni İsrail Konsolosluğu'nda görevli bir kadın ile bir erkeğin ziyaret ettiğini yazdı.
    Ziyaretçilere üç de koruma eşlik etmişti. Haberde şu satırlara yer verildi:
    Taraf'ın İstanbul Kadıköy'deki bürosunu ziyaret eden İsrail konsolosluğu yetkilileri, binaya zırhlı bir araçla geldi. Taraf'taki gazetecilerin Gerçek Gündem'e verdiği bilgiye göre, İsrail yetkilileri önce Yasemin Çongar'la ardından ise Ahmet Altan'la görüştü. Ziyaretçiler, Altan ve Çongar, daha sonra hep birlikte yemeğe çıktılar.

    Yasemin Çongar'ın başka görevleri de var Taraf için, taa Amerika'dan getirilen Yasemin Çongar, 'Milliyet'in önerdiği tepe yöneticilik teklifini de bağımsız gazetecilik yapabilmek adına reddettiğini' anlattı orda burda. Ayrıca onun görevi gazetecilikle, hatta Taraf'la sınırlı değildi.
    2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da şöyle diyordu Çongar:
    'Batı artık Türkiye ile ilişkilerini tamamen devlet üzerinden değil, iş dünyası ve sivil toplum üzerinden de kurmaya başladı. Sadece İstanbul ve Ankara'yla değil, Anadolu ile de temas ediyorlar artık. Taraf için döndüğümden beri 7 ay içinde birkaç kez
    Güneydoğu'ya gittim, Orta Anadolu'yu 10 yıl aradan sonra gördüm.
    Çongar'la kol kola gördüğümüz isimlerin başında Yıldıray Oğur geliyor. Oğur, 'Genç Siviller' adlı örgütün başkanı. Soros'tan besleniyor, Türkiye'de de 'turuncu devrim' denemesine hazırlanıyorlar.


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  4. #4
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart Fettoş .......

    FETTOŞ .......

    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] Fettoş Teksasi Muhteremlerine hakettiği cevabımızdır
    Teksasa yuva kurup,
    Buraya ötme Fettoş.
    İtlere arka verip,
    Türklere çatma Fettoş.
    Ağladın, ünlü oldun,
    Nede çok yönlü oldun,
    Diyalog dinli oldun,
    Daha çok, batma Fettoş....


    Düşmanımın bağından,
    Örümceğin ağından,
    Pentagon kucağından,
    Ermişlik satma Fettoş.
    Amerika dostum, de
    Feda olsun postum, de
    Emrettiler coştum, de,
    Dinimi katma Fettoş.
    Batı gaz verdi şiştin,
    Bush’un yanında piştin,
    BOP’un içine düştün,
    Martaval atma Fettoş.
    O kucaktan artık in,
    Eşeğin çok, sırta bin,
    Gel artık, yurduna dön,
    Eyleme, etme Fettoş.
    Gün gelir işin biter,
    Kullanan seni atar,
    Müritlerin de satar,
    O güne yetme Fettoş.
    İlhan Esen


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  5. #5
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart ILIMLI İSLAM VE DİNLER ARASI DİYALOG NEDİR..dinler arası dialog alçaklığı..

    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]
    Bir zamanlar beyniyle, kalbiyle; içiyle-dışıyla; gaye ve maksadıyla İNSAN gibi İNSAN birini tanımıştım.. Bu zatı muhteremin bize, bazı önemli tavsiyeleri olmuştu. Bunlardan biri de şuydu: " Konuştuğunuz gibi yazın ve yazdığınız gibi de konuşun. Yediden yetmişe sizi okuyan ve dinleyenler konuştuğunuzu ve yazdığınızı kolaylıkla, hiç zorlanmadan anlasınlar.. Eğer böyle değil de bilmece gibi yazar ve âdalı ve imâlı konuşursanız muhatabınız olan insanlara haksızlık yapmış olursunuz. Bunun da literatürdeki adı: KUL HAKKIDIR!!

    O gün bugün -mümkün mertebe - buna dikkat ediyoruz.. Herkesin, her sınıfın ve her kültürden gelen insanın anlayacağı şekilde-eğmeden-bükmeden- konuşuyor ve yazıyoruz. Yani. Kaş yaparken göz çıkarmamak ve Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak için elimizden gelen her türlü gayreti gösteriyoruz. Burada, bu çalışmamızda da aynısı yapacağız. Bildiğimiz ve inandığımız gibi-açık ve net- yazacağız ve yazdığımız gibi de inanancağız. Bunu ifade ettikten sonra esas konuya gelmek istiyorum.
    Şu ana dek, diyalog konusuna temas edip etmemekte bir türlü karar veremedim bekledim... Yazılanlar, konuşulanlar, tartışılanlar ve geleceğe ait yapılmak istenilen yanlışlar karşısında,daha fazla duramadım, duramazdım.... Mutlaka bu mesele ile alakalı bildiklerimi, gördüklerimi, duyduklarımı, okuduklarımı ve hissettiklerimi gündeme getirip bunlarla ilgili düşünce ve görüşlerimi yazıp, üzerime düşen görevi yapmalıydım.. Buna mecburdum, mahkumdum... Çünkü söz konusu olan, Türk Milleti'nin diniydi, diliydi, vatanıydı, devlet ve milletiydi..Bayarak ve sancağıydı... Biz Türkler bu kutsallar için, bunların ebediyete kadar var olup yaşaması için; 55 milyon şehit vermiş bir milletiz Bu itibarla, bu mukaddes kavramlara karşı sorumluluğumuzun Tanrı Dağları kadar büyük ve Hıra dağı kadar da kutsal olduğunu biliyoruz.
    Acı da Olsa Hakikati Söylemek İlahi Bir Vecibedir
    Keşke böyle bir mecburiyetimiz olmamış olsaydı!.. Ama var!.... Öncelikle şunu ifade etmeliyim. Eleştiri, bir insanlık sanatıdır."İnsanlığın tarihi, bir yönüyle mevcutla yetinmeyen insanların tarihidir... İnsanlığın bugünkü birikimini, oluşturduğu medeniyetleri bir yerde mevcuda yapılan eleştiriye borçluyuz... Yani gelişme, ilerleme olacaksa beğenmezlik de olacaktır, eleştiri de... Esasen aklı başında hiç kimse, bu yönüyle eleştiriye karşı değildir, olamaz da.... O halde çare, eleştiriye bir meşruiyet zemini oluşturmaktır.... Bir fikir hareketinde, herhangi bir hizmet faaliyetinde eleştirinin varlığı, olmazsa olmaz mesabesindedir. Bu demektir ki İNSANLARIN ELEŞTİRİ YAPMASI HEM HAKLARI, HEM DE VAZİFELERİDİR".
    Eleştirmek Hakaret Etmek Değildir!
    Önemine binaen bir gerçeği, büyük harflerle bir kez daha paylaşmak istiyorum. ELEŞTİRİ, HAKARET OLARAK TELAKKİ EDİLMEMELİDİR! Bunu yaparken uyarı görevini yerine getirmek istenilirken doğrular ve yanlışlar; çirkinlik ve güzellikler işaretlenirken mümkün mertebe- dikkatli ve rikkatli hareket etmeye çalışmalıyız. Çünkü eleştiride bulunmak HAKARET ETMEK DEĞİLDİR, ASLA!! Ben burada bu görevi yaparken, yani –artı ve eksileri- göstermeye çalışırken elimden geldiğince buna dikkat edeceğim. Temkinli davranacağım...Çünkü; kaş yaparken göz çıkarmanın, düzelteyim derken çok daha bozmanın bir Müslüman olarak, büyük günahlardan biri olduğuna inanmaktayım..
    Nedir Dinler Arası Diyalog?..
    Efendim, gerek kendi vatandaşlarımızla ve gerekse başka ülke insanları ile diyaloga yani tanışmaya, görüşmeye , konuşmaya güzel ve doğru olan şeyler üzerinde anlaşmaya su, hava kadar ihtiyacımız olduğuna yürekten inanan biriyim. Bunun öncelikle bilinmesini istiyorum.
    Bahis Mevzu Olan Diyalog Çok Farklı. Efendim; Bugünkü "Dinler arası diyalog", bize göre maalesef bir Vatikan projesidir. Bu projeyi, Vatikan finansa etmektedir. "Hoşgörü" ise bir Vatikan yalanı, bir Vatikan zehridir.. Vatikan'ın "hoşgörüden" anladığı, "Ben senin ülkende Misyonerlik yapacağım; sen beni hoş göreceksin; Filistin'de çocukların kollarını taşla kıracağım, ben Irak'ı işgal edeceğim, ben Kıbrıs'ı Rumlara teslim edeceğim, ben Bosna'da üç yıl boyunca on binlerce insanı katledeceğim,...sen bunları hoş göreceksin, itiraz etmeyeceksin cihattan falan bahsetmeyeceksin... Kısaca "Dur" dediğim yerde duracak, "Git" dediğim yerde gideceksin... aynen koyun gibi olacaksın... Milli Devlet, milli Ülkü, milli iktidar gibi kavramları bırakacak, vatanı, bir uçtan bir uca "gayri milli" unsurlarla tıka-basa dolduracaksın..

