AA Haber Akademisi’ne konuk oldu

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Anadolu Ajansı Haber Akademisi'nin sosyal etkinlikleri kapsamında gazeteci adaylarına hitap etti.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, ''Belki de anayasalar tarihinde daha yapılırken itiraz edilen, yürürlüğe girdiği andan itibaren değişiklik ihtiyacı hemen her kesimden vurgulanan ve buna rağmen de 30 yıldır yürürlüğünü sürdürebilen dünyadaki tek anayasa belkide bu 82 Anayasası'dır'' dedi.

AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Kemal Öztürk ile Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyinin Boşnak Üyesi Bakir İzetbegoviç'le başbaşa görüşen Çiçek, daha sonra Anadolu Ajansı Haber Akademisi'nin sosyal etkinlikleri kapsamında gazeteci adaylara hitap etmek üzere AA Konferans Solunu'na geçti. AA Genel Müdürü Öztürk, Çiçek'e konuşmasından önce eğitimci kartı takdim etti.

Çiçek, AA Haber Akademisi'ndeki konuşmasında, siyasetçileri ''ders veren değil, ders alan kişiler'' olarak nitelendirdi. Siyasetçilerin olaylardan, tarihten, yanlışlardan, halkın verdiği mesajlardan ders çıkardığını belirten Çiçek, ''Bunu anlayabildiği sürece de siyasete, demokrasiye katkı verir, kalite getirir'' diye konuştu.

''Demokratik süreçte yeni anayasa'' konusunda görüşlerini ifade eden Çiçek, Türkiye'de kavramlar arasındaki ilişkilerin genellikle doğru kurulamadığını belirtti.

Konuşmasının konusundan da anlaşılabileceği gibi demokrasi ile anayasa arasında doğru bir ilişkinin olduğunu ifade eden Çiçek, ''Bir ülkede demokrasinin olup olmadığını ya da onun kalitesinin ne olup olmadığının tespitinde en temel yasa olan anayasa önemli bir göstergedir'' dedi.

Sadece anayasalara bakarak, bir ülkede demokrasinin olduğunun, bunun kuralları ile işlediğinin söylenemeyeceğini belirten Çiçek, ''Ama o da çok önemli bir göstergedir. Çünkü 'anayasa' dediğimiz şey, devlet faaliyetlerinin niteliğini, niceliğini, çerçevesini, görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen en temel metindir'' görüşünü paylaştı.

''30 yıldır yürürlüğünü sürdürebilen tek anayasa: 82 Anayasası''

Türkiye'de yeni bir anayasa arayışının olduğunu vurgulayan Çiçek, ''Yeni bir anayasa arayışı ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Durup dururken 'bir anayasa yapalım' diye fantezi bir işle uğraşmıyoruz. Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var, ihtiyaçlar da çalışmaları, çabaları, becerebilirsek yeni bir anayasayı ortaya koymuş olacaktır'' diye konuştu.

Türkiye'nin çok partili hayata geçmesinin üzerinden yaklaşık 60 senenin geçtiğini belirten Çiçek, şunları kaydetti:

''Bu 60 senenin 30 senesinde yürürlükteki anayasa var. Belki de anayasalar tarihinde daha yapılırken itiraz edilen, yürürlüğe girdiği andan itibaren değişiklik ihtiyacı hemen her kesimden vurgulanan ve buna rağmen de 30 yıldır yürürlüğünü sürdürebilen dünyadaki tek anayasa belki de bu 82 Anayasası'dır. Bunu Türkiye başarabilmiştir, eğer 'başarı' diyorsak. Hem herkes şikayet edecek ama ona rağmen de yürürlükte kalmaya devam edecek. Eğer bu işi başaramazsak, bir 30 yıl daha bu şikayet ettiğimiz anayasa ile Türkiye yoluna devam etmek gibi bir mecburiyetle karşı karşıya kalacak eğer devam edebilirse. Bu anayasa Türkiye'nin 30 yılında yürürlükte kaldı ama bu anayasaya daha yapılırken Türkiye Barolar Birliği, yapıldıktan sonra da siyasi partiler, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, aydınlar bu işlere kafa yormuş olan herkes, bu anayasa ile ilgili şikayetlerini, Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamadığını, karşılamayacağını ve birçok sorunu getireceğini kendi üslubunca ifade etmeye çalıştı.''

Anayasanın 30 sene içinde 17 kez değiştiğine dikkati çeken Çiçek, ''Her değişiklik, bir toplumsal ihtiyaçtan, bir devlet ihtiyacından çıkıyor. Hatta bazen bu 17 değişiklikten birini yapmışız 'tamam bundan sonra anayasa değişikliğine ihtiyaç yoktur' diye düşünmüşüz, bir ay sonra yeniden bir değişiklik, yeni bir maddeyi daha, birkaç maddeyi daha değiştirmek gibi bir zaruretle Türkiye karşı karşıya kalmış'' dedi.

