“ Necmettin Erbakan’ın vefatı hepimizi derinden üzmüştür, Milli Görüş camiasının ve milletimizin başı sağ olsun. „



İlk gençlik yıllarında komikliğe vurup hatta dalga geçtiğimiz Erbakan’ın dünya siyasetindeki yerinin ne olduğunu anlayıp şahsından özür dilememiz için 28 Şubat sürecinden bugüne gelişmelere şahit olmalıymışız..
28 Şubat demek biraz da D 8, demek.. D 8, Milli Görüş’ün dış politikası demek, yani, Müslüman ülkelerin kendi aralarında yakınlaşması. Doğu Konferansı adıyla onlarca aydınla bir sivil örgüt kurup etrafımızdaki Müslüman ülkelerin siyasi ve sivil kuruluşlarını tek tek yüz yüze ayaklarına gidip tanımaya başladığımızda ilk dikkatimi çeken şuydu, nereye gitsek, bize Erbakan’ı ve D 8’i soruyorlardı..
28 Şubat’ın Çevik Bir’leri, sözde laiklik bahaneleri ileri sürüyorlardı ama asıl arkadaki tezgah, Müslüman ülkelerin batıya rağmen ve batıya karşı birbirleriyle yakınlaşmasının Erbakan’la bir fikir ve bir siyasi eylem’e dönüşmesi korkusuydu..
Erbakan devrilip partisi yerle bir edildikten sonra Amerika’nın ilk yaptığı da, bu topraklarda ‘Müslüman oyların’ gücünü görüp Türkiye’de ve şimdi görüyoruz ki Orta-Doğu’da bu Müslüman siyasi ve sivil yapılarla yeni ve ılımlı ama tamamen başka bir dünya inşa etmek.
Başardılar, Milli Görüş’ten koparttıkları tam anlamıyla Milli Görüş’ün karnını yarararak D 8’i başka şekilde hayata sokacak bir ‘Ilımlı İslam’ politikasını devreye soktular..
Fikir Erbakan’ındı, bu fikri torniston yani ters düz edip bu fikrin yerli ve anti-emparyalist yüzünü yok edip yepyeni kendi ifadeleriyle ileri demokrasi, özgürlükçü, ılımlı ve BOP Eş Başkanlığı gibi bambaşka bir ‘elbise’ diktiler.
Eş Başkanlığa soyunan kendi evlatlarına karşı Erbakan Hoca ne söylesin, kitlesini de üzmemek için tabii ki bir ‘nezaket’ dili kullanıyordu, ancak, birebir görüştüğünüzde, Erbakan Hoca Tayyip Erdoğan ve şürekası için akıl almaz ‘siyonist işbirliği’ gibi laflar söylüyordu.
Bundan üç dört ay kadar önce Erbakan hocayla görüştüğümüzde, militan mücahid dava adamı öğretmenliğinden hiç yorulmayan bir inadla bizlere tek tek tarihler vererek olayları işaret ederek işaretlediği kitapların sayfalarını açarak, batının, Amerika’nın ve Siyonistlerin AKP’yi içerden kuşattığını ve Müslüman alemin başına çorap örmeye başladıklarını anlatıyordu..
Yani, yerli, milli, antiemperyalist Erbakan Hoca’nın ‘milli görüş’ü gitmiş yerine batıyla her türlü işbirliğine girmiş ve millilikten yerlilikten ve antiemperyalist lafından iğrenerek konuşan bambaşka bir siyasi yapılanma gelmişti.
28 Şubat sürecinde hocanın başında Amerikan darbesi kırılırken kendisine gidip, hocam, İslamcı, solcu, ocu bucu fark etmiyor, milli ve anti emperyalist ne varsa parçalıyorlar deyip bir nevi özür beyanında konuşmuştum..
Şimdi bir özür daha dilemeliyim, çünkü, Tayyip ve şürekası ilk sahne aldığında bizlere hiç birimizin ağza almaya cesaret edemeyeceği uluslar arası bir tezgahtan bahsediyordu, bizler ‘hoca biraz abartıyor, ileri gidiyor’ intibaı bırakıyordu, işte son günlerdeki siyasi olaylar, hocayı doğruladı ve çok abartılı konuşuyor diye arkadaş arasında eleştirdiğimiz Necmettin Erbakan yine haklı çıkmıştı, seyredin işte ‘milli’ olan şey İslam dünyasında nasıl ‘ılımlı’ bir işbirliğine dönüştürüldü..
Hoca’dan sonra ‘milli görüş’ ne olur bilmem, ama Milli Görüş’ün başına ne geldiyse, milli ve anti emperyalist siyaseti yüzünden geldi, bugün, tüm İslam dünyasında ‘milli ve anti-emperyalist’ bir fikir bulmak imkansız kadar zor..
Bu zorluk artık sadece yıpratılmış dağıtılmaya yüz tutmuş birkaç yüzbin Milli Görüşçü’nün derdi değil..
Sağcı solcu ilerici gerici adı ne olursa olsun artık bu topraklarda en imkansız siyaset, yerli, milli ve anti emperyalist bir siyaset, üstelik, yerli milli ve anti emperyalist bir siyaseti bu topraklardan kazımakla yok etmekle görevli olanlar, Tayyip Erdoğan ve şürekası, iş başındayken.. Bush’la at pazarlığı yapanların şimdi kendini Fatih’in evladı gibi görmüş ve hep Fatih’in evladı gibi konuşmuş bir liderin cenazesine hangi yüzle katılacak, bilmiyorum..
Milli Görüş’teki arkadaşlarım, hepinizin değil HEPİMİZİN başı sağ olsun.. Ve siz biz hepimiz acıyla kahrolarak yaşayarak tecrübe ettik ki 12 Eylül, 28 Şubat ve bugünlerin Ergenekon tutuklamaları, hepsi aynı el’in tezgahı, bir gün sizin bir gün bizim başımıza iniyor..
Gerçek bir güzelliğimiz var, toprağımız ve bağımsızlığı, yakın tarihin işkence hanelerinde acı çeken ağlayan kahrolan herkes artık uyansın, her birimiz her birimizin her yaprağına titremeliyiz.
Nihat Genç