    Evet değerli okuyucu, bugünkü siyasi diyalog, budur. Şu anda ismine dinler arası diyalog denilen şey; evet, bir Misyoner faaliyetidir. Bir diğer ifadeyle Diyalog, Müslümanları Hıristiyanlığa dönüştürme hareketidir.. Hiçbir zaman bir Hıristiyan, bir Musevi Hz. Muhammet'i Peygamber olarak kabul etmedi, ve etmez de. Özellikle de Hıristiyan aydınlar.... Eğer kabul ederlerse, Hıristiyan kalmazlar.......
    Hıristiyanlara İslam Dinini Öğretiyoruz
    Diyalogcu kardeşlerimizin ortaya attıkları iddialarından biri de "Biz Hıristiyanlara İslam dinini öğretiyoruz" olmaktadır. Nerede.... Ahh keşke dedikleri doğru olsaydı, bunu kim istemezdi... Fakat maalesef bu doğru değil... AB ülkelerinde, Müslüman olmuş Hıristiyanlar yok denecek kadar azdır. Bu konuda yapılan yayınlar -üzgünüm-, gerçeği pek ifade etmiyor ve dolayısıyla reklamdan öteye geçmiyor. Görevim icabı, uzun yıllar Avrupa ülkelerinde bulundum. Bana inanmanızı istiyorum. Aklı başında, beyni sağlam içinde insan kalbi taşıyan; Müslüman olmuş herhangi bir ıristiyan'la karşılaşmadım.Almanya'nın bir şehrinde, bir toplantıda üç kişi (evet sadece üç kişi) tanıdım. Bu insanlar Hıristiyanlıktan ayrılmasına ayrılmışlardı ama; ne var ki Müslüman da olamamışlardı. İslam sarayına dış kabının anahtar deliğinden bakan ve ilahi nizamı oradan tanımaya, anlamaya çalışan bizimkiler(?!), o zavallı insanları da kendilerine benzetmişler ve aynen kendileri gibi yapmışlardı.

    Cahil..Bilgisiz... ilgisiz ve sevgisiz...Bir diğer ifadeyle, kaba-saba ve saldırgan.... Bu konu gündeme geldiğinde biz; gayrimüslimlerin, İslam'ı, sadece şekli ve ismi Müslüman olan insanlardan değil de; İslam dininin kendisinden, onun özünden ve onun sözünden öğrenmelerini istemişizdir. Evet aynen öyle; Bu konuda aynanın ve aynaların önemi çok büyük!. Şu anda mukaddes nizamın vitrininde yer almış olan aynalar(?!) üzülerek ifade ediyorum; mukaddes dinimiz İslam'ı ve onun milli ve manevi değerlerini yansıtmaktan çok uzak, çok... Kirli ve tozlu..kapa ve sapa....kin ve nefret dolu... Aklının bir parçasını., Kalbinin-duygularının- ise hiç birini.... kullanmıyor. Böyle bir ayna mı olur.... Olsa ne olur, olmasa ne olur....
    Hıristiyanlarla Diyaloga Önem Verenler...
    Hıristiyanlarla, diyaloga bu kadar önem veren insanlar, nasıl olur da Müslüman Türk insanı ile, aynı şeyi yapmak için fazla bir gayret göstermezler!.. Doğrusu bunu da anlamıyoruz.... Bu işlere, Türk birliğine ve Türk dirliğine; vatan ve millet bütünlüğüne; Türk devletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin bekasına.... ve bir başka ifadeyle; beyinler ve yürekler arası iletişim kurmaya.. ve kısaca "GÖNÜL SEFERBİRLİĞİNE" kendimizden, Türk milletlinin içinden başlamamız gerekmez miydi??... Bunu ihmal ederek, görmezlikten gelerek ne yapılır, ne kadarı yapılır ve nereye gidilebilinir... Bir insan ve "ölüm sonraki hayata inanmış" bir Müslüman olarak, sorumluluk alanımıza; önce ailemiz; komşu ve akrabalarımız; milletimiz ve daha sonra da mensup olduğumuz Ümmetimiz ve en sonunda da bütün insanlık girmektedir, değil mi?? Bunları, birinci, ikinci ve.... derecede sorumlu olduklarımızı göz ardı ederek nereye ve nasıl gidebiliriz..Biran için diyelim ki gittik.... Netice alabilir miyiz?? Barış köprüsüymüş.... Sevsinler...

    Bizi biz yapan; bizi bir millet yapan ve bin yıldan beri bir arada tutan ve yaşatan beyinler, gönüller ve niyetler arası köprülerimiz birer birer yıkılırken, siz tutun haritada ismi bulunmayan birtakım devletçiklerle aramıza köprü kuruyoruz deyin. Buna kargalar bile güler, biliyor musunuz... Küresel barış....adalarıymış. Bazı yazar ve çizerler böyle söylüyor ve böyle yazıyorlar. Biz de onları. hayret ve dehşet içinde okuyoruz...."Küresel barış adaları...." Şu söze bir bakar mısınız?... Ne muhteşem bir edebiyattır bu. Altından üstünden; sağından solundan bir şeyler damlıyor...Sizce .ne damlıyor olabilir... Yakışmıyor... Türk aydınına ve özellikle de Türk Milliyetçisine(!)hiç mi hiç yakışmıyor... Çünkü doğru değil bu.... Neyi kaç kişiyi kaç beyni, kalbi bir araya getirmiş, tanıtmış, tanıştırmış bu adalar, söyler misiniz?...

    Her olaya, her bir kavrama altı cepheden bakmayan -bakamayan- insandan Türk aydını özellikle de Türk münevveri olamaz asla!! Türkiye, birtakım emperyalist devletler tarafından- içinden ve dışından- kuşatılırken siz cinlerin bile haberdar olmadı ülkelere "barış adaları" tesis ettiğinizi ifa ediyorsunuz. Bizim bu ülkelerle herhangi bir düşmanlığımız mı var ki; barış adasına ihtiyaç olsun..Sizin dostluk ve barış götürdüğünüzü iddia ettiğiniz bu ülkelerin ekseriyeti bizi tanımaz biz de onları...Bize düşman olan, topraklarımızın üstünde ve altında gözü bulunan ülkeler belli. Siz onlardan bahsedin bize. Bizim Laust isimli ülke ile ne işimiz olabilir.. Biraz önce dediğimiz gibi, birbirimizi tanımayız....Onlar bizim, dünyanın neresinde olduğumuzu ve biz de onların evrenin hangi kıtasında yer aldıklarını bilmeyiz...