Çiçek, ''Bunun anlamı şudur; 30 yıl içinde 17 defa değiştiğine göre demek ki Türkiye, her 13, 14 ayda bir bazen bir ayda bir, bir anayasal sorunla karşı karşıya kalmış ki anayasa değiştirmeden de onu çözme imkanı olmamış'' diye konuştu.

Çiçek, konuşmasında istikrardan kastın, ''bir partinin Mecliste tek başına iktidar olabilmesi, tek başına hükümeti kurabilmesi ve tek başına yeterli çoğunluğa, yani 276 ve daha yukarı sahip olması'' anl***** geldiğini söyledi. Çiçek, koalisyonlarla iş yapma alışkanlığı, kültürü olmayan bir toplumda her 3-4 ayda bir hükümet değişikliğinin beraberinde pek çok sorun getirdiğine işaret ederek, şunları söyledi:

''Demin anayasa değişikliği için bir istatistik verdim. 30 yılda 17 defa. Bugün hükümette 61. Hükümet var. Cumhuriyet kurulduğundan beri 88-89 sene olduğuna göre 89, 61. Demek ki anayasa değişikliğine paralel Türkiye'de de hükümetler değişmiş. 11 günlük hükümetler var. Ben kendi öz geçmişimde pek fazla kullanmam ama 11 günlük Sağlık Bakanlığım var. Hatırlamadım bile. Türkiye'nin en temel, en sorunlu alanı olan bu tarih itibarı ile 11 günlük sağlık bakanı ne yapacak. 11 günlük hükümetler var. 3 aylık hükümetler var. 3,5-4 aylık koalisyon pazarlığı sürüp, pazarlık süresinden daha kısa ömrü olan hükümetler var. Onun için Türkiye istikrarı özlemiştir. Buna sıkça vurgu yapılmıştır. Kalkınma çabaları açısından istikrarın ne kadar önemli olduğunu yaşadıklarımızdan görüyoruz.'

Siyasi istikrar açısından tek partinin iktidar olmasının Türkiye'nin koalisyon pazarlıkları yerine önünü görebilmesi imkanını sağladığına dikkati çeken Çiçek, ''Ama istikrardan kasıt sadece sayısal çoğunluk değildir. Buna ilaveten bir defa hukuk istikrarı gerekiyorsa, işte Türkiye'de hukuk istikrarının bozulmasında en temel faktörlerden biri bugünkü Anayasadır. Çünkü en temel yasada siz 13-14 ayda bir değişiklik yapıyorsanız, bu değişikliğe uygun mevzuat değiştireceksiniz. Hergün mevzuatın değiştiği, hep bir senede bir anayasaya uygun olarak uyum yasalarının çıkarıldığı bir toplumda, kim neyi nasıl görecek, neye göre karar verecek, neye göre tercihler yapacak, neye göre yatırımını yapacak-''

''Kuralları parlamentolar verir''

Anayasasının, Türkiye'de hukuk istikrarının bozulmasında ya da temin edilememesinin en önemli faktörlerinden biri olduğuna vurgu yapan Çiçek, şunları kaydetti:

''Onun içindir ki gerek yapılış tarzı itibarı ile gerekirse 30 yılı aşan uygulamadan ortaya çıkan sonuçlara baktığınızda, gerek meslek örgütlerinin, gerek sivil toplum örgütlerinin, gerek siyasi partilerin yeni bir anayasa yapılması konusundaki talepleri haklıdır ve doğrudur. 30 yıl boyunca bu anayasanın yürürlükte kalması ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bir başka açıdan baktığımızda şunu görmek mümkün: Tabii bir ülkenin bir çok sorunu var, her ülkenin var. Sorunlar olmazsa yönetimlere ihtiyaç olmaz, sorunlar olmazsa kurumlara ihtiyaç olmaz. İhtiyaçlar, kuralları ve kurumları doğurur. Bir süre evvel ortaya koyduğumuz kurallar, bugünün ihtiyaçlarına cevap vermiyorsa onları değiştirmek gerekir. Parlamentoların en önemli varlık sebebi budur çünkü kuralları parlamentolar verir.''

Çiçek, ''Son 10-12 seneyi yaşayan insanlar olarak, Türkiye'de zaman zaman gerilim konusu var. Türkiye'de zaman zaman kutuplaşmalara, gergin ilişkilere sebebiyet veren, Türkiye'de zaman zaman bir parti tek başına iktidar olmasına rağmen 'Ne oluruz, nereye gidiyoruz, yarın ne olacak-' sorularının arka arka sorulmasına sebebiyet veren bir kısım sorunlar, bu anayasadan kaynaklanıyor'' dedi.

TBMM Başkanı Çiçek, Anadolu Ajansı'nın geriye dönük son bir aylık haber akışına bakıldığında siyasi partilerin birbirlerine yönelik sözleri, salı günleri yapılan Grup Toplantıları ve tartışma programlarında tartışılan konulara bakıldığında bunun önemli bir kısmının anayasadan kaynaklandığına işaret etti.

Çiçek, ''Mesela birkaç misal vereyim, aklıma geldiği için. Mesela tutuklu milletvekilleri. 12 Haziran'dan bu yana gündemde. Anayasal sorundur. Neden- 83. madde var. İstisnalar getirdiği 14. madde var. 14. madde, 83. madde bunun hukuk hayatımıza yansıması bir problem olarak karşımızda duruyor. Bir kısım işleri yapmak isteseniz bile bu maddelerde değişiklik gerekiyor. Kamu görevlisinin yargılanması; adli mahkemelerde mi olacak, Yüce Divan'da mı yargılanacak- Bunu tartıştık. Bir milletvekili evi olduğu ifade edilen yerde arama yapılıyor. Milletvekili aranır mı, aranmaz mı-'' diye konuştu.

''Biz, öyle bir anayasa yapalım ki...''

Bu tartışmaların doğrudan ya da dolaylı olarak anayasanın yazılış tarzından ve o günkü bakışından kaynaklandığını dile getiren Çiçek, şunları dile getirdi:

''Şunu görmemiz lazım: Her yasal düzenleme, düzenlemenin yapıldığı tarihteki şartların ya da düşüncelerin, fikirlerin, önceliklerin ürünüdür. Anayasalara bakarak ne önce ne sonra oradan bir sonuç çıkarabilirsiniz. 82 Anayasası için söylenen o günün şartlarında böyle düşünülmüş ama aradan geçen süre içinde dünyada, bölgede ve Türkiye'de çok şey değişti. Önceliklerimiz de değişti. 82'de güvenlik öncelikli Türkiye vardı, 80 öncesi yaşanan sıkıntılardan dolayı. Güvenlik öncelik, güvenliği esas alan özgürlükleri de önemli ölçüde kısıtlayan ya da feda eden anlayışla yapılmıştır. Bu anayasa yapılırken, 82 Anayasası, soğuk savaşın en kızgın bir şekilde devam ettiği bir dünya vardı. İki kutuplu bir dünya. Böyle bir ortamda devlet şöyle oluyor, devlet böyle oluyor... Devletle fert arasındaki dengenin kurulmasında devlete öncelik veren bir anlayış vardı.''

Çiçek, anayasasının yapıldığı tarihte kamuoyuna yansıyan demeçlere, Danışma Meclisi tutanaklarına bakıldığında siyaset kurumunun çok önemli sorumluluğu olduğuna dair söylemler bulunduğunu anımsatarak, ''Türkiye, 12 Eylül darbesini yaşamış. İfade edilenleri söylüyorum: Darbeye gidişte siyaset kurumunun çok önemli sorumluluğu var, iki büyük parti bir araya gelememiş, Türkiye'nin ihtiyacı olan yasalar çıkarılamamış, dolayısıyla siyaset kurumu devleti yönetmekte ehil değil, yaparsa yanlış yapar, mutlaka siyasetin vesayet altında tutulması lazım. Onu kendi haline bırakırsanız, bu siyaset kurumunun nereye gideceği belli olmaz. Bunlar tencereyi her defasında kirlettiler, kirletiyorlar.

O halde biz öyle bir anayasa yapalım ki devlet öncelikli, güvenlik öncelikli olsun ve siyaset kurumunu da kendi başına karar alma imkanlarını büyük ölçüde kısıtlayan, sıradan bir iş ve işlemin bile mutlaka bir yerden denetlenmesi gerektiğini, nihai kararın, bir başka yerden verilmesini, siyasetçiler değil, oradan verilmesine imkan veren, fırsat veren ve siyaset alanını olabildiğince daraltan bir anayasa yapıldı.''

Çiçek, gelinen noktada ''bu anayasanın Türkiye'ye dar geldiğini'' savunarak, ''Öncelikler değişti. Ya güvenlik ya özgürlük değil, ikisini dengede tutan bir anlayış. Yani güvenliğin alternatifi özgürlük, özgürlüğün alternatifi güvenlik değil. Ya da biri diğerinin olumsuz bir şekilde etkilenmesine imkan verecek iki kavram değil. Güvenlik tek başına özgürlüğü sağlamakta bir engel teşkil eder. Özgürlükler açısından büyük bir problem oluşturur. Onun için özgürlük güven dengesini doğru dürüst yerli yerine oturtacak, fertler devlet içindir, fertlere, vatandaşa, topluma, millete ne diyorsak, ona hizmet için oluşmuş bir aygıttır, bir örgüttür. Yani bunda kutsanacak bir şey varsa, esas olan toplumdur, milletin kendisidir. Esas olan ferttir'' ifadesini kullandı.

Çiçek, vatandaşın yeni anayasa için devletten beklentileri olduğunu belirterek, devletin vatandaşın beklentilerinin gereğini yapması gerektiğini söyledi.