    Bir başka iddia.... Bu okullar vasıtasıyla dünyaya açılıyormuşuz.... Böyle diyenler de var..., Hangi dünyaya ve nasıl bir dünyaya.... Vatan topraklarında Türk'ü Türk yapan değerler hızla kapanırken, siz tutuyor dünyaya açılmaktan söz ediyorsunuz.... İnsana:" Himmete muhtaç dede, nasıl gayriye himmet ede"demezler mi... Galiba bu konuda en güzel soruyu, Ülkü Ocakları dergisinin (Şubat 2006) sayısının kapağında, arkadaşlarımız yöneltmişler: "COĞRAFYAMIZ KAN AĞLARKEN HANGİ DİYALOG?!!"
    Hıristiyanlardaki Zihniyet Bu Değil mi?..
    Hıristiyanlar bugün aynen şöyle demektedirler: Muhammed, Kur'an'ı İncil'den ve Tevrat'tan aşırmıştır. Ne var ki onu da doğru dürüst yapmamıştır. İşine geleni almış ve gelmeyeni de atmıştır. Evet...o insanlar aynen böyle düşünmektedirler. Söylenen sözler ve yapılan iddialar asla doğru değildir. Doğru olan, gelmiş-geçmiş bütün semavi kitapların, en son gelen Kur'an-ı Kerim'de toplanmış olmalarıdır.
    Şunun Bunun Çöplüklerinde Bekleyenler!
    Diyalogcular, yani varlıklarını Brüksel'e bağlayan, liberal Müslümanlar! Avrupa'nın kapılarında, Pentagonun çöplüklerinde, Viyana'nın mahzenlerinde bekleşenler şunu iyi bilsinler ki, hiçbir zaman emellerine ulaşamayacaklardır. Türk Müslümanları buna izin vermeyecektir. Türkler, bu din için ve bu dinin yeryüzüne yayılması ve dolayısıyla insanlığın bu yüce nizamdan yeteri kadar nasip alması için;elli milyondan fazla şehit vermiş bir millettir. Evet.. evet bu kutsal nizamın temelinde ve ruhunda elli beş milyon şehit Türk'ün kanı, canı ve hayatı vardır. Siz bunu biliyor musunuz, TÜRKLÜK GURUR VE ŞUURUNDAN bihaber; İSLAM AHLAK VE FAZİLETİNDEN yeteri kadar nasiplenmemiş Müslümanlar!
    Şeytanın Değirmenine Su Taşımak
    Diyalogcular, artık, küresel emperyalistlerin, kendilerini kapı kulu olarak kullandıklarını anlamak zorundadırlar! Biz dinler arası diyalogun, Türk Müslümanlarını nasıl tahrip ettiğini biliyor ve görüyoruz.. Tez zamanda bu insanların da bu felaketi görüp anlamalarını bekliyoruz. Bir de Hıristiyan diyalogcular, Müslümanların topraklarını ayaklarının altından çekip almak istiyorlar. Bu sebeple dinler arası diyalog safsatası, bir yerde"ŞEYTANIN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR." Söz buraya gelmişken, bir defa daha sormak istiyoruz. HIRİSTİYANLAR ARASINDA DİYALOGA BU KADAR ÖNEM VERENLER, İÇİN MÜSLÜMAN TÜRKLER ARASINDA YETERİ KADAR DİYALOGU GELİŞTİRİP GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN ÇAPA SARFETMİYORLAR??...
    Eğer Diyalog Bir İhtiyaçsa....
    Eğer diyalog mutlaka bir ihtiyaçsa,(ki bizde ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz) bunu DİNLER ARASINDA değil; kültürler arasında yapmak lazım. Başka bir söyleyişle milletlerin ve devletlerin beyin ve kalpleri arasında olmalıdır. Dinler Arası.... Anlamadım... Hangi dinler arası..... bayım! Söyler misiniz, İSLAM dininden başka bir"İLAHİ" din var mı yeryüzünde.... Yutkunmayın; ALLAH aşkına konuşun! Tekrar soruyorum Var mı?.. Bin bir parçaya ayrılmış, beyninden ve kalbinden bin bir yara almış bir kavrama din demek "ilahi " demek mümkün mü ALLAH aşkına!!
    Cenab-ı HAKK ":BUGÜN SİZE DİNİNİZİ KEMALE ERDİRDİM, İMETLERİMİ ÜZERİNİZE TAMAMLADIM. SİZİN İÇİN DİN OLARAK İSLAM'I BEĞENDİM" " (Maide, Ayet:3) buyurmadı mı?.. Dinler arası diyalog..... Hangi dinler arası... kardeşim?!... ALLAH'tan korkun, insanı çatlatmayın!!! Ne olur..... Niçin milletler, devletler, kültürler arası değil de dinler arası.... "Dinler arası" demekle, diğer muharref dinleri meşrulaştırmış olmuyor muyuz? Gafil Müslümanlar için bundan daha büyük bir "tuzak" olur mu?... Ne olur bir de siz söyleyin: Olur mu?...
    Burada Kendi Vatanımızda ve Kendi Milletimizin İçinde Bu kadar İhtiyaç Varken....
    Hep düşünmüşüzdür, sürekli kafamıza takılıp durmuştur. Yeri gelmişken şunu da öğrenmek istiyoruz.. Efendiler, bu vatan çocuklarının, bizim çocuklarımızın bunca ihtiyacı varken, siz nasıl olur da maddi ve manevi yatırımınızı- beyin ve kalp hizmetlerinizi dünyanın öbür ucundaki insanlara götürür, okullarınızı, bu uzak diyarlarda açar, eğitim ve öğretim çalışmalarınızı buralarda bu adı-sanı duyulmayan ülkelerde sürdürürsünüz!....
    Niçin Kendi Vatanımızda Değil?..
    Bu milletin çocukları cehaletten -ilim ve irfansızlıktan- kırım kırım kırılırken; bir çok maddi ve manevi çaresizlik içinde inim inim inlerken siz tuttunuz dünyanın öbür ucunda bilmem kimin ülkesinde muhteşem binalar kurdunuz...Onları beş yıldızlı oteller gibi tefriş ettiniz ve bu ülkelerdeki mutlu azınlığın mesut çocuklarını bir araya getirdiniz. Bunun neresinde hizmet, neresinde HAKK'ın rızası var??.. Biliyor musunuz; Biz bu hareketinizin ilahi ölçülere uygun olmadığını düşünüyoruz. Yüce HALIKK, yarın Mahşerde kuracağı büyük mahkemede sizi, bizi: Her şeyden önce bu vatandan ve bu vatanın vatandaşlarından -ortaklarından-bu ülkeyi vatanlaştıran-kutsallaştıran- maddi ve manevi değerlerden ve bilhassa da HARİKALAR HARİKASI, ZAVALLILAR ZAVALLISI KARDEŞİM İNSANDAN hesaba çekecektir, bunun böyle olduğunu ve olacağını sizde çok iyi biliyorsunuz. Daha doğrusu, bilmek mecburiyetindesiniz! ALLAH tarafında uhdemize tevdii edilen çok sayıda emanet var. Bu sayılmayacak kadar çok olan emanetlerin ilk sırasını vatan, millet, devlet ve bayrak almaktadır. Unutmayalım. İslam, vatan müdafaasında ölenlere şehitlik payesi vermiştir.

    Eğer vatan bu derece önemli olmasaydı, vatanı korurken teslimi ruh edenler şehit olabilirler miydi??.. İşte aziz Akif'in haykırışı bunun içindir: CANI, CÂNÂNI, BÜTÜN VARIMI ALSIN DA HUDA; ETMESİN, TEK VATANIMDAN BENİ DÜNYADA CÜDA. Keza, devlet de böyle....Bu satırların yazarı, kırk yıla yakın babasız yaşamaktadır. Devlet Türk devleti söz konusu olduğunda, her defasında sorar: Şu kadar zamandır, babasız; bu kadar vakittir anası yaşamaktasın. Ya devletsiz....Ya bayraksız....acaba kırk dakika yaşayabilir miydin?.. Ne dersin.... Ne mümkün..... Cenab-ı HAKK bizi ve gelecek neslimizi sonsuza dek ne devletsiz, ne milletsiz ve ne de bayraksız ve sancaksız bırakmasın! (Âmin...Ya Muin!....)

    Dünya Haritasında İsmi Zor Bulunan Ülkeler
    Diyeceksiniz ki (diyorsunuz da) Bizim burada, bu vatan içinde de okullarımız ve dershanelerimiz var. Binaenaleyh, biz, bir vatandaş olarak görevimizi, burada bu vatanda da yapıyoruz. Biz ancak arta kalan hizmetimizi başka ülkelere taşıyoruz. Biz de hemen sormak istiyoruz: Burada yaptıklarınızı kafi görüyor musunuz? Yetiyor mu?.. Niçin daha çok olmasın..... Milyonlarca Türk çocuğu, fikren, ruhen ve beden aç-açık, sersefil bir şekilde etrafta dolaşırken, kan ve gözyaşı sebil olmuş, vatanın dört bir yanında akarken; siz tutun Madagaskar'da, Singapur'da, Lausta (Laust: ilk defa duydum...Haritada aradım.. maalesef bulamadım) okul açın... Olacak şey mi ALLAH aşkına?!... "EVE LAZIM OLAN CAMİYE HARAMDI" öyle mi?... İlahi prensip böyle değil miydi....
    İstiklal Marşı Okutuyorlarmış......
    Kuş uçmaz, kervan geçmez dünyanın bilmem hangi ülkesinde ,bir avuç mutlu azınlığın sayıları iki elin parmağını geçmeyen çocukları İstiklal Marşımızı okusalar ne olur, okumasalar ne olur... Burada, milyonlarca şehidin kanı ve canı ile yoğrulmuş öz vatan topraklarında, binlerce on binlerce Türk çocuğu, Vatanına ve milletine kin ve nefret içinde doğarken, büyürken ve sokaklarda, ölmek ve öldürmek için insan ararken, sizin Dubai çocuklarına İstiklal Marşı okutmuş olmanız çok mu önemli.... Söyler misiniz, neye yarar, nerede yarar ve ne kadar yarar.... Yahu nasıl da buna, bunun doğru bir davranış olduğuna inanıyor ve inandırıyorsunuz....
    Ne Olur İnsanı Daha Fazla Çatlatmayın!..
    Bizden daha fakir, bizim insanımızdan çok daha çaresiz başka bir millet mi var yeryüzünde.... Fakirlik; sadece parasızlık demek değil, bunu niçin anlamıyorsunuz?!... Din fakirliği... Dil fakirliği... Ahlak ve edep fakirliği.... Şeref ve haysiyet fakirliği... Birlik ve dirlik fakirliği... Tarih ve kültür fakirliği....vatan ve millet fakirliği... Var da var... Bunlardan sadece biridir maddi fakirlik.karın açlığı.... Sırt açıklığı... Bunca vatan çocuğu bilgisizlik ilgisizlik, sevgisizlik ve kısaca beyin, kalp ve mide açlığından yer ile yeksan olurken siz kalkıyor dünya haritasında yeri dahi belli olmayan memleketlere -sözüm ona- hizmet götürüyorsunuz. Bunun neresinde akıl, izan, mantık var?? Var mı?.... Çok az..... Derinliğine ve genişliğine bir de siz düşünün.... Türkiye'yi tanıtıyoruz...Türk Milletinin sesini duyuruyoruz...Yabancılara İstiklal Marşı Okutuyoruz....
    Bunlar Az mı Şeyler....
    Bir an için diyelim ki doğru,bunlar az şey değil...evet bunları yapıyor; haklısınız.... Ama bunları bilmeye İstiklâl Marşımızı ezberleyip okumaya ve dolayısıyla içine, ruhuna, şuuruna yerleştirmeye bizim çocuklarımızın bu vatan çocuklarının herkesten ve her şeyden çok daha fazla ihtiyaçları var... Olanları görmüyor musunuz? ve olacakları niçin hissetmiyorsunuz?... Yoksa size göre biz, felaket tellallığı mı yapıyoruz?... Keşke öyle olsaydı; sizin dediğiniz gibi olsaydı , biz düşüncelerimizde haksız, siz haklı çıkmış olsaydınız; buna en az sizin kadar biz de sevinirdik! Vatan bir uçtan bir uca Türkiye'yi unutanlarla dolup taşarken; her geçen gün Türk'ün bin yıldan beri yurt edindiği, vatanlaştırdığı kutsal Anadolu topraklarında sesi nefesi kesilmek istenirken; vatan çocuklarının büyük bir kısmı, değil İstiklal Marşı okumak; Ona, İstiklal Marşımıza ve Onun ihtiva ettiği ve işaret ettiği kutsal mefhumlara kin ve nefret içinde -düşmanca- yetişirken, yetiştirilirken; vatan topraklarımız parça parça, bölge bölge Haçlılara peşkeş çekilirken; her karışında şehit kanı bulunan topraklarımız, ayağımızın altından alınırken, çekilirken; akıp giderken; Türk Milleti'nin birliği ve dirliği bin bir yara-bere içinde kalırken; Türk Bayrağı iki de bir çiğnenir ve kirli ellerde parçalanıp dururken sizin yaban ellerde yaban çocuklarına Türkiye'yi tanıtmış, Türk'ün sesini duyurmuş ve İstiklal Marşı okutmuş olmanızın, bu olup-bitenlerin yanında ne kıymeti olabilir....