Yeni anayasaya ilişkin beklentilerin başlangıçta ortaya konulmasını istediklerini belirten Çiçek, gelen görüşlerin ardından yazılacak taslak metnin yeniden vatandaşa sunulacağını dile getirdi.

Son değerlendirme yapılarak teklifin TBMM Başkanlığı'na, komisyona ve Genel Kurul'a gönderileceğini anlatan Çiçek, yasa teklifinin halk oylamasına sunulacağına işaret etti. Çiçek, ''Herkesten, bu süreçte katkı bekliyoruz. Bugün katkı vermeyenlerin, yarın 'şurasını beğenmedik' demeye ne kadar hakları olacak, bunu herkes tartışsın'' dedi.

Bugünlerde Türk Ticaret Kanunu'na ilişkin tartışmalar yaşandığına dikkati çeken Çiçek, bu kanunun bir ayda değil, 10 yıllık bir süreç içinde hazırlandığını anlattı. Kanun taslağının TBMM'de konuşulduğunu, çalışmaların bin kuruluşa gönderildiğini ancak sadece 52 kuruluştan cevap geldiğini belirten Çiçek, ''Şimdi kanun yürürlüğe girecek, 'bu ticaret kanunu ile olmaz'... On senedir neredeydin, yeni mi dünyaya geldin- 10 senedir niye sesin soluğun çıkmadı- Sil baştan olacaksa bir 10 sene daha Türkiye'nin beklemeye tahammülü var mı- Kapalı ticaret rejimine göre hazırlanmış olan bir ticaret kanunu, serbest piyasa kurallarına göre ticaret yapan bir ülkenin şartlarına uyar mı- Bununla nereye kadar gidecek, bir 10 sene daha nasıl olacak- Bu ticaret kanunu, bu manada olumsuz bir örnek'' diye konuştu.

''Dışarıda da siyasette de kar-kış var''

Herkesin yeni anayasaya ilişkin görüşlerini dile getirmesini isteyen Çiçek, ''Gerçekten, yeni bir anayasa konusunda herkes samimiyse, istekliyse, arzuluysa, bunun bu dönem olmasını istiyorsa, lütfen bu sürece katkı versin, denetlesin, teşvik etsin, tahrik etsin bu işi yapacak olanları; yapmayanları da cezalandırsın sonunda. Çünkü bu Meclis, halkın yüzde 95'ini temsil ediyor, çok yüksek bir temsil oranı var. Yüzde 87 gibi halkın seçimlere katılımı olmuş. Böylesine yüksek bir katılım var, yüksek de bir beklenti var. Bu beklentilerin bu defa karşılanmamış olması halinde Türkiye bu anayasadan kaynaklanan sorunları yaşamaya devam eder. Şöyle de bir kanaat çok doğru olmaz; yeni bir anayasa, sıfır sorunlu bir Türkiye'' diye konuştu.

''Anayasaların sorunları sıfırlamak gibi bir kabiliyeti yoktur ama hiç olmazsa siyaset kurumunu vesayetten kurtarıp, belgelerini doğru kurguladığı ve çözüm noktasında da önemli kolaylıkları getirdiği yeni bir anayasayı Türkiye fazlasıyla hak ediyor'' diyen Çiçek, şöyle devam etti:

''17 defa bir binada tamirat tadilat yapılıyorsa o binanın da artık özelliği, güzelliği kalmamıştır. Bu dönem istiyoruz ki biz bu işi başaralım ama burada herkese önemli katkılar düşüyor. Hala görevlerini yapmamış kuruluşlarımız var. Hatta Meclis Başkanı olarak beni ziyarete gelip 'filanca konuda özgürlük istiyoruz' deyip yarım saat konuşma yapıyorlar, 'peki bu konularla ilgili bize iki satır bir yazı yazdınız mı-' deyince, 'yazmadık' diyorlar. Kimse böyle kolaycılığa kaçmasın. 'Nasılsa bizim seçtiklerimiz var, onların bu işleri yapmaları lazım' diyerek, senet ciro eder gibi kimse sorumluluğunu da 12 kişinin omuzuna ciro etmesin. Biz de ilk defa bir anayasa yapıyoruz, biz de yanlış, eksik yapabiliriz. Herkes üzerine düşen vatandaşlık görevini yapması lazım.

Ben eminim ki, bugün görevini yapmayanlar, yarın en önde bağıracak olanlardır. Türkiye'nin böyle bir kurnaz kesimi de vardır. Şimdi kılını kıpırdatmamış, iki satır yazsı yazmamış olanlar, yarın bu taslak çıktığında orta yere hemen diyeceklerdi ki 'böyle anayasa olmaz.' Ama sen bir şey demedin. Allah'tan teknoloji bize imkan veriyor, kim anayasanın nam ve hesabına öksürüyorsa onu bile kayda alıyoruz. Kimin bir şey deyip demediğini kayıtlara alıyoruz. Kimse zihni tembellik içinde olup, sonra suçlama çabası içerisinde de olmasın. Bunu çok net ifade ediyorum: Herkes üzerine düşeni, görevini yapsın, siyaset kurumu da bu dönem bu işi başarmalı, başaramadığı takdirde ne kaybedeceğini de hepimiz çok iyi düşünmeliyiz.''

Yeni anayasa yapımı sürecinin başarıyla yürütülebilmesi için sorumluluk taşıdıklarını ifade eden Çiçek, ''Şu anda dışarıda sadece coğrafi anlamda, iklim anlamında kar-kış yok, siyasette de kar-kış var. Buna rağmen bir bahar havası içinde bir işi götürmeye çalışıyoruz'' dedi.

Mevcut anayasanın, günümüz ihtiyaçlarını karşılamadığını belirten Çiçek, ''Birçok sorunun bizatihi kaynağını teşkil ettiği, siyaseti bütün bu olup bitenlere rağmen vesayet altında tutup siyaset kurumunun çözüm üretmesini engellediğini hesaba katarak, yeni bir anayasa yapılması gerekmektedir'' diye konuştu.

Türkiye'nin 1963 Ankara Antlaşması'ndan bu yana tercihini Avrupa Birliği'nden yana kullandığını ifade eden Çiçek, şunları kaydetti:

''Zaman zaman sloganvari konuşmalarla o politikaya karşı çıkılmıştır ama hiç kimse 'O antlaşmayı ben yürürlükten kaldırıyorum' dememiştir, 'ben artık o antlaşmayı tanımıyorum' dememiştir. Hatta zaman zaman sloganvari karşı olanlar bile konjonktürel olarak Avrupa değerleriyle bu yapılanların bağdaşmıyor olduğunu ifade etmişlerdir. Türkiye'nin, bu Hükümet açısından baktığımızda, 'Avrupa Birliği Bakanlığı' diye de bir bakanlığı var. Asya Bakanlığı yok, Ortadoğu Bakanlığı yok, Amerika Bakanlığı yok ama bir Avrupa Birliği Bakanlığı var. Hükümet düzeyinde, hükümet seviyesinde işlerin tek elden yürütülmesi, koordine edilmesi açısından bir bakanlık var. Böyle bir bakanlığa kimse karşı da değil. O zaman Türkiye'nin, Avrupa Birliği hedefi net ve açıktır. Karamsar olduğumuz nokta, müzakere edeceğimiz başlık kalmadı. Bizden değil. Türkiye'nin gelişmesi, büyümesi, politikalarından rahatsız olan ve Avrupa Birliği'nin omurgasını oluşturan bazı ülkelerin 'kaşının altında gözün var' kabilinden mazeretlerin arkasına sığınarak, bir kısım problemleri istismar ederek AB üyeliğine karşı çıkıyorlar. Onun için de kırk dereden su getiriyor. Ama buna rağmen müzakere süreci devam ediyor. Toplantılar devam ediyor.

Türkiye bu birliğe üye olabilmek bakımından yasal, yapısal ve zihniyet itibariyle bir değişimi belli bir noktaya kadar getirmek mecburiyetinde. Biz buna Ulusal Program diyoruz. Hükümetler bu birliğe tam üyelik noktasında, son program zannediyorum 800 sayfa. 800 sayfalık Türkiye'nin bir ulusal programı var. Bu programda, Avrupa normları açısından Türkiye'nin eksiklikleri vardır, tespitler vardır. 'Ben bu birliğe üye olabilmek için bu yasal ve yapısal düzenlemeleri yapacağım' diyor Türkiye. Avrupai değerler var. Buna uygun Türkiye de yasal ve yapısal düzenlemeler yapacak.''

''Anayasanın kendisi AB normlarına uymuyor''

''Belli bir süreden beri, bugünkü Hükümet ve bundan evvelki bazı hükümetler AB'ye tam üyelik noktasında bir çabanın içerisine girdiğinde bir ikilemle karşı karşıya kaldı'' diyen Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Birisi şudur; uyum yasaları çıkarılacak, Anayasa'ya uygun olması lazım ama Anayasa'nın kendisi AB normlarına uymuyorsa hükümetler ne yapacak- Açıkçası AB normlarına uysa Anayasa'ya uymuyor. Anayasa'ya uymuyorsa o da AB normlarına uymuyor. Böyle bir fasıl tayininin içerisinde Türkiye zorlanıyor. O nedenle eğer Türkiye'nin AB noktasındaki kararlılığı devam ediyorsa ki ediyor, o zaman Avrupa'yı, o değerleri, o normları kendimize uydurma imkanımız olmadığına göre ve biz üyeliği kendimiz talep ettiğimize veya oraya da tam üye olmak istediğimize göre, -ki bence Türkiye'nin yararınadır- o zaman yani herkes kırmızı ışıkta dururken, Türkiye 'ben durmam' diyemez.