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  6. #6
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    Yanlış mı düşünüyoruz... Gerçek böyle değil mi?.... Eğer yanlışsa; Söyleyin, neresi yanlış....ve niçin yanlış... İzninizle dostlar, bir de sizden şunu öğrenmek istiyorum. Niçin İlgi Alanınıza Hep Zengin Çocukları veya bilgili, Zeki Çocuklar Girmektedir? Yoksa "hizmet" mefhumu, "bacasız sanayi" kavr***** bir maske olarak mı kullanılmaktadır... Hayır! Böyledir, demek istemiyorum.. Sûizanın ne demek olduğunu, ne büyük bir günah olduğunu çok iyi biliyorum.. Aklımın ve vicdanımın kabul etmediği şeyleri gördükçe, okudukça, duydukça gayri ihtiyari bunu düşünmemekten de kendimi alamıyorum. Evet.... Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında siz genellikle zengin çocuklarına talip oluyor ve hizmeti onlara mutlu azınlığın akıllı ve zeki çocuklarına götürüyorsunuz. Okul ve dershanelerinizde ve özellikle de üniversitelerinizde bir çiftçi, bir işçi, bir esnaf ve bir SKK emeklisinin çocuğu var mı?!.. Sorumu bir kez daha tekrar etmek istiyorum: Var mı?...

    Genel olarak soruyorum. Siz de lütfen cevabınızı genelden veriniz! İstisna olanları ben sorumun dışında bıraktım, siz de cevap verirken böyle yapınız.. Evet, evet. Öteden beri dikkat ederiz. ilgi ve alakanızı bilgili, zeki ve aynı zamanda da hali vakti yerinde olan aile çocuklarının üzerinde yoğunlaştırmaktasınız. Bu itibarla muhataplarınız , Lise sınavlarına hazırlanan ve yüksek puanlar alan çocuklar veya ÖSS sınavına hazırlanan Fen Lisesi, Anadolu Lisesi öğrencileri olmaktadır. Hizmetlerinizi bunların üzerine teksif ediyor, maddi ve manevi yatırımınızı gelecekte önemli mevkileri işgal edecek, yönetimde, siyasette, ticarette sözü geçecek; istikbali parlak gençlere yapmaktasınız. Peki,.bu özellikleri taşımayan fakir fukaranın çocuklarının elinden kim tutacak, yüreklerini ve beyinlerini kim ihya edecek ve dolayısıyla bu yavrularımızı bu vatana ve bu millete kim kazandıracak!!Tabii, anlıyoruz, maddi ve manevi zavallı gençleri yetiştirmek zor, zahmetli bir iş.. Onların "hizmet"e layık birer insana dönüştürülmesi belki de zaman kaybı. Her yönden birikim sahibi gencimiz ise kolaylıkla şekil verilebilecek hamur kıvamında..Haliyle bu gibi çocukların beyin ve kalplerine öğretilerinizi; geleceğe ait düşüncelerinizi çok daha kolay yerleştirebiliyorsunuz. Siz bu durumda kolaya talip olmuş olmuyor musunuz..... Şunu bilin ki; bu hayatta kolay zannettiklerimiz zor; zor gördüklerimiz, zor olduğunu düşündüklerimiz ise kolaydır....
    Öğretiler..... Ah keşke içinde yeteri kadar Türk milletinin birliği ve dirliği; vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü; devletin Türk Devletinin bekası da olsaydı-olabilseydi-.Ne kadar da çok iyi olurdu. Evet bunlar"öğretilerde" yok denecek kadar az. Eğer böyle olmasaydı, şu anda bu kavramlarla ilgili de üç-beş kitap yazar ve Türk çocuklarının istifadesine sunmuş olurdunuz. Cemaatınıza ait çok sayıda eser var. Niçin bunların arasında bir vatan,bir millet, bir bayrak ve bir devlet risalesi yok?! Var da, bizim mi haberimiz yok... Eğer böyleyse özür dileriz. Maalesef yok......
    Ne yazı ki; Milli kavramlara TÜRK'Ü TÜRK YAPAN unsurlara, "olsa da olur, olmasa da olur...".mantığı içinde yaklaşılmaktadır. Hayır! Olmaz!.... Eğer böyle ise bu mantıkla hareket ediliyorsa; doğru düşünülmüyor yanlış yapılıyor, demektir. Çünkü İslam bir bütündür.yerde- gökte; dünyada ve ukbada yaş-kuru, canlı-cansız... maddi-manevi; dünyevi ve uhrevi... ne varsa, hepsi evet hepsi bu dinin içinde mevcuttur. ALLAH muhafaza eğer bu dinden, vatan ve milleti, bayrak ve devleti yani milli dinamiklerimizi çıkarır, kenara bırakırsak; bu din, din olmaktan,ilahi olmaktan çıkar... Çünkü bunlar milli ve mukaddes kavramlar, İslam Dininin özü ve esası mesabesindedir. Anlamıyorum...anlayamıyorum....ve bunun için olsa gerek, bir kez daha sormadan edemiyorum.: Birtakım cemaat ve tarikatlar, gerek dini hayatlarında ve gerekse eğitim ve öğretim çalışmalarında acaba niçin bu dinin milli boyutunda yeteri kadar durmuyor ve yaşamlarında milleti millet yapan milli kavramlara kafi derecede yer vermiyorlar!! Bunu bize,-neden ve niçinleri ile birlikte-birilerinin anlatması lazım. Bekliyoruz....

    Bunu yaparken, sakın hakaret etmeye kalkışmayın! Nasıl ki konuşmak"ses" çıkarmak değilse; tartışmak-eleştirmek de " hakaret" etmek değildir. Bir defa daha hatırlatmak istedik. Beyni sağlam, kalbi temiz ve niyeti düzgün olan insan, konuşur, ses çıkarmaz; tartışır, hakaret etmez...Bunu yapanlar, mütecaviz insanlar, fikren, ruhen ve beden hasta kimselerdir. Biz böyle insanların sesini duymak istemeyiz. Hakaret ihtiva eden yazılarını da okumadan çöpe atarız.
    Sahih;
    Niçin Mutlu Azınlık?
    Bu nasıl bir hizmettir ki, hep mutlu azınlığın -bir eli yağda, bir eli balda -çocuklarına talip olmakta ve onları çok daha mesut ve bahtiyar kılmaktadır! Peki, meşhur ifadesiyle, söyler misiniz, garip kurabanın- fakir fukaranın çaresiz(beyni, kalbi ve midesi aç)çocuklarına kim sahip çıkacak?. Bilmenizi istiyoruz; Biz bu davranışınızı da "hizmet ehli" kavr***** pek yakıştıramıyoruz.. Cenab-ı Peygamber, böyle mi yapardı...Hep zenginlerle mi düşüp-kalkardı ve zekası üstün, istikbali parlak olan çocuklarla mı meşgul olurdu?. O, dostlarından biri olan İbn Af'a aynen şöyle diyordu: "EY İBNİ AF, SEN ZENGİN BİR ADAMSIN. SENİN CENNETE GİRMEN GERÇEKTEN DE ÇOK ZOR OLUR. O HALDE ALLAH İÇİN BOL BOL VER Kİ AYAKLARIN BAĞI ÇÖZÜLSÜN"(İbn Sa'd Tabakat,3/131) Eskiler, şanlı ceddimiz, zenginlerle kabir komşusu bile olmak istemezlerdi. Bir büyük zat öleceği sırada şunu vasiyet ediyordu: "BENİ İÇİNDE YAŞADIĞIM TOPLUMUN EN FAKİR İNSANLARININ YANINA DEFNEDİN!" Hayat ve içindeki tüm güzellikleri cehenneme çevirenler zengin denen kudurganlardır. Nasıl olur da sizin ilgi alanlarınızda ve hizmet mekanlarınızda birinci sırayı hep bunlar almaktadır.

    Vallahi söylenecek söz çok... Onlarca yüzlerce sayfa doldurmak lazım. Yazmazsak konuşmazsak..... içimiz yanıyor, konuştuğumuzda da bu defa dostlar inciniyor... Bizde şaşırdık ne yapacağımızı. Ne olur...incinip, hemen köpürmeyin.. Her ne hikmetse, hep böyle yapıyorsunuz...Hoşunuza gitmeyen, sizi mutlu etmeyen bir yazı okuduğunuzda , hemen kaleme sarılıyor hakaretlerinizi üzerimize yağmur gibi yağdırıyorsunuz. Sabır yok...Sebat yok...Anlayış yok....Vefa yok.... Çünkü beyin ve kalpler "fıtrata uygun" beslenmemiştir. Bünye de gıdasını "dengeli "doğru dürüst almayınca haliyle sinirler lime lime dökülüyor. Önce yazdıklarımızı beyin ve yürek süzgecinden geçirin... Üzerinde derinliğine ve genişliğine durun, düşünün...Ve daha sonra da vicdanınızın sesini dinleyin...... Düşüncelerimizde haklıysak, teşekkür edin..Haksızsak, yanlış yazmışsak; eksik ifade etmişsek; öyle değil, böyle deyin..izah edin, .düzeltin... Çünkü sosyal kavramlarda doğru bir değildir...Baktığı açıya - beyin ve gönül zenginliğine -bağlı bir şeydir.(Not:"Türk demek, samimiyet demektir" başlığı altında kaleme aldığımız yazıda, bunu bu meseleyi, çok daha detaylı olarak paylaşmaya çalıştık.)
    Niçin Hakkari, Muş, Zonguldak Değil..
    Uzak doğuda, Asya'da, Afrika'da... Haritada yeri olmaya veya zor bulunan Müslüman ve Hıristiyan ülkelerine gideceğinize, Hakkari'ye, Muş'a, Bitlis'e, Zonguldak'a, Çankırı'ya, Muğla'ya (ilah..) gitmiş maddi ve manevi yatırımlarınızı geri kalmış (neresi ileri gitmiş ki?!..) illerimize yapmış olsaydınız, bu vatan için çok daha hayırlı olmaz mıydı?!.. Biraz önce ifade edildi; Bizim için, İkinci hayata inanan Müslümanlar için, öncelikle ilgi alanımıza ve sorumluluk dünyamıza kendi vatanımız, kendi milletimiz ve kendi devletimiz girmeliydi, değil mi??... Buralarda da mutlaka bir şeyler yaptınız. Çok az...Niçin daha fazla değil.... Bir defa daha büyük harflerle yazıyor ve altını kalın çizgilerle çiziyorum. --MÜSLÜMAN, HİZMETİNE ÖNCE TOPRAĞINDAN; DOĞDUĞU, BARINDIĞI VATANINDAN, MENSUP OLDUĞU MİLLETİNDEN VE ŞEMSİYESİ ALTINDA HAYSİYET VE ŞEREFİYLE YAŞADIĞI DEVLETİNDEN BAŞLAMAK MECBURİYETİNDEDİR!! Bu bir EMR-İ İLAHİDİR!! İtirazı olan daha doğrusu, söyleyecek sözü olan varsa, bekliyorum. Sakın ola ki hakarete falan yeltenmeyin! Hakaret ihtiva eden yazıları bırakın okumayı, yüzüne bile bakmadan,onlara çöpün yolunu gösteriyoruz. Bu itibarla boşuna zahmet etmiş olursunuz.
    Siz Niçin Hz. Muhammedi Hak Peygamberi Olarak Kabul Etmiyorsunuz?
    Hıristiyan ve Yahudilerle, şu zamandan beri diyalog yapmaktasınız. Eğer okuduklarımız ve duyduklarımız doğru ise, onlar size, daha önce kabul etmediğiniz bazı şeyleri kabul ettirmişler. Ya siz?!... Kaç Hıristiyan'a, kaç Musevi'ye Hz. Muhammedi'n Hak Peygamber olduğunu kabul ettirdiniz? Zaman zaman yurt içinde ve yurt dışında, onlarla yani gayrimüslimlerle bir araya geliyorsunuz, sohbet ediyorsunuz. Mutlaka demiş olmalısınız: Beyler! Bakın biz bütün Peygamberlerin HAKK elçisi olduklarını kabul ediyoruz. Sorabilir miyiz size: SİZ NİÇİN HZ. MUHAMMED'İ HAKK PEYGAMBERİ OLARAK KABUL ETMİYORSUNUZ?? Sahih, muhataplarınıza, böyle bir soru yönelttiniz mi?..
    Hiç zannetmiyorum.... O insanların yanında süt dökmüş kediye dönüyor, süklüm-püklüm oluyorsunuz. Bu eziklik niçin....Neden bu kadar yılgın-arkın hareket etmektesiniz?!.. Bir zamanlar, yedi deniz üç kıtada 333 yıl at oynatmış bir milletin şanlı ve şerefli çocuklarına yakışıyor mı bu davranış... Yakışıyor mu size, yakıştırabiliyor musunuz kendinize... Damarında Türk kanı, içinde yüreğinde İslam imanı taşıyan insanların medeni cesaret sahibi olmaları gerekirdi, değil mi... Türk Milletine karşı şahin; Hıristiyan milletine karşı kanarya ne demek oluyor bu.... Günah değil mi... Müslüman, hem Yunus ve hem de Yavuz olmak zorundadır. Siz Türk insanına karşı Yavuz olurken, yabancılara karşı Yunus olmaktasınız. Bu da meselenin bir başka vahim yönü.
    Hıristiyan Diyalogcular Bizden Ne İstemektedirler?!...
    Ne istemiyorlar ki.... Başlıca istedikleri şunlar:

    1-Ulusal devletten vazgeçin
    2-Dini ve milli felsefenizi değiştiriniz
    3-Azınlıkları tanıyın
    4-Doğuda Kürt federe devleti kurun
    5-Kuzey Kıbrıs'ı Rumlara teslim edin
    6-Azınlıkları tanıyın ve onlara toprak verin

    Daha neler neler.... Adamlar, neredeyse,"İslam'dan vazgeçin, dininizi değiştirin!"diyeceklerdir. Belki de diyorlar... Bu insanlar, Hz. Peygambere yapmadıkları hakareti, etmedikleri küfrü bırakmıyorlar. Bu insanlarla böyle düşünen kimselerle bir araya gelip, dinler üzerinde daha doğrusu İslam Dini bahis mevzu olduğunda, saygı ve sevgi içinde nasıl konuşabiliyor ve (kırmadan ve kırılmadan) nasıl tartışabiliyorsunuz, bunu anlamak çok zor..
    İbrahimî Dinler.....
    Anlamadım, ne demek oluyor bu.... İbrahim'i dinler.... Kim söyledi, kim çıkardı, kim(ler) uydurdu bu berbat kavramı... Hiçbir ilahi din Peygambersiz olmaz, olmadı, olması da asla ve kat'a mümkün değil!.. Yerlerin ve göklerin; zaman ve mekanların; dünya ve ukbanın en aziz, en asil ve en yüce Peygamberi Hz. Muhammet(sv) olmadan ne din olur, ne iman... Ne İslam olur ve ne de Kuran... Hz. İbrahim'in varlık sebebi ve bu hayata gönderiliş hikmeti cihan Nebisine bağlıdır. Çünkü O; EVVELİNİN VE AHİRİNİN, GELMİŞ VE GEÇMİŞİN; ZAMANLARIN VE MEKANLARIN; DÜNYALARIN VE UKBALARIN BİRCİK NEBİSİDİR. CİHAN O'NUN NURU İLE; KAİNAT O'NUN VARLIĞI İLE; YERLER VE GÖKLER O'NUN IŞIĞI İLE AYDINLANMIŞTIR. SELAM SANA EVVELİNİN VE AHİRİN PEYGAMBERİ. SELAM SANA ZAMAN VE MEKKANLARIN BİRCİK SEVGİLİSİ. SELAM SANA İKİ CİHANIN EFENDİSİ.. SELAM SANA, SALAT SANA....MİNNET SANA, ŞÜKRAN SANA.... EY PEYGAMBERLE PEYGAMBERİ; İKİ CİHAN GÜNEŞİ....
    Buna Hak Din Demek Mümkün mü?..
    Hıristiyanlıkta 3 Çeşit İnanç Vardır: Baba, oğul ve kutsal ruh. İslam'daki ALLAH inancı ise: Tevhittir. Cenab-ı HAKK buyurdu: "DE Kİ: ALLAH BİR'DİR. ALLAH DAİMDİR, MUTLAK ANLAMDA İHTİYAÇSIZDIR, HER ŞEY O'NA MUHTAÇTIR. DOĞMAMIŞTIR, DOĞURULMAMIŞTIR. HİÇ BİRŞEY O'NA DENK VE BENZER DEĞİLDİR (ve olmamıştır da).(Kur. İhlas Suresi, ayet: 1-2-3-4)
    İnançların Rekabeti mi Olur?
    Ne var bunda korkulacak, biz dinleri rekabete açıyoruz, diyorsunuz. Dinlerin rekabeti mi olur.... Biran için diyelim ki olur...Peki, siz İslam Dini ile muharref (Muharref: Tahrif edilmiş, asıl manasından uzaklaştırılmış, değiştirilmi&#351 dinleri nasıl bir araya getirecek ve İslam'la onları, hangi şartlarda yarıştıracaksınız?!... Gece ile gündü; yaz ile kış; eğri ile doğru; sıcak ile soğuk; kötü ile iyi(ilah) nasıl yan yana gelir? Bunu akılla bağdaştırmak mümkün mü?!...
    Bizim dinimizde 6 esasa inanmak vardır. Bunlardan biri de "Ve rusulihi"dir. Biz ALLAH'ın yeryüzüne vazifeli olarak gönderdiği bütün Peygamberlerine de inanmaktayız. Onlar diyalog yaptıklarınız bizim peygamberimize inanıyorlar mı?.. Bu durumda nasıl İslam dini ile Hıristiyan ve Musevi dinleri arasında diyalog yapılabilir. İnsanlar arasında, Kültürler arasında, Medeniyetler arasında denebilirdi... Hayır! "Dinler arasında" ise asla!.. Bunu bu kavramı lütfen hemen değiştiriniz! Bu bizi, Müslüman Türkleri gerçekten de çok rahatsız etti. Nasıl olur da sizi rahatsız etmez, vicdanınızı kanatmaz, bunu anlamak çok zor. Milyonlarca Müslüman'ın rahatsız olmasına sebep olmak günah değil mi?...Bu bir "kul hakkı"dır hem de çok büyük...
    Haçlılar Hiçbir Zaman İdeallerinden Vazgeçmemişlerdir.
    Onların tek bir hedefi vardır.. yer küresindeki Türkleri, özellikle Anadolu'da bin yıldan beri var olan ve kıyametin sabahına kadar da hep var olacak olan Türkleri yok etmek;onları buradan kutsal Anadolu topraklarından çıkarmak ve bu mübarek toprakları Hıristiyanlaştırmak. Çünkü onların "görüşünde" biz Türkler, İslam dininin belkemiği, can damarı ve emniyet sübapıyız. Biliyor musunuz, bu doğrudur..O insanlar bu düşüncelerinde haklıdırlar.. Her şeye rağmen, biz Türkler şu anda bu dinin İslam Dininin özüyüz, sözüyüz, ruhuyuz.. Bunun böyle olduğunu onlar Hıristiyanlar çok iyi bilirler. Fakat bir türlü siz(ler) bilmediniz, bilmek ve anlamak istemediniz.... Söz buraya gelmişken bunu bu sözlerimi teyit eden bu konu ile ilgili bir olay anlatmak istiyorum. Ve...daha sonra da sohbetimi bitireceğim.
    Almanya'da Doktora Yapan Bir Türk Genci Bizzat Yaşadığı Bir Olayı Şöyle Anlatıyor:
    "Okulda arkadaşlık yaptığım Alman genci: "Bugün Heiderberg Başpiskoposunun mühim bir konferansı var, gelir misin?" dedi. Ben de "hay hay, gidelim" dedim ve dört Alman genciyle konferansa gittik. Papaz efendi kürsüye çıktı ve direk olarak İslamiyet'e hakaret etmeye başladı. Ben terlemeye başladım. Durumu anlayan Alman arkadaş "Haydi çıkalım, saçmalamaya başladı" diyerek beni teselli etmek istediler. Fakat ben çıkmayacağımı ve sonuna kadar dinleyeceğimi söyledim. Konferans bir hayli uzundu. Papaz, İslam dinine her türlü iftirayı attıktan sonra esas ateşi Türk milletine tevcih etti. "Barbar Türkler! Hunhar Türkler! Medeniyet düşmanı Türkler!.." gibi kötülük n***** aklına gelen herşeyi sayıyordu. Ve nihayet konferans bitmişti. Hemen yerimden kalktım, "Papaz Efendi (!) sual sorabilir miyim?" dedim. "Evet" dedi.