Özel düzenleme alanları hariç, temel normlarda, temel yaklaşımlarda birlikte bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu aşikar. Avrupa'nın tamamında idam cezası kalkmışken, siz Türkiye olarak bunu mevzuatınızda tutamazdınız. Kafanıza yatsa da yatmasa da... Bu bile tartışma konusudur yaa, hani şimdi 'idam gelsin, gitsin' diyenler... O tartışılabilir, o ayrı bir olay ama Avrupa'nın 27 ülkesinde idam kalkmışsa siz de oraya üye olmak istiyorsanız, siz de mevzuatınızdan bunu çıkarmak mecburiyetindesiniz. Onun için Türkiye belli bir süreden beri, bu Anayasa'dan kaynaklanan bir kısım zorluklar, sıkıntılar sebebiyle bu ikilemi de yaşıyor. Anayasa'ya mı uyacak, AB normlarına mı- Dikkat ederseniz, ilerleme raporlarındaki bir kısım eksiklikler de bu Anayasa maddesi yazılmasa bile Anayasa ile bağlantılı tenkitlerdir, açıklamalardır.''

''30 yıldır şikayet edilen bir konuyla ilgili irade ortaya çıktı''

Parlamentodan geçirilip iç hukukun bir parçası haline getirilen, Avrupa İnsan Hakları gibi bir kısım uluslararası sözleşmelere de dikkati çeken Çiçek, bu sözleşmelere dayalı olarak kurulmuş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi kurumlar olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin, belli bir süreden beri, altına imza koyduğu bu anlaşmalara ve sözleşmelere uygun olarak, iç hukukunda karşılaştığı problemler bulunduğunu kaydeden Çiçek, şöyle konuştu:

''Bunlara uymadığı takdirde, bunlar uluslararası camiada Türkiye'nin demokrasi kalitesi ve itibarı açısından her gün tartışma konusu. O halde bunları önemsiyorsak... Bir galakside yaşamıyoruz, dünya denilen bir gezegende yaşıyoruz ve yerimiz de belli. Tercihimiz belli, içinde yer aldığımız kurumlar belli, değerler sistemi belli. Bunlar hak ve özgürlükler dünyası, prensip itibarıyla... Bunları yazılı belgelerle tespit edildiği bir dünya. Bunların başında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi geliyor. Ayrıca bu sözleşmenin yorumunu yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de yargı yetkisini kabul etmiş, o mahkemece verilen kararların da uyulması gerektiği kararlar olduğuna da daha evvelki hükümetler döneminde karar verilmiş ve böylece de taahhüdü olan bir ülkeyiz. Hal böyle olunca eğer anayasanız ve buna dayalı uygulamalar, o taahhütlerinizle ters düşüyorsa, o taahhütler ile zaman zaman karşı karşıya geliyorsanız, bu da sizin ilişkilerinizde, demokrasi bakımında dış dünyadaki sıralamanızda, sıkalada yerinizin belirlenmesinde olumsuzluk oluşturuyor ise anayasanızı değiştirmek mecburiyetiniz vardır. Aksi takdirde Türkiye yanlış bir karede oturmuş olur, yanlış bir fotoğraf vermiş olur.''

Bu dönemde, 30 yıldır şikayet edilen bir konuyla ilgili olarak bir iradenin ortaya çıktığını belirten Çiçek, Mecliste grubu bulunan dört siyasi parti ve diğer siyasi partiler ile meslek örgütlerinin de açıklamaları gözönüne alınarak yeni bir Anayasa yapım sürecinin başladığını söyledi.

Yeni Anayasa ihtiyacı

Çiçek, ''Bütün bu söylediğimiz, ana hatlarıyla ifade etmeye çalıştığımız hususları değerlendirebilmek, öncelikleri, özgürlükleri, yapısal dengeleri, devletin organları arasındaki ilişkileri yerli yerine oturtan bir yeni anayasa ihtiyacı bugün Meclisteki partiler tarafından da kabul edilmiş gözüküyor'' dedi.

Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin ''yeni anayasa, bu anayasanın Meclis tarafından yapılması, anayasanın Uzlaşma Komisyonu tarafından yapılması ve bu komisyonun Başkanının da TBMM Başkanı olması'' konularında anlaşmaya vardıklarını anlatan Çiçek, şöyle devam etti:

''Bu çerçevede bir çalışmayı sürdürüyoruz. Tabiatıyla bu çalışmayı yaparken, geçmiş Anayasa yapım sürecindeki yapılan itirazlardan gerekli dersleri çıkararak, talep edilen şekli ile bir Anayasa süreci yapıyoruz, başlattık. Geçmişte, belli sayıda komisyon, oturuyor bir çalışma yapıyor, bir taslak metin hazırlıyor. Onu da kamuoyuna, adet yerini bulsun cinsinden, tek taraflı, muhalif seslere imkan vermeden, tartışılmasına imkan vermeden 'kabul edenler, etmeyenler' usulünde bir Anayasa yapılıyordu. Bu yapılış tarzı itibarıyla da içindekiler itibarıyla da itiraz konusu oldu. Bu defa biz işi tersinden başlattık. Doğru olanın da bu olduğunu düşünüyoruz. Dünyada yapılmış bir kısım yeni anayasalarda da takip edilen usul olarak evvela bunu vatandaşa, vatandaşın örgütlerine ister meslek örgütü, ister gönüllü kuruluşlar ve en yaygın şekliyle de siyasi partilere, anayasal kuruluşlara soruyoruz. Nasıl bir Anayasa istiyorsunuz- Bu Anayasa'nın içinde neler olmalı, öncelikleri neler olmalı- Siz ne istiyorsunuz-''