    Dedim ki: "Konferansınızı sabırla dinledim. İslamiyet hakkında söylediklerinin tamamen yanlıştır. Ama siz Hıristiyansınız, kendi dininizi doğru göstermek için bu tutumunuzu normal karşılayabilirim. Ama garibime giden dünyada yaşayan 800milyon Müslüman içinde nüfusu 40milyonu (o zaman için) bulmayan Türkleri seçmeniz beni hayrete düşürdü. Halbuki bizden kalabalık İslam ülkeleri var. Mesela Pakistan, Endonezya, Arap devletleri, İran... Niçin onlar hakkında hiçbir şey söylemediniz de yalnız Türk milletine hücum ettiniz? Bunu izah etmenizi istiyorum." Papaz cevaben dedi ki: "İslam dini Arap yarımadasından çıktı. Biz bu dini yok etmek veya Arap yarımadasında hapsetmek için Haçlı Seferleri düzenledik. Karşımıza siz çıktınız. Milyonlarca Hıristiyan'ı kılıçtan geçirdiniz. Viyana kapılarına kadar siz geldiniz. Hindistan'a İslam'ı siz götürdünüz ve İslam'ın kılıcı oldunuz. Siz Türkler önümüze çıkmasaydınız biz arzumuzu yerine getirecektik. Bizim hesabımız sizinledir. Pakistanlıyla, Endonezyalıyla, Arap ve İranlı ile bir hesabımız yoktur." Ve devamında dedi ki "Bu yalnız benim görüşüm değildir, her Avrupalı böyle düşünür." (Mehmed Doğan, Kur'an Gölgesinde ve Tarih Önünde Türkler, 123-124) Ya işte böyle....

    Etraflarında pervane gibi döndünüz Hıristiyanların ve özellikle de aydınlarının görüş ve düşünceleriydi bunlar. Sizin bu insanların, yani Hıristiyanların, Müslüman Türkler ile alakalı bu ve benzeri görüş ve düşüncelerinden haberiniz yoktu, değil mi?..Tabii ki olmazdı olamazdı... Çünkü siz, Mehmet Doğan'ı, Ahmet Arvasi'yi, Tahsin Ünal'ı, Ziya Gökalp'i, Erol Güngör'ü, Nihal Atsız'ı, İbrahim Kafesoğlu'nu, Osman Turan'ı, İsmail Hami Danişmend'i , Necmeddin Hacı Eminoğlu'nu, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nu, Mehmet Eröz'ü, Dündar Taşer'i, Hikmet Tanyu'yu, Musatafa Erkal'ı , Mustafa Izzet'i ve ALPARSLAN TÜRKEŞ'i tanımadınız ve tanıtmadınız.....Ve..bu sebeple-bilerek veya bilmeyerek- yüz yılın -yılların- bu aziz Türk mütefekkirlerinin eserlerini okuma ve okutma ihtiyacı hissetmediniz!..İşte bunun için ruh dünyanızı, fikir aleminizi "fıtrata uygun" besleyemediniz..Tabir caizse Türk çocuklarını, tek taraflı ve tek kanatlı yetiştirip geliştirdiniz..(.Bu sözlerimiz sadece sizinle alakalı da değildir. . Burada, milli kavramları ihmal ederek daha doğrusu Türk milliyetçiliği gibi mukaddes bir mefhumu göz ardı ederek, cahili olarak İslam'a hizmet ettiklerini iddia eden bütün klikler kastedilmektedir. Cenab-ı HAKK Kısmet ederse - inşallah- gelecek yazımızda bu meseleyi çok daha derin ve geniş ele almayı düşünüyoruz.).
    Biz Sizin Eserlerinizi Okuduk
    Biz Türk Milliyetçileri şu ana kadar çıkardığınız gazete ve dergileri; neşrettiğiniz kitapları aldık ve mütâlaa ettik..... Beyin ve yürek mimarınız olan insanları da tanıyoruz.... İşte onlardan biri olan Fethullah Bey'in, (Barış Köprüleri. Dünyaya Açılan Türk Okulları, Da yayıncılık 2005 İst.) isimli eserde okuduğu kitaplara yer verilmiş.-270. sayfadan 279. sayfaya kadar- Dikkat ettim, onların arasında biraz önce isimlerinden söz ettiğim değerli şahsiyetlerin eserlerinden hiç biri yok Üzüldüm......İtiraf edeyim:.Bu halin ismi geçen kişi için ciddi bir eksiklik olduğunu düşündüm. Evet, sayılmayacak kadar çok kitap tanıyan ve okuyan ; Doğunun, Batının, Güney ve kuzeyin kaynaklarını bile ihmal etmeyen Hocafendi, mutlaka Türk Milliyetçilerinin beyin ve yürek pınarı olan kişileri de tanımalı ve onların beyin ve gönül mahsulü olan eserlerinden de azami oranda istifade etmeliydi..... Böyle bir kimse için bu bir nakıslık değil midir dostlar?? Bu, gerek kendileri için ve gerekse kendilerini seven ve takip eden insanlar için çok çok hayırlı bir davranış olurdu.... Olmaz mıydı?!... Biz de -yana-yakıla- bu satırları yazmaz ve bunca sıkıntıya maruz kalmazdık. Olmadı dostlar...olmadı, yanlış yapıldı, eksik bırakıldı, vesselam!!......

    İyi ki, üstü olan şu dünyanın altı da var... İçinde bulunduğumuz birinci hayatın, ikincisi de var... Şükür ki, "HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAK..." ve herkes yaptığını defterinde mutlaka bulacak.... Cenab-ı HAKK sizin, bizim ve bütün "iyi niyetli" insanların yar ve yardımcısı olsun. ALLAH(c.c.)'a emanet olunuz.

    Selahattin TEKİZOĞLU


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  7. #7
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    DİNLER ARASI DİYALOG NEDİR?
    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]Dinler arası Diyalog: Susmaktır, sessiz kalmaktır. Söylenenleri eksiksiz yerine getirip, Vatikan’ın kulu kölesi olmaktır. Müslümanlara kan kusturan Amerika’ya, İsrail’e, İngiltere’ye ve sair batı medeniyetinin karşısında el pençe divan durup, haritada yerini bile bilmediğimiz, ismini onların sayesinde duyduğumuz ülkelerle barış tesis etmektir.

    Dinler arası diyalog: Bosna Hersek’te katledilen binlerce Müslüman’ı, Irak’ta öldürülen milyonları, Filistin’de kız erkek ayırt edilmeden ırzına geçilen çocukları, yakılan yıkılan mabetleri görmezden gelip; İsrail’de ölen iki çocuk için camide salya sümük ağlamak, Londra Metrosundaki patlama için geç kalmış gibi hemen başsağlığı dileyip üzüntülerini dile getirmek, Müslümanları terörist ilan etmektir.
    Dinler arası Diyalog: Emekli maaşı ile geçinen hacının cebindeki paraları gazete aboneliği, dergi aboneliği diye sömürüp, himmet gecelerinde şatafatlı iftarlarda yardım toplayıp misyoner yetiştiren okullara milyon dolarları aktarmaktır. Camileri, tarihi yapıları yıkılmaya terk edip, o kadar kaçak yapı varken onun varlığından rahatsızlık duyup Kur’an Kurslarını yıktırmak, Doğubayazıt’ta 2 milyon 600 bin YTL’ ye Ermeni Kilisesini ihya etmektir.