Anadolu Ajansı Haber Akademisi'nin sosyal etkinlikleri kapsamında gazeteci adaylarına hitap eden Çiçek, konuşmasının ardından soruları yanıtladı.

Çiçek, gazeteci adaylarına ne gibi önerilerinin olacağının sorulması üzerine, siyasette bulunduğu süre içinde en çok şikayet ettiği hususun olaylara bakarken, haber yazarken ön yargılı davranışlar olduğunu söyledi. Önyargının gerçeği görme noktasında bir körlük olduğunu belirten Çiçek, ''Önyargının en fazla sırıttığı iki şey var, birisi siyasetçi, birisi de basın mensubudur. Onun için itibar sıralamasında hep beraber gidiyoruz, nerede olduğumuza da bir bakın'' dedi.

''Yazıyı beğenmiyorlarsa ertesi gün tekzip etsin'' düşüncesinin etik olmadığını anlatan Çiçek, bunun beraberinde pek çok sorunu getirdiğini dile getirdi.

Muhabirlerin görev yaptıkları alanlara ilişkin temel kuralları, verileri, yasaları bilmesi gerektiğine işaret eden Çiçek, gazeteci adaylarına haberlerini ''gerçeği perişan etmeyen, insanların hayatında büyük sıkıntılara sebebiyet vermeden'' yazmalarını tavsiye etti.

Geçmişte kendisini ve ailesini sıkıntıya sokan haberler yazıldığını anlatan Çiçek, ''Bir yazı yanlış yazıldığında sadece yazdığınız kişi olarak, Cemil Çiçek olarak beni değil, ailemi, çocuklarımı, neslimden gelenleri bile ileride nasıl bir zan altında bıraktığınızın hepiniz farkında olmalısınız. Öylesine bir derin yaralar açıyor ki...'' diye konuştu.

Haberleri yazmadan önce haberin ilişkili olduğu insanların aranması gerektiğini, doğru bilgiye ulaşmak için çaba sarf edilmesi gerektiğini vurgulayan Çiçek, ''olsa da olur, olmasa da olur'' metoduyla yazılan haberlerin, olaylarla ilişkisi olmayan insanların kişilik haklarını zedelediğini, bir sayfa yazılan haberlere, iki satır düzeltme verildiğini ancak düzeltmelerin hiçbir zaman dikkate alınmadığını anlattı.

Çiçek, gazeteciler olmadan da vatandaşa ulaşılamadığına dikkati çekerek, ''Siz olmadan vatandaşla ilişki kurmak, bilgiler aktarmak, doğruyu aktarmak mümkün olmuyor. Sizle biz et, tırnak, kemik gibiyiz. Siz olmadan biz olmayız, biz olmadan da siz olamazsınız, ama ilişkimizi de doğru bir zeminde tutmak gerekiyor. Etik kurallara uymaktan geçiyor. Türkiye'nin problemi yasa, kural eksikliğinden değil, etik kurallara, düzenlemelere uymamaktan kaynaklanıyor'' şeklinde hitap etti.

Anadolu Ajansı Haber Akademisi'nde eğitim gören gazeteci adaylarının yeni anayasaya ilişkin sorularını da yanıtlayan Çiçek, yeni anayasaya ihtiyaç olduğunun toplumun birçok kesimi ve Meclisteki siyasi partiler tarafından dile getirildiğini belirterek, ''Bu konuda ne söylense yeridir, bu hamur çok su alır'' diye konuştu.

''Anayasa yapmıyoruz, anayasa yazıyoruz''

''Biz anayasa yapmıyoruz, anayasa yazıyoruz. Kimisi taş getirecek, kimisi tuğla, kimisi kum, kimisi fayans getirecek, bu binayı birlikte yapacağız'' diyen Çiçek, şöyle konuştu:

''O olmadığı taktirde eksik olur, yanlış olur yeni bir tartışma daha başlar. Onun için herkesin katkı vermesini istiyoruz. Siyaset kurumunun da bu borcudur. Mecliste grubu bulunan dört parti 'biz yeni bir anayasa istiyoruz, yapacağız' dedi. Vaatleri var, bunu yerine getirmemiz lazım. Aksi takdirde siyaset kurumu ciddi bir itibar kaybedecek. 'Bu Meclis anayasa yapamaz, siviller anayasa yapamaz' tarzında iddiası, ithamı olan, beklentisi olanları da haklı çıkarmış oluruz, buna da hakkımız yok. Onun için yapmamız lazım, ümidim olmasa bu kadar çaba göstermem. Sorumluluk anlayışım budur. Bir işi sonuna kadar zorlarım, bir işin yapılabilmesi için milyonda bir ihtimal varsa o ihtimali zorlamadan 'o iş olmaz' demem. Şu ana kadar komisyondaki arkadaşlarımızla birlikte bu dönem bunu yapabileceğimize inanıyoruz, bunun için çaba sarf ediyoruz.''

Çiçek, Anayasa çalışmaları kapsamında her hafta bir yere gittiklerini, bu hafta da Diyarbakır'a gideceklerini bildirdi.

Meclis kürsüsünün işgal edilmesi

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, TBMM İçtüzüğü değişikliğine ilişkin görüşmeler sırasında CHP milletvekillerinin Meclis kürsüsünü işgal etmesini nasıl değerlendirildiğinin sorulması üzerine, CHP milletvekillerinin yaptığı davranışı kabul etmesinin mümkün olmadığını belirterek, ''Demokrasilerde herkes fikrini söyler, sert söyler, yumuşak söyler. Tabii hak, hukuk çerçevesinde bunları söylemesi gerekir. Meclisteki kavga görüntüleri, işgal görüntüleri, siyaset kurumunu, Meclisi yıpratır. Meclisin teker teker şahıslarımızdan öte ayrı bir şahsiyeti, kimliği, değeri var'' diye konuştu.

Mecliste kim neyi yapacaksa, neyi söyleyecekse İçtüzük kuralları çerçevesinde söylemesi, davranması gerektiğini vurgulayan Çiçek, şunları kaydetti:

''Kürsü işgali bir sorun çözme yöntemi olduğu takdirde bundan sonra her önüne gelen o kürsüyü işgal eder. O zaman ne İçtüzüğün anlamı kalır, ne seçimlerin anlamı kalır. Siz de hiçbir şey yapamazsınız. Burada dikkat edilecek husus şudur; birincisi, muhalefetin haklarının kısıtlanmaması lazım, ikincisi iktidarın da yasa çıkarma hakkının elinden alınmaması, engellenmemesi lazım. Çünkü iktidar taahhütte bulunuyor topluma, bunu hükümet programıyla ortaya koyuyor. Mecliste hükümet programını okuyor, güven oyu alıyor. 'Ben bunları yapacağım' diyor. Yapacaklarının önemli kısmı, yasa çıkarmayı gerektiriyor. Yasa çıkarmadığı takdirde istediği hizmeti veremeyecek, o alanla ilgili gerekli sonuçları elde edemeyecektir. O da milletin kaybınadır, madem millet bir partiyi iktidar yapmış, onun gereğini Meclis yerine getirmeli ama buna karşı da muhalefetin iki konuda hakkı var. Bunlardan biri denetimdir, denetimin engellenmesi lazım, ikincisi getirilen tasarı ya da teklifle ilgili olarak düşüncesini, fikrini rahatlıkla söylemesi lazım. Bu ikisini başkaları nasıl dengede tutuyorsa onu yapmalıdır. Onun içerisinde kürsü işgali yoktur. Bu İçtüzük neyin nasıl denetleneceğini, kanun tasarı ve tekliflerinin hangi yol ve yöntemle yasalaşacağını ortaya koyuyor, olmazsa bunun hukuki denetim yolları var. Onun için kürsü işgali gibi görüntüler inşallah bir daha tekrarlanmaz, kim ne söyleyecekse söyler ama o türlü yol ve yöntemler Meclis açısından iyi bir görüntü oluşturmaz. Ona dikkat etmek lazım.''

''İstediğini söyleyen, istemediğini de işitir''

TBMM Başkanı Çiçek, son günlerde siyasilerin açıklamalarında kullandıkları üslubu da eleştirerek, ''Şu günlerde de maalesef siyasette bir üslup sorunu vardır. Belli makamlardaki insanların kullandığı kelimelere dikkat etmesi gerekir. İnsanlara hakaret etmeden, kaba, saba davranmadan, sorumsuzca davranmadan da sorumsuzca laf etmeden de bir kişiyi tenkit edebilir, belli konulardaki düşüncelerini söyleyebilir. İstediğini söyleyen, istemediğini de işitir ama Türkiye öyle bir ortamda ki isteyen istediğini söylüyor da sorumluluk sahibi insanlar istediğini söyleyemez. Bu da Türkiye'de bazı insanların kaderidir. Birilerine de bu şekilde cevap vermiş olduk'' diye konuştu.

Cemil Çiçek, Anadolu Ajansı Haber Akademisi'ndeki konuşmasının ardından Anadolu Ajansı Editör Masası'nda editörlerin sorularını yanıtladı. Çiçek'in Anadolu Ajansı Editör Masası'ndaki açıklamalarına ilişkin haber, yarın yayımlanacak.