    Dinler arası Diyalog: Peygamberimize hakaretler yağdıran küstahları aman diyaloga gölge düşmesin diyerekten duymamak duyurmamak, risale cevşen okuyan papazların ön sayfa güzelleri gibi çarşaf çarşaf resmini yayınlamaktır.
    Dinler arası Diyalog: İslam’ı yayıyorum Türk dilini dünyaya öğretiyorum diyerek, adı Türk Okulu olan okullarda Türkçeyi 2 saatlik seçmeli ders yapıp İngilizce eğitim vermektir. Kapitalist sistemin gereklerine uygun olarak Türkiye’deki okullarda ve dershanelerde mutlu azınlığın zengin çocuklarını okutmaktır.
    Dinler arası Diyalog: Allah’ın hükümlerine karşı gelip beyinleri bulandırmaktır. “Resulüm! Mümin kadınlara söyle gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ırzlarını namuslarını korusunlar. Ziynet yerlerini açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz ve eller) müstesnadır. Başörtülerini (göğüs ve boyunları görünmeyecek şekilde) yakalarının üstüne koyup örtsünler.” (Nur:31) ayetine rağmen göz göre göre tesettüre teferruattır demektir.

    Dinler arası Diyalog: “İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir. İyi bilin ki kurtuluşa ulaşacak olanlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir.” (Mücadele: 22) ayetine rağmen “Cebrail Aleyhisselâm gökyüzünden inse, parti kursa, kusura bakma ben senin partine girmem desteklemem derim.” Diyerek Müslüman’ın etkinliğini kırmak, hakkını savunmasını engellemek, tepkisiz hale getirmektir. Ama el altından da diyaloga destek veren partileri, batının hizmetkârlarını da desteklemeden olmaz.
    Dinler arası Diyalog: “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar, sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Maide:51) ayetine rağmen Diyaloga karşı çıkan Müslümanlarla mücadele edip; diyalog ve hoşgörü toplantılarında Patrik Bartholomeos ile karşılıklı olarak biz birbirimizi çok seviyoruz demektir.

    Dinler arası Diyalog: Salyaları aka aka 11 Eylül saldırılarının güçlü bir devi uyandırdığını Haçlı seferlerinin yeniden başlatılacağını söyleyen Bush’un, peygamberimizi terörist ilan eden cahil Papa’nın kucağında oturup aslında onların gizli Müslüman olduğu yalanlarını basireti bağlanmış kitlelere yutturmaktır.
    Dinler arası Diyalog: Nüfus cüzdanlarından dini İslam ibaresini kaldırıp,İmar yasalarındaki değişiklikle cami ifadesinin yerine ibadethane koyarak 40.000 tane kilise evin açılmasını teşvik etmektir.
    Dinler arası Diyalog: Ay yıldızlı bayrağın gölgesinde, minarelerde ezan sesini dinleyerek Müslüman topraklarında yaşamaktansa; Haçlı bayrağının altında, çan sesi kulaklarında çınlayarak, kölesi olunan devletlerin nezaretinde onursuzca yaşamaktır.
    Sözün özü:
    “Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.” (Mâide: 51)
    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  8. #8
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    DİNLER ARASI DİYALOG KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI




    "Dinlerarası Diyalog" kavramı Şubat 1998'de Türk kamuoyunun gündeminin baş köşesine oturmuştu. Gerçi 1966'dan başlayarak Müslümanlarla yakın münasebetlere girişen Hıristiyan çevreler, başta Katolik Kilisesi olmak üzere, 1980'den itibaren Türkiye'deki özellikle ilahiyat fakülteleri eksenli olarak "Diyalog" yollarım aramıştır. 1988 yılında, Vatikan'da, Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinden 12 bilim adamı ile Roma'daki Katolik enstitülerinden bir o kadar uzmanın katılmasıyla bir "Kollogyum" düzenlenmiştir. Bunun yanında Ortodoks Hıristiyanların 1984'te başlayan benzeri girişimleri olmuştur. "Diyalog" toplantılarının altıncısı 10-14 Eylül 1984 tarihleri arasında İstanbul'da yapılmıştır. Bütün bu diyalog etkinlikler hep akademik çevrelerle sınırlı kalmıştır.
    Akademik çerçeveyi aşan diyalog teşebbüsleri de aslında yeni sayılmaz. Örneğin Almanya'da Risale-i Nur müntesibi çevreler ile Hıristiyan çevreler arasındaki Dinlerarası Diyalog süreci çok daha eskiye dayanır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bizzat Risale-i Nur müellifi, misyonerlerle Nurcular arasında işbirliğinin gereğine işaret etmiş, bu çerçevede Papalık ile mektuplaşmıştır. Papalık da 22 Şubat 1951 tarihli bir mektupla cevap vermiştir. (Bkz., 17-23 Şubat 1996 tarihli Aksiyon Dergisi, s. 29.)
    "Dinlerarası Diyalog"a yönelik tereddüt ve şüphelerimizi ilk olarak Haftalık Haber Dergisi Mesaj 'in 1992'deki 55 ve 56. sayısında ortaya koymuştuk.
    1995'te başlayan değişim sürecinin bir yansıması olarak oldukça ilginç bir zamanlama ve gerekçeyle Fethullah Gülen'le birlikte "Dinlerarası Diyalog" süreci kitlesel bir boyuta taşınmış olduğu görülmektedir. Fethullah Gülen'in ardından Başkan M. Nuri Yılmaz'ın Papa ile yaptığı görüşme Diyanet İşleri Başkanlığı'nı da diyalog sürecine dahil etmiştir.
    Yeni Mesaj Gazetesi ve Meltem TV bu konuda üzerine düşen vazifeyi hiç bir beklentisi olmadan, hiç bir kınayıcının kınamasına aldırmadan yerine getirmişti.
    O zamanlar demek istediğimizi anlamayan ve yanlış yorumlayanlar sağda solda şunları söylüyorlardı: "Bu "Diyalog" karşıtları bizi çekemiyor, yaptığımız büyük "hizmetleri" kıskandıkları için böyle yapıyorlar, bunlara bakmayın. Hatta bunlar öyle fazla bir sayı da değildir. Marjinal bir grupturlar. Yapacak başka bir şey bulamadıkları için böyle yapıyorlar."
    Tabi bununla da kalmadılar, bazı cümlelerinin içine hakaret unsuru sözler de eklediler. Biz, bu tip eleştirilere delilli cevaplar vermeye devam ettik. Yapmayın, etmeyin, yanlış yapıyorsunuz, sizin bu çalışmanız bu milleti Hıristiyanlaştırmaktan başka bir şeye yaramaz. Bu millet Müslüman'dır, bu milletin Müslümanlığı bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün de teminatıdır. Siz bu milletin zihnine dini ile ilgili bazı şüpheler sokarsanız, bu yaptığınız din ile kayıtlı kalmaz, ülkenin bütünlüğünü de olumsuz yönde etkiler.
    Şunu da dedik: "Bütün misyonerlerin ana hedefi şüphe tohumları ekmektir. Dini hakkında şüphe içinde olan bir Müslüman, misyoner için en iyi hedeftir".
    Ülkemizde meydana gelen olaylar, 800 yıllık Endülüs Medeniyeti'nin yok olmasıyla sonuçlanan olaylarla tam bir paralellik arz ediyordu. Aynı masum görünümlü oyunlarla sonu getirildi Endülüs'ün. Diyalog ve Hoşgörü adı altında aslında yeni bir tür misyonerlik ile karşı karşıya idik. Bunun yol açacağı tehlikelerle bugün artık yüz yüzeyiz.
    Süreç içerinde neler oldu: Dört yıl içinde ülkenin her yanı misyonerlerle doldu.Mantar gibi kilise evleri türemeye başladı.
    Bir elde İncil, bir elde güya Hz. İsa'nın hayatım konu eden kasetler, ülkeyi pervasızca dolaşmaya başlayan bu eğitimli misyoner ajanlar, dağıttıkları İndiler içine Türkiye'yi çok farklı gösteren haritalar da koymayı ihmal etmediler.
    Bizi, endişelerimizde son derece haklı çıkaran bu tehlikeli sürecin yanında bir başka şey daha ortaya çıkmış oldu. O da Diyalog karşıtlarının marjinal mi, yoksa güçlü bir kitle olduğu mu?
    Alanlara yüz binleri, salonlara on binleri dolduran "diyalog" karşıtları öyle marjinal falan da değildi.
    İşte bütün bunların sonucu, bu önemli konuyu internet ortamında ele almayı uygun gördük. Bu çalışmada bizlere yardımcı olan ilahiyatçı-yazar Müslüm Karabacak ve araştırmacı-yazar Ali Rıza Bayzan'a teşekkürlerimi sunarım.


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  9. #9
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    ZAMAN GAZETESİ 'NDEKİ DEĞİŞİM (öncesi ve sonrası)




    Sn. Fethullah Gülen ve çevresi, 1995 yılından itibaren "Diyalog ve Hoşgörü" adı altında yürütülen yeni bir sürece dahil olmuşlardır. Bu süreçle birlikte Fethullah Gülen'in ve çevresinin söylemlerinde ve eylemlerinde radikal bir dönüşüm söz konusu olmuştur. Bu dönüşüm sürecini Zaman Gazetesi'nin manşetlerinden izlemek mümkündür. İsterseniz dönüşümü belgeleyen Zaman manşetlerine şöyle bir göz atalım:
    * * * DEĞİŞİM ÖNCESİ :
    "Papa yine sahnede...
    (Zaman, 22 Nisan 1990).
    "Vatikan ve İngiltere Tarsus'u ABD Patrikhane'yi Merkez yapmak istiyor".
    (Zaman, 17 Haziran 1990).
    "Patrikhane entrika peşinde ... İstanbul'a gelen Yunan milletvekilleri hezeyan kustu: "Patrikhane İstanbul'da mahpusmuş".
    (Zaman, 18 Haziran 1991).
    "Hıristiyan teşkilatlarının Müslümanlara yönelik çalışmaları endişe ile takıp ediliyor. İslam Dünyası'nda Hıristiyanlık atağı".
    (Zaman, 31 Ekim 1991).
    "...Bizans Hayali: "Bir yıl önce kararlaştırılan ve adım adım hayata geçirilen bu plana göre;
    l- Ortodoks dinine mensup Sırp milletinin devleti olan Sırbistan kurulacak.
    2- Hıristiyan halkların tarihlerinin, törenlerinin tanınmaları için yoğun faaliyetler yapılacak.
    3- Son olarak güçlü bir Ortodoks-Hıristiyan ittifakı ile başkentin İstanbul olacağı... Büyük Bizans İmparatorluğu kurulacak".
    (Zaman, Ekim 1991).
    "PKK Hıristiyan işbirliği..."
    (Zaman, 25 Şubat 1992).
    "Maddi vaatlerle diyalog kurdukları çocukların beyinlerini yıkamaya çalışıyorlar".
    "İşte misyonerlerin merkezi".
    (Zaman, 24 Temmuz 1992).
    "Kiliseden sinsi tuzak; îslamî değerlere saygılı görünerek Müslümanlara Hıristiyanlığı anlatacaklar..."
    (Zaman, 9 Haziran 1993).
    "Patriğin cihan rüyası: Gazetemizin sempozyumu izlemesine yasak getiren Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos; "Rum Fener Patrikhanesi ekümeniktir dedi"
    (Zaman, 25 Eylül 1995).
    "Çift başlı kartal bulunan Bizans bayrakları ile süslenen Patmos Adası'ndaki kutlamalarda, Patrik Bartholomeos, Sırp Ortodoksları temsilcisi Eirineos'a plaket verdi".
    (Zaman, 27 Eylül 1995).
    "Patrikhane Lozan'ı zorluyor. Bartholomeos ve beraberindeki 13 patrik Türnepa Yön. Kur. Başkanı Rahmi Koç"un verdiği yemeğe katıldı".
    (Zaman, 22 Eylül 1995).

    DEĞİŞİM SONRASI :
    "Vatikan'dan sıcak mesaj...
    (Zaman/17 Nisan 1996).
    "Patrik Bartholomoes ve F. Gülen Hocaefendi toplumsal barışın önemini vurgulayan konuşmalar yaptılar".
    (Zaman, Ekim 1996).
    "Medeniyetler arası diyalog için ilk adım; Fener Rum Patriği Bartholomoes konuşmasının ardından, F. Gülen'e bir hediye takdim etti".
    (Zaman, 2 Ekim 1996).
    "Vatikan'da uzlaşma zirvesi".
    (Zaman, 9 Şubat 1998).
    "F. Gülen Hocaefendi, İslam ve Hıristiyan dünyasını temsilen "Dinlerarası Diyalog" çerçevesinde Papa 2. Jean Paul ile yarım saat görüştü". Bartholomoes: "Bol ürün bekliyoruz".
    (Zaman, 10 Şubat 1998).
    "Yunanistan'dan gelen 45 delegenin iştirak ettiği toplantıya Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomoes de katıldı.
    Patrikten hoşgörü mesajı".
    (Zaman, 19 Şubat 1998).
    "Ehl~i Kitap iftarda. İftara Rum Ortodoks Patriği Bartholomoes'un yanı sıra, Ermeni Ortodoks Patriği Mutafyan, İstanbul Musevi Hahambaşısı David Aseo... katıldı."
    (Zaman, 24 Aralık 1998).
    "F. Gülen'in başlattığı diyalog çalışmaları sürüyor. Gülen önceki gün İstanbul'da Yahudi Örgütleri Başkanları Konferans Heyetini kabul etti".
    (Zaman 10 Mart 1998).
    "F. Gülen ile Papa görüşmesi önemli bir olaydır".
    (Zaman, 12 Nisan 1998).
    "Zaman'a özel açıklamalarda bulunan Protestan Kiliseleri Birliği İslam Dünyası ile İlişkiler Başkanı..."
    (Zaman, 30 Kasım 1998).
    "Harran'da Semavi Dinleri bir araya getirecek İlahiyat Okulu açılmasının, hoşgörü ve uzlaşmaya katkı sağlayacağı vurgulandı".
    (Zaman, 15 Şubat 1998).


    * * * Dönüşüm yalnızca Zaman gazetesinde değildi elbette; Zaman camiasında da topyekün bir değişim yaşanıyordu.
    Prof. Dr. Haydar Baş Bey, Fethullah Gülen'e bir mektup yazarak bu dönüşüm sürecinin vahametine dikkat çekmiş, Müslüman'ca ve kardeşçe uyarmıştı. İlginçtir Fethullah Gülen, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in mektubundan kısa bir süre sonra Papa'yı ziyaret ederek dönüşüm sürecini çok daha aşın bir noktaya taşımıştır. Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in mektubundaki uyarıların ne kadar haklı ve önemli olduğu Fethullah Gülen'in bu ziyaretinden sonra daha iyi anlaşılmıştır. Çünkü Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(as)'in Hıristiyanlar! İslam'a çağıran mektuplarındaki üslubun aksine Fethullah Gülen söz konusu mektubunda, PCID (Dilerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi/in misyonunun bir parçası olmaya söz vermektedir. Elbette bütün bunlar sözde kalmadı; ziyaretin ardından Fethullah Gülen ve çevresinin söylemlerinde ve eylemlerinde 1995'teki değişimin yönünde yeni bir kırılma yaşandı.
    Biz burada önce Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in tarihî mektubuna, ardından da Fethullah Gülen'in değişimini yansıtan Papa'ya yazdığı mektuba yer vereceğiz. Diyalogculann çarpıttığı ayetlerden bazılarının değişik tefsirlerdeki manalarına değineceğiz. Bir karşılaştırma yapılsın diye Alemlere Rahmet Hazret-i Muhammed'in Hıristiyanlara ve diğer gayr-i müslimlere yazdığı mektuplara da en sonunda genişçe yer vereceğiz.


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

  10. #10
    YÜZDE YÜZ TÜRK !! KUTLUAY nickli üye rep puanını kapatmıştır. KUTLUAY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    7,018
    Rep Puanı
    10000

    Standart

    FETHULLAH GULEN'IN PAPA'YA MEKTUBU




    [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]Muhterem Prof. Dr. Haydar Baş hocamın, Fethullah Gülen beye, Papa'ya yaptığı ziyaretten kısa bir süre önce, bir grup arkadaşla gönderdiği, fakat aradan uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen; "Hoşgörü ve nezaketlerinin gereği cevaplarını, bir Müslüman'a yakışır usulle ulaşmasını beklerken" cevap verilmeyen mektubu yukarıda sundum sizlere.
    Prof. Dr. Haydar Baş Bey, bu mektubunu, sayın Gülen'in; "Papa'yı ziyaretleri sebebiyle bir TV programında 'Hoşgörüyü, bilmeyen bazı çevrelerden tepki aldığına" işaret etmesi üzerine Yeni Mesaj Gazetesinde yayımlamıştı.
    Mektuplaşmanın selamlaşma ile eş anlamda olduğu kültürümüzde, sayın Gülen, tam metin olarak sizlere sunduğum Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in mektubuna cevap vermek yerine "Papa Cenapları"na mektup sunmayı tercih etmişti.
    10 Nisan 1998 tarihli Zaman Gazetesi'nde ve Aksiyon Dergisi'nin 167. sayısında yayımlanan, büyük bir sitayişle bahsedilen ve İslam tarihinde ikinci bir benzeri olmayan bir usul ve içerikle yazılan o mektup Katolik Dünyası/nın hem ruhani hem de dünyevi lideri Papa'ya sunulmuştu.
    "Pek muhterem Papa cenapları" ("Cenap" kavramı biz de daha çok Cenab-ı Allah, Cenab-ı Peygamber örneğinde olduğu gibi Allah ve Resulü hakkında kullanılır) üst başlığıyla başlayan mektubun içeriği çok daha ilginçti.
    İçeriğini, hem akaidimiz açısından, hem de millî bütünlüğümüz açısından ele almamız gerek. Sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in mektubundaki muhteva ile mukayese etmeniz için, sayın Gülen tarafından Papa'ya sunulan o mektubun tamamını da sizlere sunuyorum.

    İşte o mektup:
    Pek muhterem Papa cenapları,
    Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.
    Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.
    İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.
    Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.
    Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.
    Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.
    Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir.
    Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.
    Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.
    Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun.
    M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998
    Link : [Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]


    ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Visitors found this page by searching for:

ftö

1

ahmet zeki gürkan

nafiz yüksel

celal bodur

murat çetiner

fethullah gülen kimdir

fethullah gülen hoca kimdir

S.Ahmet EREN

ahmet zeki gürkan kimdir

nuri uluayak

muammer bucak kimdir

fethullah gülen terör örgütü

AKP ve Fethullah Gülen Terör Örgütü

2

AKP ve Fetulllah Gülen Terör Örgütü

akp ve fethullah gülen terör örgütü

muammer buçak

sadettin akgüç

recep güven kimdir

fethullah hoca kimdir

Fikret Salmaner

16

5

mehmet kafkas müstear

SEO Blog

Bu Konu İçin Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok