+ Konuyu Cevapla + Yeni Konu Aç
Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Başbuğ Atatürk'e Atılan Çirkin İftiralara ve Cevaplar

  1. #1
    Root Admin TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    5,132
    Rep Puanı
    10000

    Standart Başbuğ Atatürk'e Atılan Çirkin İftiralara ve Cevaplar



    Atatürk’ün Türk Olmadığına dair iftiralara cevaplar.


    "Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklük’ten başka bir şey
    değildir." (1) diyen Mustafa Kemal’i gözden düşürmek için örümcek kafalı ve ruh hastası denilebilecek kişilerin saldırdıkları başlıca değerlerden birinin Atatürk’ün soyu olduğu bir geçektir.

    Bu noktada iftiracılar kendi aralarında bir türlü hemfikir olamamışlardır. Atatürk’ün “Yahudi dönmesi (Sebatay) , Sırp, Bulgar, Makedon” olduğu iddiaları matematiksel olarak iddiacıların (=iftiracıların) her halükarda yüzde sekseninin yalancı olduğu gerçeğini ortaya koyar. Bizim birazdan yapacağımız ise, bu iddia(=iftira) sahiplerinin tamamının yalancı olduğunu kanıtlamaktır



    a)Zübeyde Hanım’ın Soyu


    Zübeyde Hanım'ın soyu Yörük'tür. Fatih döneminde Karamanoğlu Beyliği'nin
    yıkılmasından sonra (1466), Balkanlar'da fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir. Konya bölgesinden geldikleri için bu aileler, "Konyarlar" ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve böyle anılmıştır. (2)

    Mustafa Kemal’in kız kardeşi Makbule Hanım, bakın annesi Zübeyde Hanım’ın soyunu belgeleri tasdikler şekilde gene onun ağzından nasıl anlatıyor:

    "Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas soyumuz Yörük’tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz" ve ailenin bir kısmının Konya’ya geri döndüğünü ilave ederek "Dedem Feyzullah Efendi’nin büyük amcası Konya'ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş, orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak." Diyor (3)
    Lord Kinross “Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu” adlı kitabında Atatürk hakkında edindiği bilgileri şöyle aktarıyor: " Ailesi Selânik'in batısında, Arnavutluk'a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya'yı ve Tesalya'yı almalarından sonra Anadolu'nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hâlâ Toros dağlarında özgür yaşamlarını sürdüren sarışın
    Yörüklerin kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi. Annesinin, üzerindeki etkisi büyük oldu.
    Mustafa bu etkıye zaman zaman saygıyla, zaman zaman da başkaldırarak karşılık verdi. Bir halk kadını olan ve bundan başka türlü görünmek de istemeyen Zübeyde Hanım güçlü bir iradeye ve sağlam bir köylü güzelliğine sahipti. Doğuştan akıllı bir kadındı, yalnız yeteri kadar eğitim görmemiş, okuma yazması ancak öğrenebilmişti. "



    b) Ali Rıza Efendi’nin Soyu

    Sultan Murat Hüdâvendigâr zamanında başlamak üzere, Rumeli'ni ve Balkanlar'ı Türkleştirmek için soyu temiz Türk ailelerinden oluşan özel güçlerin bu bölgeye gönderildikleri bilinen bir gerçektir.
    Bu göçlerin büyük bölümünü Yörük Türkmen boylarından gönderilen aileler
    oluşturmaktadır. Bu boylar Tanrıdağı ve Karagöz Yörüklerinden olup, Konya yöresine yerleşmiş bulunan isimleri, tek tek yazılı bulunmaktadır. 950 tarih ve 82 numaralı l yazıcı defteri ile 1051 tarih ve 469 numaralı il yazıcı defterinde Anadolu'dan Rumeli'ye geçen Türk boy ve ailelerinin isimleri açıkça yazılı bulunmaktadır.

    Mustafa Kemal'in baba soyu, Aydın/Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, "Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)"ndendir. Ali Rıza Efendi, Manastır'ın Debre-i Bala sancağına bağlı Kocacık'ta dünyaya gelmiştir(1839). Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Babası İlkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi'dir. Amcası, Kızıl Hafız Mehmet Efendi'dir. Taşıdıkları "Kızıl" lakabı ve yerleştikleri yere "Kocacık" denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun da Türkleşmesinde katkısı olan " Kızıl-Oğuz" yahut "Kocacık Yörükleri-Türkmenleri"nden geldiğini göstermektedir. (4)
    Belgeler ile ortaya konulduğu üzere Atatürk'ün dedeleri; Anadolu'dan Rumeli'ye gidip, Yunanistan'da Manastır Vilayeti'nin derebeyi Bala sancağına bağlı bulunan Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerdendi..Kocacık Nahiyesinin tamamen Türk'tür. Atatürk Kocacık Nahiyesine yerleşen ailelerden olan Hafız Ahmet Efendi'nin torunudur.
    Fetihnamelerde, buralardaki Konya Türklerine hudut gazileri ünvanı verildiği
    yazılmaktadır. Bu Türklere miri, Yörülen Türkmenlerden denilmekteydi.

    Atatürk’ün Annesi Zübeyde Hanım’ın anasının adı Ayşe, Babasının ki de Fatih Sultan Mehmet’in Konya Karaman Bölgesinden Rumeli’ye göndererek iskan ettirdiği Yörük ailesinden gelen Sofizade Feyzullah Efendi babası ise , Aydın/ Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, "Kocacık Yörükleri (Koca Hamza Yörükleri)’nden Kızıl Hafız Ahmet Efendi’dir.
    Osmanlı'da "efendi" şehzadeler ve din adamları, yüksek bürokrat , eğitimli
    çevresinde sözü geçen kişiler ve köle sahipleri için kullanılan bir unvan idi.



    Gazi Paşa’nın Dinsiz ve/veya İslâm Düşmanı ve Hatta “Deccal” Olduğu İftiralarına Cevaplar


    Öncelikle belirtmek isteriz ki Atatürk’ün yada diğer soydaşlarımızın dini inançları bizi zerre kadar alakadar etmemektedir. Din, Atatürk’ün ifadesi ile “Allah’la kul arasındaki bir bağdır.” ( ve öyle de kalmalıdır.
    Atatürk’ün ifadesi ile "Ulusumuz din ve dil gibi iki güçlü erdeme maliktir. Bu
    erdemleri hiçbir güç ulusumuzun kalp ve vicdanından çekip alamamıştır. Din
    gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların yaşamasına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din Allah'la kul arasındaki bir bağdır... Biz dine saygı gösteririz. Biz sadece din işlerini devlet ve millet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'ına istediği gibi ibadet eder... Devlet fikir ve vicdan özgürlüğüne saygı göstermek zorundadır... Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum." (

    Atatürk herhangi başka bir inanca sahip olsa idi Cumhuriyetimizin kurucusu , Kurtuluş Savaşı’nın lideri , namusumuzu yağının çizmeleri tarafından çiğnenmesini önleyen bir yiğit lider olarak şu anki müstesna yerinden farklı bir yerde olmazdı.
    Ancak din bezirganlığı yapan ucubelerin Başbuğumuzu bir din düşmanı gibi göstermeye çalışması bize bu satırları yazdırmaktadır. Kim olduğu Türk Milletince oldukça iyi bilinen bu çevrelerin öne sürdükleri gülünç “sözde” kanıtlarla, Atatürk’ümüzü, pençelerine düşürdükleri zavallılara “Deccal-i Sağir, Süfyan”, yani küçük Deccal olarak anlattıkları bir gerçektir.

    Atatürk’e küçük Deccal deme cüretini gösteren Saidi Nursi (Kürdi)ye göre Nur suresi kendisi için inmiştir, Saidi nursi bu iddiasını Asayı Musa ve Zülfikar adlı risalelerinde yer vermektedir.

    Osmanlı İmparatorluğu Sabık Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri’nin Saidi Nursi hakkında yazdığı aşağıdaki satırlar herhalde günümüzde bir din alimi gibi gösterilmeye çalışılan Sait’in gerçek yüzünü gözler önüne sermektedir.

    “Bismillah, Hamdele, Salvele.. Saidi Kürdi meselesini tetkik ederken başlıca iki nokta üzerinde durmak icabeder. Birincisi; Müridlerinin SAİDİ i’zam edeceğiz diye küfre kadar varan sözleridir. İkincisi ise; SAİD’in izharı keramet etmesi ve sureyi Nurun asıl muhatabının kendisi olduğu hakkındaki zu’mu batılı.. Belki de bu sözleri iğfalatı şeytaniyeyi, ilhamatı hakikiye zannedecek kadar ihtiyar ve mağşuş olmasındandır.
    Müritlerinin sözleri mücmelen şunlardır : Sait layuhitidir, hatasızdır, yanılmaz ve günah işlemez. Resulü Ekremden sonra Alemi İslamda böyle büyük bir adam gelmemiştir.. Sözleri aynen Kur’andır.. Beşeriyeti, Risaleyi Nur ve Sait kurtaracaktır..
    Dünyada iki milyon kadar nurcu vardır. Bu insanlar dünyanın hakiki Müslümanları ve Müslümanlığı yegane anlayan insanlardır.. Bu zata dil uzatanlar kafirler ve masonlardır.. Sait’in kitabını bir dinsiz okusa itiraz edemez.. vesaire.. Sait ise müritlerinin hilafına kendisi için iki şahsiyet tanır. Birincisi : Eski Sait’tir. Kürtçülük meselesiyle uğraşmış ve siyasete dalmış Saiti Muhti’dir. (Yani günahkar Sait’tir.) Diğeri de Lahuyti, (günahsız), ikinci veya yeni Sait’tir. Kendisine göre sureyi Nurdaki manalar bu asra göre ve kendisi için nazil olmuştur. Keramet ehli, siyasetle meşgul olmıyan ve bu Asra zamanın kutbu olarak bakan bir insandır. Sureyi Nur’daki bu
    meseleyi ebced hesabı ile Mısır (?) uleması bulup Said’e haber vermişler.. Yani Said’in Cebraili ebcedci alimler oluyor. (Asayı Musa ve Zülfikar adlı kitaplara bakılsın..) Şu iki kısaltmada görüldüğü gibi Saidi kürdi, Müritlerinden daha insaflıdır. Hiç değilse yaşadığı ömrün bir kısmı için hata kabul ediyor.. Müritleri ise onun tırnaklarını ve saçını saklayarak her şeyine bir kudsiyet izafe ediyorlar. Malumatı diniyyeye, esasatı şeriyyeye vakıf olmayan bu insanlar çok büyük hatalara düşüyorlar. Biz hem onları, hem de sair
    Müslümanları fıkhı müdevven haricinde (dinin belirli hükümleri dışında) teşekkül etmiş veya etmek istidadında bulunan bilumum nevpeyde (yeni çıkan) mezhep ve cereyanlara karşı müteyakkız (uyanık) bulunmaları için bu satırları yazdık.


    Bu kadar büyütülen Saidi Kürdi kimdir :

    Sait, kürt cemaatından, şafii mezhepli, nakşi tarikatlı, okur fakat yazmaz, imla bilmez, seksen sene içinde yaşadığı millet olan Türk’ün lisanına hakkıyla vakıf olamamış, felaketten felakete sürüklenmiş, bir hapishaneden diğerine sürülmüş ve bugün seksen yaşını geçmiş ihtiyar bir adamdır.

    Devletin büyük makamlarını uzun bir zaman ellerinde tutan bir zümre, bu adamcağızı lüzumsuz yere mahkemeden mahkemeye ve hapisten hapise sürükleyerek kahramanlaştırdılar ve zamanın müçtehidi mübeşşiri haline getirdiler. Halbuki Deli Said’in ilim ve diyanetle ne alakası var? Halk, üzerinde bu kadar ısrarla durulan bu şahısta bir şeyler var zannile büyüttükçe büyütmüş ve bu güne kadar gelmiştir. İşte bu idare zümresinin milletin başına sardığı belalardan birisi de budur. İ’zam etmeyi bu gençlik onlardan öğrendi. Bu da antitez olarak böylece doğdu.
    Hayatı ömrünün üçte birini hapishanelerde, polis ve jandarma nezaretinde geçiren bu şahsın akibetini, Sultan Abdulhamit Han’a dil uzatan insanların çektiği ve düçar olduğu azap ve felaket muvacehesinde görüyoruz.
    Elmalılı Hamdi ve benzerleri gibi selahiyetli din adamlarının nedametleri Mason
    Cemiyetinin reisi olan Rıza Tevfik’i bile intibaha getirmiş ve nedametini izhar etmiştir.
    Sait’te buna ait bir satır yazıya rastlamak hala mümkün olamamıştır. Hatta, baştan başa Sultan Abdulhamit Han’a hücum eden “İki mektebi musibetin Şehadetnamesi” isimli kitabı yeniden basılmış ve mahkemede hürriyet aşıkı ve kahramanı olduğuna delil gösterilmek istenilmiştir.

    Sait, Kürdistan Azmi Kavi Cemiyetinin arzusu üzerine mahalli Kürt kıyafeti ile,
    boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu olduğu halde İstanbul’a gelmiş ve büyük bir cüretle Cuma selamlığında Padişaha cemiyetin “Sait” imzası altında yazdığı ve esası kürtçe tedrisat yapacak mektepler açmaya dayanan arizayı takdim etti. Memleketin ve milleti islamiyenin ittihadını bozmak gayesine matuf olan bu hareketi canianesinden dolayı haklı olarak tımarhaneyi boyladı. Sonra affolup memleketine yollandı.

    Kürtçülük uğrunda kendi padişahına sövecek kadar akıl ve iymandan bi behre (nasipsiz) Sait, bugün sahneye müçtehidi mübeşşir veya kutbu azam olarak çıkmış görünüyor ve cehelei nas da bu delinin etrafında haleleniyor. Kendini Kuranı aziymmüşşanın müdafii gibi gösteren Sait bizzat kendisi Kuranı aziymüşşana muhalefet etmektedir. Gaybı yalnız Allah’ın bileceğini, Kuranı Keriymin kaç kere tekrar etmiş olmasına rağmen Sait, Hazreti Ali’nin Celcelutiyye kasidesinde risalei Nur ve Siracünnur’un geçtiğini,
    bunu keşfettiğine bizi inandırmak ister (İkinci Şua, Sahife 53).
    İnsanın aklına öyle geliyor ki; “Acaba ben de Risalei Nur adlı bir kitap yazsam o zaman kasidedeki siracünnur kastı acaba hangimizin kitabı olur?” diyorum.
    Risalelerin yazılışı da pek acayiptir. Bilmem kaçıncı Lem’anın kaçıncı şuasının şu meyvesi zühre yıldızından gelmiş beşinci noktası olarak yazılıyor. Sonra bunlar birleşerek Kuran cüzlerine imtisal derecesine, Lemaat, Şuaat, Mektubat vs. Olacakmış.. Sözleri de “Sözcat” olmasa bari.

    İşbu reddiyeyi, hasreti ile yandığım vatanıma ve uğrunda bir ömür çürüttüğüm dinime ihaneti düşünen gerillacı asi Said’e son ihtar olarak yazdım. Damarında bir damla Türk kanı olan her Müslümana, bu adamın Mason ve Komünist kadar tehlikeli olduğunu ehemmiyetle hatırlatırım. Ve selamü aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.” (9)
    El etek öpmeyi hiç tanımadı
    Zindanlar,sürgünler hiç yıldırmadı
    Kurşunlar yağdı da hiç aldırmadı
    Ocağı Türk, çeliği Türk, suyu Türk!


    UyanTürk

    Atsız Diyor ki:

    Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk‘üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük‘dür

  2. #2
    Root Admin TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    5,132
    Rep Puanı
    10000

    Standart Cevap: Başbuğ Atatürk'e Atılan Çirkin İftiralara ve Cevaplar

    Din tüccarlarının din düşmanı dediği Atatürk :

    • Kur'an'ı, ilk kez olarak Türkçe'ye çevirttirerek ücretsiz dağıttırmış ve milletimizin Müslüman kesiminin inandığı dini gerçek kaynağından öğrenmesini
    sağlamıştır.. (1927 - İsmail Hakkı İzmirli'nin çevirisi).
    • Kur'an'ın bilimsel tefsirini yaptırarak ücretsiz dağıtmıştır.. (Hak Dini Kur'an Dili" ismi ile 1936'da - Elmalılı Hamdi Yazır)
    • Sağlam hadislerin çevirisini yaptırmış ve ücretsiz olarak halka ulaşmasını
    sağlamıştır.. (1932 - Ahmet Nazım, Kamil Miras).
    • Daha önce Arapça okunan Hutbeyi Türkçe'ye dönüştürerek dinleyenin anlamasını sağlamıştır. (1932)
    • Ehliyetli din görevlisi ihtiyacını karşılamak için İmam-Hatip okullarını açmıştır..
    Din düşmanı olan bir kişi bu hizmetleri gerçekleştirir mi ?
    Sözü uzatmaya gerek yok bu konuda Atatürk’ün kendi sözlerine kulak verelim ;
    "... Bugünkü idaremiz (cumhuriyet rejimi) asıl dinin ruhundan alınmıştır ve gerçek İslamiyet bize asıl bugünkü şekli emreder." (10)
    "Tanrı,Peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı ile temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması sayesinde her kulun doğrudan doğruya, tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu sebepledir ki, Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en eksiksiz kitaptır." (11)
    "Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, bilime ve mantığa uygun düşmesi gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur." (12)

    Din denilen inanç sistemi kişioğlunu doğru yola sokmaya çalışan, onu topluma yararlı kişi haline getirmeye çalışan kurallardır. Din bizlere adam gibi adam olmayı öğreten olgudur. Bütün dinler kişioğlunu iyiliğe sevk eder. Binlerce yıllık Türk töresinin verdiği terbiye ile yorumlanan din elbette bireyin ve toplumun gelişimi için faydalıdır.

    Türk milleti binlerce yıldır Tanrı inancını yitirmediği , töresi gereği dinini sadeceTanrı’ya ulaşmanın bir yolu olarak gördüğü için çok sağlam bir sosyal yapı oluşturabilmiştir. Oğuzhan , Kürşad, Cengiz, Timur, Alparslan ve Atatürk gibi yiğitler işte bu Tanrı inancı ile bütünleşik binlerce yıllık Türk töresinin neticesidir.

    Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün Sosyalist veya Komünist olduğu ftiralarına Yanıtlar, Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği Anlayışı

    Bir taraftan kendilerini sosyalist/komünist olarak tanıtanlar, diğer taraftan din bezirganları Türk Başbuğu Mustafa Kemal’e bu iftirada da bulunmuşlardır. Birinci kesimin iftirasının nedeni, doğal olarak, halkımızın gönlündeki Atatürk sevgisini kullanarak, kendilerine adam kazanmaktır. İkinci kesimin yaptığı da, karşı tarafın yalan iddialarının üzerine bina ettikleri teorileriyle halkı kandırarak Gâzi Paşa’dan soğutma gayretidir.

    Atatürk dışarıdan gelen düşüncelere tenezzül etmediğini, bunların Türk Milleti’nin yaratılışına ters düşeceğini tekrar tekrar belirtmiştir. Bu iddiaların ne denli boş olduğunu bize yine Gazi paşa gösterecektir:

    "Komünizm, Türk Dünyası'nın en büyük tehlikesidir. Her görüldüğü yerde
    ezilmelidir." (13)

    "Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde bir yeri
    olamaz. Dinimiz, adetlerimiz ve aynı zamanda sosyal bünyemiz tamamiyle böyle bir fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye'de ne büyük kapitalistler, ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Diğer taraftan zirai bir problemimiz yoktur.
    Son olarak, sosyal bakımdan dini prensiplerimiz bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır." (14)

    2 Kasım 1922'de,

    "Şurası unutulmamalı ki, bu tarz-ı idare, bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü, biz ne bolşevizim ne de komünist; ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü, biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. Hülasa, bizim şekl-i hükümetimiz tam bir demokrat hükümetidir ve lisanımızda bu hükümet halk hükümeti diye yad edilir." (15)

    21 Haziran 1935'te,

    "Türkiye'de bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü, Türk Hükümeti'nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet verme, askerlerimize olduğu kadar, sivil halkımıza da iyi bakmaktır." (16)

    "... Hayır. Ne komünizm ne de faşizm... Bu iki ideoloji de memleketimizin,
    ulusumuzun gerçeklerine karakterine asla uymaz. Şunu da hemen ilave edeyim ki, ne faşizmin ne de Nazizm'in sonu yoktur." (17)

    Atatürk Komünist olamaz çünkü Atatürk Türkçüdür , Türk Milliyetçisidir :

    Atatürk doğrudan doğruya bir Türk milliyetçisi idi ve salt vatanseverlik olarak algılanmayacak kadar derin ülkülerin sahibi bir liderdi. Dünyadaki sürüp giden mücadeleyi salt bir sınıf mücadelesi olarak gören komünizm fikri ile milliyetçilik fikri birbirleriyle çatışan fikirlerdir.

    “Ben her şeyden evvel bir Türk Milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim.
    Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile,
    gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk' ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.” (1 sözlerinin bir komüniste ait olması mümkün mü ?
    Türk Milliyetçiliği Türk birliği dendiğinde tüyleri diken diken olan zihniyetin “Gerçek” Atatürk’ten ne kadar uzak olduğunu Atamız’ın 29 Ekim 1933 günü Ziraat Bankası lokalinde yaptığı konuşmadan anlıyoruz. Bu gün “Atatürk yaşasaydı ABci olurdu.”, diyebilenlere Atatürk’ün kimlerin birlik olmasını istediğini bir hatırlatalım, Türklüğü emperyalistlerin çizdiği sınırlardan bağımsız gören Mustafa Kemal Paşa:

    "Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu
    dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını bugünden kimse kestiremez.
    Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.
    Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir... Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir.
    Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır ? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (dış Türklerin) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli..." diyordu.

    Daha Cumhuriyet kurulmadan Kurtuluş savaşı verilirken dahi
    'Efendiler ! Türk devleti Afganistana yardım edecektir, Bu Yardımların
    karşılığında göreceksiniz, bir gün orada müstakil bir Türk devletinin kuruluşuna şahit olacağız. " diyerek sadece sözde değil fiili olarakta Türkçü, bütün Türk Dünyası’nı kucaklayan bir siyaset izlemiş Türklüğü Anadolu’nun dar kalıpları içerisine asla sokmamıştır.

    İstiklal Harbi’nin yeni başladığı günlerde Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi imzasıyla ve kendi el yazısıyla Orta Asya’daki Türkler ile Türkiye’nin irtibatının sağlanması için Fevzi Paşa’ya bir talimat yazdı. Afganistan merkez kabul edilmek üzere gönderilecek bir heyetle Türklerin yaşadığı ülkelerde eğitim yapılmasını, asker yetiştirilerek bir ordu kurulmasını istiyordu.

    “Müdafaa ve maliyemiz icabatı ile kabil-i telif olduğu takdirde, Afgan ordusunu tensik için bir heyeti zabıtanın (askerî heyet) izamını ehem ve elzem görmekteyim.
    Cemal Paşa’nın merbut mektubunda zikredildiği veçhile, bunun istikbalde Anadolu üzerine çöken bar-i sekili tahfife yarayacağı gibi (yükü hafifletmeye), nukuat-ı atiyeye (gelecekte de) riayet edildiği takdirde Asya-i Vusta’da (Orta Asya’da) emrimize amade kuvvetli bir orduya malik olmamız hususu temin edilmiş olur. Böylece savaşın sürmesi
    halinde İngilizleri daha uzaktan işgal etmek için bir vasıta elde edilmiş olur.
    Fikri acizaneme göre bu heyeti teşkil edecek zabitanın intihabında ve kendilerine
    verilecek talimatta zirdeki nukuat nazar-ı itibare alınmalıdır.
    Evvelen :Bu heyetin bidayette katiyen siyasatla iştigal etmeyip sırf vazifeyi askeriyesini ifa ve kendisini gerek Afgan gerek Türkistan ve Buhara ahali ve askerlerine fevkalade sevdirmesi.

    Saniyen: Giden zabitanımn zahiren …….”

    Atatürk, Sovyetler Birliği hükümeti ile ilişkilerde ılımlı bir politika takip etmektedir.
    Ancak bu arada, bu ülke dahilinde yaşamakta olan soydaşları ve bunların gelecekleri ile de yakından ilgilenmeyi ihmal etmemektedir. Tabii bunu yaparken mümkün mertebe Sovyet hükümetinin tepkisini üzerine çekmemeye çalışmaktadır.

    Atatürk, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bolşevikler tarafından sona erdirilmesinden sonra Moskova’ya bağlı olarak kurulan Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti zamanında bu yeni hükümetle ilişki kurmuştur. Doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın tavsiyesiyle, bir Türk Büyükelçisi Bakü’ye gönderilmiştir. Büyükelçi olarak gönderilen Memduh Şevket Esendal’dan, Azerbaycan’da kurulan yeni hükümetin gerçekte hangi şartlar dahilinde görev yaptığını, hükümette görev alan kimselerin hangi siyasi fikirde
    olduklarını, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında mevcut sorunların nelerden ibaret olduğunu, hatta Güney Azerbaycan’daki Türklerle Kuzey Azerbaycan Türkleri arasındaki ilişkilerin ne durumda olduğunu tespit edip bildirmesi istenmiştir. Bunun yanı sıra Atatürk, Esendal’a Türkistan’daki Türklerle alakalı alınacak bilgileri de rapora eklemesini istemiştir. Ancak Atatürk tüm bu bilgilerin Sovyet yetkililerin dikkatini ve kuşkusunu çekmeyecek şekilde temin edilmesi yönünde Esendal’ı uyarmıştır.
    Atatürk, Esendal tarafından kendisine ulaştırılan rapordan çıkan sonuçları beğenmemiş olsa gerek, bu andan itibaren Azeri Türklerinin menfaatlerini ve birliğini var gücüyle korumaya..çalışmıştır.

    Atatürk, Doğu’da Ermenilere karşı başarılı bir harekat yürütmüş olan Kazım Karabekir
    Paşa’ya gönderdiği gizli emirde; Azerbaycan’ın tamamen ve gerçek anlamda bağımsız
    bir devlet haline gelmesine taraftar olduklarını belirtmiş ve bunun temini için Rusları
    gücendirmeden ve kuşkulandırmadan gerekli tedbirlerin alınması istenmiştir. Aynı
    zamanda, Azerbaycan’ın petrol vb. tüm doğal kaynaklarına yeniden sahip olabilmesi için
    gerekli çalışmaların yapılmasının acilen lazım geldiğini belirtmiştir. Karabağ gibi,
    Türklerin nüfusça yoğun bulunduğu yerlerin, Ermenilere verilmesinin önlenip
    Azerbaycan’a bağlı kalmasının sağlanılması için gerekli çalışmaların yapılmasını
    istemiştir.Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamelenin bütün İslam aleminin
    Bolşevikleri tartmak için bir numune teşkil edecek olmasının Ruslara anlatılmasına
    gayret olunmasını istemiştir. (19)

    Atatürk, esir Türk ellerinden Türkiye'ye sığınmış Türk liderlerini ve aydınlarını sımsıcak
    bir ilgiyle kabul etmiş ve hatta bu kadrolara son derece önemli görevler tahsis etmiştir.
    Kazan Türklerinden Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Dr. Yusuf Akçura,
    Başkurt Türklerinden Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Prof. Dr. Abdülkadir İnan,
    Kırım’dan Cafer Seydahmet Kırımer ve Azeri Türklerinden Prof. Dr. Ahmet
    Caferoğlu, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade, Mirza Bala Mehmetzade ve
    daha pek çokları Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş kadroları içinde yer almıştır. Örneğin,
    Prof. Dr. Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde
    milletvekili olarak hizmet verirken, Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Dr. Zeki Velidi
    Togan, Prof. Dr. İsmail H. Ertaylan, Prof.Dr. İzzet Kantemir, Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu,
    Prof. Reşit Rahmeti Arat, Prof. Dr. Ahmet Temir, Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat, Dr.
    Hamit Zübeyr Koşay gibi çok sayıda bilim adamı Türk üniversitelerinin kuruluşunda
    görev almışlar ve uluslararası alanda başarı ile Türkiye’yi temsil etmişlerdir.
    Bolşevik zulmünden ve tehdidinden kaçarak Türkiye’ye sığınan Rusya Türklerine büyük
    bir sevgi ve ilgiyle kucak açan Atatürk, birçoğu Sovyet Rusya hükümetince yasaklı
    siyasetçi olan bu aydınların, Türkiye’de ülkelerinin bağımsızlığı yolunda mücadele
    vermelerine imkan sağlamıştır. Türk milleti için özgürlüğün ne anlama geldiğini bilen ve
    bunu her fırsatta ifade eden Atatürk, bir milletin bağımsızlığının askeri sahada
    kazanılabilmesi için öncesinde gerekli kültürel ve sosyal şartların hazırlanması

    gerektiğinin bilincindedir. Nitekim, Atatürk yapmış olduğu bir konuşmasında;
    "... Rusya'dan bize sığınan siyaset adamı soydaşlarımız, kardeşlerimizdir ... Şunu da
    takdir etmeleri lazımdır ki, Türk Milleti Kurtuluş Savaşından beri, hatta bu savaşa
    atılırken bile, mahkum milletlerin hürriyet ve istiklal davaları ile ilgilenmeyi, o davalara
    müzaheret etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve
    istiklallerine kayıtsız davranması elbette tecviz edilemez. Fakat milliyet davası
    şuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde mütalaa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet davası,
    siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü
    demek, müsbet ilme, ilmi usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde
    propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkan sınırları ve
    sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler ilkin kültür
    meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük davasını böyle bir müspet ölçüde ele
    almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin
    lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut
    Türklerini bile ihmal etmiyoruz. (20) demiştir.

    Atatürk Türkiye dışındaki Türkleri milliyet davasının bir parçası olarak nitelemiş ve
    milliyet davasının aşama aşama ilerlenecek, altyapısı hazırlandıktan sonra ulaşılacak bir
    ülkü olarak görmüştür.

    Atatürk 1933-1938 yılları arasında Türkistan’dan bir çok genci Türkiye’ye
    getirterek eğitimlerini sağlamıştır.
    O günlerde Hindistan-Irak-Suriye üstünde Türkiye’ye getirilen emekli General Rıza
    Bekin, bu öğrencilerden Türkiye’de kalan tek kişidir halen hayatta olan Uygur Türk’ü
    Rıza Paşa “Atatürk, Orta Asya’daki Türk kavimleriyle tarihî, kültürel ilişkiler
    kurulması talimatını İstiklal Savaşı’ndan önce vermişti.” diyor. Kendisi Türkiye’ye
    Atatürk tarafından getirilmiş ve TSK’da Tuğ General rütbesine kadar yükselmiş bir
    paşamızdır.

    Aynı şekilde , Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan itibaren Gagavuz Türkleri
    ile yakından ilgilenen Mustafa Kemal Paşanın emirleri doğrultusunda Romanya’ya
    büyükelçi olarak tayin edilen Hamdullah Suphi Tanrıöver o dönemler Romanya sınırları
    içindeki Gagavuzlar’ın kültürel kimliklerini korumaları için yoğun çaba harcamıştır.
    Hamdullah Suphi Bey'in Gagavuzları Trakya bölgesine yerleştirilmesi için çeşitli
    teşebbüslerde bulunmasına karşılık ATATÜRK'ün "Türkiye dışındaki Türkler’in
    Türklerin kendi topraklarında kalması" yönündeki siyaseti nedeni ile buna izin
    verilmemiştir.

    1930’lu yılların sonuna doğru, Atatürk’ün emriyle o dönemde Gagavuzlara 80 ilkokul
    öğretmeni gönderilmiştir. İkinci Dünya Savaşının başlangıcına kadar bu bölgede görev
    yapan bu kahraman öğretmenlerin çoğunluğu savaş başlayınca Türkiye’ye dönmüşlerdir.
    Dönmeyip orada kalan öğretmenler ise Ruslar tarafından Türk casusu suçlaması ile
    tutuklanarak 25 yıl ağır hapis cezası ile Rusya’ya gönderilmişlerdir. Stalinin ölümü ile bu
    öğretmenler için af çıkarıldığında serbest kalan öğretmenlerden birisi olan Ali Niyazi
    KANTARELLİ Türkiye’ye değil Gagauz bölgesine dönerek emekli olduğu 1977 yılına
    kadar öğretmenliğe devam etmiştir. 1980 li yıllarda vefat eden Kantarelli Ukrayna
    sınırları içinde bir köye defnedilmiştir.(20)

    O dönem incelenirse Türk’ün daha Anadolu’ya gelmeden binlerce yıl önceki
    destanlarında Türklüğün kurtarıcısı ve sembolü olarak yer alan Bozkurt’un oldukça sık
    kullanıldığı görülür. Atatürk’ün paralara, pullara bozkurt resimleri koydurttu. Anıtlar
    bozkurt kabartmalarıyla süslendi. Üniversite öğrencilerine, bozkurt kokartlı şapkalar
    giydirildi. Bunların yanı sıra Türk dili , tarihi ve kültürü ile ilgili çalışmaları sistemleştirerek
    hızlandıran, planlayan, kurumsallaştıran ve pek çok yeni sahada başlamasını sağlayan da
    Mustafa Kemal’den başkası değildir.
    Özetlemek gerekirse Atatürk Milliyetçiği adı konarak tarihsel altyapısından
    soyutlanmaya çalışılan Türkçülük anlayışı, doğası gereği Türk birliği taraftarıdır ve
    bir ülkeye o ülkenin kanunları ile bağlanmayı değil doğrudan doğruya binlerce
    yıllık bir kültür ve soy meselesini ifade eder.
    El etek öpmeyi hiç tanımadı
    Zindanlar,sürgünler hiç yıldırmadı
    Kurşunlar yağdı da hiç aldırmadı
    Ocağı Türk, çeliği Türk, suyu Türk!


    UyanTürk

    Atsız Diyor ki:

    Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk‘üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük‘dür

  3. #3
    Root Admin TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    5,132
    Rep Puanı
    10000

    Standart Cevap: Başbuğ Atatürk'e Atılan Çirkin İftiralara ve Cevaplar

    “Atatürk’ün yolu Avrupa Birliği yoludur” iddiası


    Atatürk’ün hayat görüşünde bağımsızlık yani kendi ifadesi ile istiklal-i tam ve milletin
    egemenliği yani hakimiyeti milliye en önemli faktörlerden biriydi. Dolayısı ile Türkmilletinin yetkilerini , hakimiyetini bir üst meclise (AB parlamentosu) devredeceği bir
    yönetim şekli Atatürk tarafından asla kabul edilemeyecek bir acizlikti.
    “ Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en
    kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan
    bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu
    aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve
    yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben
    şahsen, bu saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde
    varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas
    bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu
    sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketen menfaatleri
    gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden
    olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak,
    benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye
    kadar amansız düşmanıyım!” diyen bir Atatürk’ün Avrupalı olacağız diye verilen
    bunca tavize hoş bakacağını düşünebiliyor musunuz ?
    Avrupa birliği sadece ekonomik bir topluluk değildir. Kökü yüz yıllar öncesine dayanan
    ancak soğuk savaş sonrası ABD’ye karşı kurulmuş bir Avrupa birleşik Devletleri’nden
    bir basamak önceki safhadır.
    Hedeflenen Avrupa Birliği Devleti ile onun içinde birliğe girmek adına kolu kanadı
    kırılmış, milli refleksleri yok edilmiş federe bir cumhuriyet konumundaki
    Türkiye’dir.
    Bu şark meselesini sabır ve azimle bugüne getiren batının tam bir başarısıdır. Batı 1000
    yıldır silahla, savaşla, zorla yapamadığını Türkiye’ye bu kez Türkiye’nin hiçbir itirazı
    olmadan , olması da düşünülemez bir ortama getirip işi halk değimiyle “Tereyağından kıl
    çeker gibi” rahat hallediyor. (23)
    Atatürk, uygarlaşmak hedefine varmak için, Batı’dan bağımsız olmak gerektiğini
    vurgular. “Batı zihniyetine” karşı tutumu, Atatürk’ün 20’lerdeki konuşmalarında da yer
    alır. Batılılaşmaya niçin karşı çıkmaktadır? Mustafa Kemal 6 Mart 1922’de Meclis gizli
    oturumunda yaptığı konuşmada nedenlerini açıklar. Aşağıdaki metin bu konuşmanın
    sadeleştirilmiş bir bölümüdür.



    TÜRKİYE KUVVETLİ OLSA…

    “Eğer kuvvetli bir Türkiye mevcut olsaydı, denilebilir ki, İngiltere’nin bugünkü siyaseti
    mevcut olmayacaktı. Türkiye Viyana’dan sonra Peşte ve Belgrad’da mağlup olmasaydı,
    Avusturya ve Macaristan siyaseti işitilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya dahi aynı
    kaynaktan ilham almış olarak hayat ve siyasetlerine açılım ve kuvvet vermişlerdir.”




    TÜRKİYE’NİN İMHASINI ANANE YAPTILAR


    “Efendiler, bir şeyin zararıyla, bir şeyin imhasıyla yükselen şeyler, bittabi o
    şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır ve hakikaten Avrupa’nın bütün ilerlemesine,
    yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye bilâkis gerilemiş ve düşme
    vadisinde yuvarlanadurmuştur. Türkiye’yi imhaya müteşebbis olanlar Türkiye’nin
    imhasında menfaatlar ve hayat görenler münferit kalmaktan çıkmışlar,
    aralarındaki menfaatleri denkleştirerek birleşmişler ve ittifak etmişlerdir. Bunun
    neticesi olarak bir çok zekâlar, hisler, fikirler Türkiye’nin imhası noktasında
    yoğunlaştırılmıştır. Bu yoğunlaşan şey, asırlar geçtikçe gelecek nesilleri adeta
    tahripkâr bin anane şeklini almıştır ve bu ananenin Türkiye’nin hayat ve
    mevcudiyeti üzerinde devamlı tatbikatı neticesi olarak en nihayet Türkiye’yi ıslâh
    etmek, Türkiye’yi medenileştirmek gibi birtakım görünüşteki vesilelerle,
    bahanelerle Türkiye’nin dahili hayatına, dahili idaresine girmişler ve nüfuz
    etmişlerdir. Böyle müsait bir zemin hazırlamak kudretini, kuvvetini

    kazanmışlardır.”



    MİLLETİN VE RİCALİN ZİHİNLERİ BOZULDU

    “Halbuki efendiler; bu kudret ve bu nüfuz Türkiye ve Türk halkının mevcut olan ilerleme
    cevherine zehirleyici ve yakıcı bir sıvı ilave etmiştir. Bunun tesiri altında olmak üzere
    milletin ve bilhassa ricalin zihinleri tamamen bozulmuştur. Artık hayat bulmak için,
    hali iyileştirmek için, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün
    işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi
    bir takım zihniyetler hayat buldu. Halbuki hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların
    nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yürütülebilsin? Tarih böyle bir hadise
    kaydetmemiştir! Tarih, böyle bir hadise kaydetmek teşebbüsünde bulunan acı dolu
    neticelerle karşılaşmıştır. İşte Türkiye bu fikir yanlışıyla, bu zihniyet yanlışıyla
    malûl olan bir takım ricalin yüzünden her saat, her gün, her asır biraz daha çok
    gerilemiş ve daha çok düşmüştür. Efendiler bu düşüş, bu gerileme yalnız
    maddiyatta olsaydı hiç bir ehemmiyeti yoktu. Ne yazık ki, Türkiye ve Türk Halkı
    ahlâken düşüyor! (bravo sesleri, alkışlar) Ve bu halet incelenirse görülür ki, Türkiye
    Doğu maneviyatı ile başlayan ve Batı maneviyatı ile sona erdirilen bu yol üzerinde
    bulunuyordu. Batı ve Doğu’nun birleştiği yerde bulunduğumuzu ve ona yaklaştığımızı
    zannettiğimiz takdirde Batı, asli mayası olan Doğu maneviyatından tamamen kopuyoruz,
    yalnızlaşıyoruz. Efendiler hiç şüphesizdir ki, bugün bu memleketi bu milleti mahvolma
    ve yok olma çıkmazına sevk eden başka netice beklenemez.” (Pek doğru sesleri)




    DÜŞÜŞ KORKU VE ACZ İLE BAŞLADI



    “Efendiler; bu düşüşün ortaya çıkışı korku ve acz ile başlamıştır. Türkiye ve Türk Halkı
    ve nasılsa bunların başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında
    sessizliğe mahkûm imiş gibi Türkiye’yi atıl çekingen bir halde tutuyorlardı. Türkiye’yi
    kendi kendilerine memleketin ve milletin menfaatları icaplarını yapmakta mütereddit ve
    korkak idiler. Türk mütefekkirleri adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı
    ki, biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur. Bizi
    kayıtsız şartsız canımıza, tarihimize, mevcudiyetimize düşman olan ve düşman olduğuna
    hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara vermek istiyorlardı.Onlar bizi idare etsin diyorlardı.Buna en yakın
    misal olmak üzere İzzet Paşayı hatırlamak isterim.Malümu alinizdir ki,Balkan Muharebesi’ni mütakip,vicdanı,kafası zayıf olan bu milletin artık hayat ve kurtuluş bulamayıcağna kani olmak ,
    batılı zanında bulunmuş oldular.Bunların başında İzzet Paşa vardı.İzzet Paşa o zaman dedi ki;biz kendi kendimizi adam ve insan edemeyiz.Biz kendi kendimizi ıslaha muktedir değiliz.Dolayısıyla kayıtsız,şartsız bir ıslah heyeti getirelim ve onlara mevki verelim ve onun seçimi olan Liman von Sanders’in riyaseti altında bir takım üşekaı ümmeten meydana gelen bir ıslah heyeti getirmiştir,
    milletimizin başına.”



    TÜRK FİKİR HAYATINA YENİ BİR İMAN



    “Efendiler;Türkiye’yi bu tuttuğunu hastalıklı yollardan tükenişe ve yok olmaya sevk eden bu vadiden
    kurtarabilmek için bütün alimlerin keşfedebildikleri bir hakikat vardır.O da Türkiye’nin fikir hayatını
    yeni bir imanla istila etmek lazımdır.Yani Türkiye çıkmasında hükümet teorisini değiştirmek lazım idi.
    Milleti düştüğü felaket çıkmasından kurtara bilmek için millete benliğini tanıtarak,haysiyetini tanıtarak,
    Hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için uğraşmaya kabiliyetli olduğunu anlatmakla yeni bir maneviyatın
    Gelişmesi lazım geliyordu bu maneviyat ise hükümet teorisini aslen değiştirilmesi ile mümkün olabilir.
    İşte bugün efendiler,milletimiz ve milletimizin hakiki temsilcileri bulunan yüksek heyetiniz,ilmin tarihi
    vakalarla benzerliği kurulmak ve sarılmak lazım gelen hakikati keşif etmiş ve fiilen meydana gelmiş ve
    ortaya çıkmış bir hale koymuş bulunuyorsunuz ve emin olalım ki,memleketi ve milleti kurtarmakta
    bundan başka çare yoktur.Dolayısıyla bugünkü vaziyetimiz gayet mühim bir yeniliktir.Millet ve devlete
    hayat bahş olacak bir yeniliktir.Bu itibarla bütün memleketin canıyla,başıyla buna sarılması lazımdır.
    Bütün milletin bu uğurda en son nefesini ve en son kanını akıtarak azim ve sebat göstermesi Allah’ın
    emirlerindendir.”



    BİZİ MAHVETME DÜŞMANLARIN EZELİ FİKRİ

    “Efendiler; bu sözlerimden sonra, bizi mahvetmek için ezeli olduklarını izaha çalıştığım
    birkaç sözle, husumetlerinin devamlı olduğunu ispat etmek için düşmanlara karşı
    mevcudiyetimizi muhafaza hususunda ve gayemize emniyetli adımlarla yürüyebilmek
    için mevcut olan müdafaa vasıtalarımızı hatırlatmak isterim. Efendiler bizim üç vasıtamız
    vardır: Bunlardan birisi ve aslolan en mühimi, doğrudan doğruya, milletin bütünüdür. Hayat ve bağımsızlığı için kalp ve vicdanında mütecelli olan arzu ve emellerin
    gelişmesindeki sağlamlık ve kuvvettir. Millet bu gönülden arzusunu ne kadar kuvvetli
    göstermeye muvaffak olursa ve ne kadar bu vicdani emelini ve bu emelin tahakkukundaki
    azim ve imanı göstermeye muvaffak olursa, düşmanlarımızın saldırılarına karşı o kadar
    kuvvetli bir müdafaa vasıtasına sahip olduğumuza kani olabiliriz.



    ASIL MAĞLUBİYET, DAHİLİ CEPHELERİN DÜŞMESİDİR

    İkinci müdafaa vasıtamız, efendiler; bu milletin hakiki ve selahiyet sahibi
    temsilcilerinden meydana geldiğinden yüksek heyetinizin arzusu ve millî hakikatı
    gösterme ve ispatta ve bunun icaplarını bütün kanaatimizle tatbikte göstereceğimiz azim
    ve kahramanlıktır. Yüksek heyetiniz bütün dünyaya karşı ne kadar çok dayanışma ve
    birlik halinde bu millî arzuyu tecelli ettirirse hiç şüphe etmemeliyiz ki, düşmanlarımızın
    saldırılarına karşı çok kuvvetli ve en kuvvetli müdafaa vasıtasına sahip bulunmuş oluruz.
    Efendiler; yine milletin silahlı evlâtlarından meydana gelmiş olup, düşman karşısında
    Sayfa 24 / 26
    toplanmış bulunan ordumuzdur. Efendiler, bu kuvvetlerle düşmana karşı tasavvur edilmiş
    olan cepheler, hepinizce malumdur ki, ikiye ayrılabilir. Herkesin malûmu olduğu bir
    tabirle arz edeyim; dahili cephe, görünüşteki cephe. Dahili cephe, aslolan cephe, bütün
    memleketin aynı fikir ve kanaatte olarak yek vücut olarak tesis etmiş oldukları cephedir.
    Görünüşteki cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermiş olduğu
    cepheden ibarettir. Bu görünüşteki cephe, ordu cephesinin sarsılması, değişmesi, mağlup
    olması, çözülmesi hiç bir vakitte bir milletî ve bir memleketi mahvedemez. Bunun hiçbir
    ehemmiyeti yoktur. Asıl ehemmiyete sahip olan ve asıl memleketi temelinden yıkan ve
    halkını esir eden, dahili cephelerin düşmesidir.



    “KALE İÇİNDEN YIKILIR”


    “İşte bu hakikate bizden ziyade vakıf olan düşmanlarımız ki, başta en alçak düşman olan
    İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri mesai sarf
    etmektedir. (Kahrolsun sesleri) Malûmu âliniz, bizim eski Osmanlı tabirimizce “Kale
    içinden yıkılır”; işte düşmanlarımız, bizi içimizden yıkmaya çalışıyorlar.
    Düşmanlarımızın bizce malûm olabilen -malûm olamayan teşebbüsleri daha çoktur
    şüphesiz- malûm olabilen zehirli teşebbüsleri hakikaten korkunçtur. Efendiler, hiç
    şüphesiz iddia edebiliriz ki, her birimizin şahıslarına temas edebilecek mikroplara ve
    vasıtalara bile sahiptir. Ne yazık ki, düşmanlarımız bu uğurda her türlü fedakarlığı
    ihtiyardan kaçınmamaktadırlar. Çünkü demin arz etmiştim. Çünkü Türkiye’nin mahvı,
    kendi hayatlarına tekabül eden bir vaziyet teşkil ediyor. Dolayısıyla en çok ehemmiyetle
    atfı nazar ettikleri, bu milli teşebbüsleri içinden yıkmak ve dahili cepheyi yıkmaktır.”
    (24)

    Avrupa Birliği temelleri Almanya ve Fransa tarafından atılmış bir ecnebi planıdır
    ve Atatürk’ün yukarıda aktardığımız ifadeleri ile hiçbir bağımsızlık yabancıların
    planları ile yürüyemez.
    Hele ki binlerce yıllık geçmişe sahip Türk milleti için bu asla düşünülemez.
    Elbette birinci dünya savaşı sonrası kurtuluşu Amerikan mandasına, İngiliz mandasına
    girmekte görenler olduğu gibi günümüzde de kurtuluşu AB’ye kapak atmakta görenler
    olabilir , tüm sorumluluklardan kurtularak efendilerinin idaresinde mutlu olarak yaşamak
    isteyenler olabilir ancak bu kişiler bu davalarına Atatürk’ü malzeme yapamazlar.
    Atatürk, “Esas, Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas
    ancak tam bağımsızlıkla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa
    olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet medenî insanlık karşısında uşak olmak
    mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Yabancı bir devletin
    koruyuculuğu ve kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, aciz
    ve beceriksizliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu duruma düşmemiş
    olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
    Halbuki Türk’ün haysiyeti ve izzet-i nefsi ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür.
    Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır! Binaenaleyh, ya istiklal ya
    ölüm!”(25) bu yolda gidenlere yukarıdaki satırlar ile en güzel cevabı 1919 yılında
    vermiştir.

    Atatürk rozetlerini ceketlerinden, adını ağızlarından eksik etmeyerek adeta Atatürk
    ticareti yaparak, atamızın Türk milleti üzerindeki manevi etkisini kullanarak AB’yi
    Atatürk’ün gösterdiği bir hedefmiş gibi Türk milletine yutturmaya çalışanlara gene
    atamızın 29 Ekim 1930 gecesi Cumhuriyetin yedinci yıldönümü sebebi ile düzenlenen
    baloda kendisine hangi bakımlardan Amerikanlaşmasının düşünüldüğünü soran
    Associated Press muhabiri Amerikalı gazeteci Dorothy Ring’e verdiği çok net ve
    Açık sözler ile cevap vermek istiriyoruz.:”Türkiye bir maymun değildir ve hiç ir milleti de taklit etmeyeciktir. Türkiye ne Amerikanlaşacak,ne deee Batılaşacaktır;o sadece özleşecektir.”(26)
    El etek öpmeyi hiç tanımadı
    Zindanlar,sürgünler hiç yıldırmadı
    Kurşunlar yağdı da hiç aldırmadı
    Ocağı Türk, çeliği Türk, suyu Türk!


    UyanTürk

    Atsız Diyor ki:

    Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk‘üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük‘dür

  4. #4
    Root Admin TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK has a reputation beyond repute TÜRK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesajlar
    5,132
    Rep Puanı
    10000

    Standart Cevap: Başbuğ Atatürk'e Atılan Çirkin İftiralara ve Cevaplar

    ATATÜRK'ün Sözlerini hatirlamada yarar var

    Biz Türk 'üz!..Her manasıyla Türk’ üz!.. İşte o kadar!.. Bize iyi Müslüman olmak yeter!.
    Asya için, Avrupa için bizim kanunumuz aynıdır: Tam bağımsızlığımızı korumak!.. Her şeyi Türk cephesınden değerlendirmek!.. Bu, Gerçekci görüş’tür. (1921)
    Bu memleket tarihte Türk'tü, halen de Türk'tür, ve ebediyyen Türk kalacaktır! (16.3.23 Adana)
    Türk milleti!.. Sen anadolu denilen yurda sonradan gelme değil; ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın!..Milletim Türk, vatanım Türkiye, ülküm Türklük'tür!

    Asla şüphem yoktur ki, TÜRKLÜĞÜN unutulmuş BÜYÜK MEDENİ VASFI ve MEDENİ KAABİLİYETİ âtinin yükselen medeniyet ufkunda bir GÜNEŞ GİBİ DOĞACAKTIR!..Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: BENİ HATIRLAYINIZ!.. (29.10.33)

    - NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!.. (29.10.33)

    - Haritada TÜRKİYE üstüne abanmış bir blok var (Rusya), görüyor musun?.. İşte o ağırlık benim omuzlarım üzerindedir... Omuzlarım üstünde olduğu içindir ki, ben konuşamam, konuşamam!..

    - Düşün bir kere: OSMANLI İMPARATORLUĞU ne oldu?.. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu?.. Dünyayı ürküten Almanya'dan ne kaldı?..

    - Demek oluyor ki, HİÇ BİR ŞEY SÜR-GİT DEĞİLDİR... Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden ileride belki pek az bir şey kalacaktır... Devletler ve milletler bu idrakin içinde olmalıdırlar!..

    - Bugün Sovyet Rusya dostumuzdur, komşumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız var... Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez... Tıpkı OSMANLI İmparatorluğu gibi parçalanabilir... Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler ellerinden kaçabilirler... Dünya yeniden bir dengeye ulaşır.

    - O zaman TÜRKİYE ne yapacağını bilmelidir!..

    - Bugün bizim bu dostumuzun yönetiminde DİL bir, İNANÇ bir, ÖZ BİR KARDEŞLERİMİZ VARDIR... ONLARA SAHİP ÇIKMAYA, onları arkalamaya HAZIR OLMALIYIZ!..

    - Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır.

    - Milletler buna nasıl hazırlanır?.. MANEVİ KÖPRÜLER'i sağlam tutarak!.. DİL bir köprüdür, İNANÇ bir köprüdür, TARİH bir KÖPRÜDÜR!..

    - KÖKLERİMİZE İNMELİ ve olayların böldüğü tarihimizin içinde BÜTÜNLEŞMELİYİZ.

    - Bu dünya-yı beşeriyyette asgari 100 milyonu mütecaviz nüfustan mürekkep bir TÜRK millet-i azimesi vardır... Ve bu milletin saha-yı arzdaki vüs'ati nisbetinde, saha-yı tarihte de bir derinliği vardır.

    - Bugün biz bu kitlelerden, DİL bakımından, GELENEK, GÖRENEK, TARİH bakımından kopmuş, ayrılmış, çok uzaklara düşmüşüz... TÜRKÇE'MİZ bile BATI TÜRKÇESİ!.. Demek ki bir de DOĞU TÜRKÇESİ var... Bizim kullandığımız mı doğru, onların kullandıkları mı?..

    - Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz!.. BİZİM ONLARA YAKLAŞMAMIZ GEREKLİ... TARİH bağı kurmamız lâzım... FOLKLOR bağı kurmamız lâzım... TÜRKOLOJİ alanında merhaleler aşmamız lâzım!..

    - KİM YAPACAK BUNLARI?.. Elbette BİZ!.. Nasıl yapacağız?.. İşte görüyorsunuz: DİL encümenleri, TARİH encümenleri kuruluyor... Dilimizi onun diline yaklaştırmaya, böylece birbirimizi daha kolay anlar hale getirmeye çalışıyoruz... Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz... ORTAK BİR MAZİ idrakine varmak peşindeyiz.

    - BUNLAR AÇIKÇA YAPILMAZ!.. Ad konarak yapılmaz... Bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir. (29.10.33 tarihli sohbet)

    - Büyük ve hayali şeyleri YAPMADAN YAPMIŞ GİBİ GÖRÜNMEK yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine celbettik.

    - Böyle yapmadığımız veya yapamadığımız mefhumlar üzerinde düşmanlarımızın adedini ve üzerimize olan tazyikatını tezvid etmekten ise, HADD-İ TABİİ'ye, HADD-İ MEŞRU'a rücu edelim. Haddimizi bilelim... Biz HAYAT ve İSTİKLAL isteyen milletiz ve YALNIZ VE ANCAK BUNUN İÇİN HAYATIMIZI İBZAL EDERİZ!..(1.12.21)

    - Siyasi varlığımızın haricinde, başka ellerde, BAŞKA SİYASİ ZÜMRELERDE isteyerek veya istemeyerek mukadderat ortaklığı etmiş, bizimle DİL, IRK, MENŞE BİRLİĞİ'ne malik ve hatta yakın uzak TARİH ve AHLÂK YAKINLIĞI GÖRÜLEN TÜRK CEMAATLERİ VARDIR... BU HAL, TÜRK MİLLETİ İÇİN ELEM VERİCİ BİR HATIRADIR!..

    - Şu kadarını belirtmeliyim ki, ben her şeyden evvel bir TÜRK MİLLİYETÇİSİ'yim!.. Böyle doğdum, böyle öleceğim!.. TÜRK BİRLİĞİ'nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır!.. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım!..

    - YARININ TARİHİ yeni fasıllarını TÜRK BİRLİĞİ ile açacaktır!.. DÜNYA SÜKÛNUNU BU FASILLAR İÇİNDE BULACAKTIR!.. Kaşgarlı Mahmud'un "Divan-ı Lügat-ıt TÜRK"ünde dediği gibi, "TANRI TÜRK'Ü İNSANLIK, ŞERİRLERİNDEN ŞAKİLERDEN KURTULSUN DİYE YARATTI!..(Mahmut Esat Bozkurt'tan nakil)

    - Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız YURT, bağrından çıktığımız TÜRK milleti, ve bir milletler tarihinin binbir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.

    - Bizim milletimizin hayat-ı esasını düşünelim... Bu düşünce bizi elbette 6-7 asırlık OSMANLI TÜRKLERİ'nden SELÇUKLU TÜRKLERİ'ne, ve ondan evvel bu devirlerin her birine muadil olan büyük TÜRK DEVRİ'ne ulaştırır!..

    - TÜRK milleti Kurtuluş Savaşı'ndan beri, hatta bu savaşa atılırken bile, MAHKÛM MİLLETLER'in HÜRRİYET ve BAĞIMSIZLIK davaları ile ilgilenmeyi, o davalara yardım etmeyi benimsemiştir!.. Böyle olunca, kendi SOYDAŞLARI'nın HÜRRİYET ve BAĞIMSIZLIK'larına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez!..

    - Fakat MİLLİYET davası şuursuz ve ölçüsüz bir şekilde müdafaa ve mütalaa edilmemelidir!.. MİLLİYET DAVASI SİYASİ BİR MÜCADELE KONUSU OLMADAN ÖNCE, ŞUURLU BİR ÜLKÜ MESELESİDİR!.. ŞUURLU ÜLKÜ demek, MÜSBET İLME, MÜSBET USÜLLERE DAYANDIRILMIŞ HEDEFLİ BİR GAYE DEMEKTİR.

    - O HALDE PROPOGANDALARDA MÜSBET USÜLLERE MÜRACAAT ETMEK ŞARTTIR... HAREKETLERİN İMKÂN SINIRLARI VE SIRALARI, MUTLAKA HESABA KATILMALIDIR!..

    - TÜRKİYE DIŞINDA kalmış olan TÜRKLER, ilkin KÜLTÜR meselesiyle ilgilenmelidirler... Nitekim biz TÜRKLÜK davasını, böyle bir müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz... Büyük TÜRK tarihine, TÜRK DİLİ'nin kaynaklarına, zengin LEHÇELERİ'ne, eski TÜRK ESERLERİ'ne önem veriyoruz... BAYKAL ötesindeki YAKUT TÜRKLERİ'nin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz!..

    - TÜRK!.. Bu memleket dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu... Bu sahne 7000 YILLIK bir TÜRK BEŞİĞİ'dir.

    - Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı... Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı... O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu... Sonra onlara alıştı... Onları tabiatın babası sandı, onların oğlu oldu... Bir gün o TABİAT ÇOCUĞU, tabiat oldu... Şimşek, yıldırım, GÜNEŞ oldu... TÜRK oldu!..

    - TÜRK budur!.. Yıldırımdır!.. kasırgadır!.. DÜNYAYI AYDINLATAN GÜNEŞTİR!..

    - Bizim TÜRK milletimiz eski ve şerefli bir millettir... Zaten ORTA ASYA'nın ALTAY yaylasında yetiştiği için, KARTALLARIN MEZİYETLERİ'ni daha gençliğinde kazanmıştır... TA UZAKLARDAN GÖRÜR!.. HIZLI bir UÇUŞU vardır ve bu RUH'u barındıracak kadar KUVVETLİ bir BEDEN sahibidir... Zaten maddi olsun, dımaği olsun, HİÇ BİR SIKICI HUDUT İÇİNDE DURMAZ!.. Yaradılışta olduğundan, yüksek anayurdunun dünyadan uzak vaziyetine isyan etmiştir.

    - İşte o zaman bu ilk TÜRKLER başlarını alarak dünyanın hem batısına, hem doğusuna yayıldılar... Yılmaz atalarımızın bu ilk saldırılarıyla, bugünün TÜRK MİLLETİ olan bizler pek ziyade alâkadarız!..

    - Kadim ETİLER'imiz, atalarımız, bugünkü yurdumuzun ilk ve otokton sakini ve sahibi olmuşlardır!.. TÜRKLÜĞÜN MERKEZİ'ni ALTAYLAR'dan ANADOLU-TRAKYA'ya getirmişlerdir. (1.1.33)

    - ASYA HUN İMPARATORLUĞU'nun kuruluş tarihi Çin'de imparatorluk kuruluş tarihiyle başlar... Çin'in M.Ö. 13. asra ait vesikaları bunu böyle kaydeder.

    - Basit sallarla ANADOLU'dan RUMELİ'ye geçen, ve İSLAM'ı ta VİYANA kapılarına kadar götüren TÜRK kahramanlarıydı!.. Bir ihanete uğramasalardı, TÜRK'ün gücünü çok daha ilerilere götürebilirlerdi!..

    - Cihan tarihinde bir CENGİZ, bir SELÇUK, bir OSMANLI devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen TÜRK MİLLETİ, bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek, bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kaabiliyet ve kudretle yerini aldı. (2.1.1923)

    - MİLLETİMİZİN YÜKSEK KARAKTERİNİ, YORULMAZ ÇALIŞKANLIĞINI, ZEKÂSINI, İLME BAĞLILIĞINI, GÜZEL SANATLARA OLAN SEVGİSİNİ, MİLLİ BİRLİK DUYGUSUNU MÜTEMADİYEN ve her türlü vasıta ve tedbirlerle birlikte besleyerek İNKİŞAF ETTİRMEK, MİLLİ ÜLKÜMÜZDÜR!..

    - Nasıl bakarken gözlerimizin farkında değilsek, ama bizim görmemizi sağlıyorsa, ÜLKÜ de bütün davranışlarımızda, farkında olmadan yaşar ve bize yön verir.

    - Aynı iman ve kat'iyetle söylüyorum ki, MİLLİ ÜLKÜ'yü tam bir bütünlükle yürütmekte olan TÜRK milletinin BÜYÜK MİLLET olduğunu, bütün medeni âlem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

    - Biz MİLLİYET fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve ilgisizlik göstermiş bir milletiz... Bunun zararlarını, fazla faaliyetle telafiye çalışmalıyız!..

    - İnsanlara MİLLİYET duygularını unutturup, onları bir "dünya devleti" içinde birleştirme düşüncesi, gerçekçi değildir!..

    - İnsanlara her türlü özel duygu ve bağlarını unutturup "tam kardeşlik ve eşitlik" içerisinde birleştirerek "insani bir devlet" kurmak nazariyesi de, kendine mahsus şartlara bağlıdır.

    - Bilirsiniz ki, MİLLİYET nazariyesini, MİLLİYET ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan nazariyelerin dünya üzerinde tatbik kaabiliyeti bulunamamıştır... Çünkü tarih, hadiseler, müşahedeler; insanlar ve milletler arasında hep milliyetin hâkim olduğunu göstermiştir... Ve MİLLİYET prensibi aleyhindeki büyük ölçüde fiili tecrübeler rağmen, yine MİLLİYET hissinin öldürülemediği ve yine yaşadığı görülmektedir.

    - Bahusus bizim MİLLETİMİZ MİLLİYETİNDEN TEGAFÜL EDİŞİNİN ÇOK ACI CEZALARINI GÖRDÜ... OSMANLI İmparatorluğu dahilindeki akvam-ı muhtelife hep milli akidelere sarılarak milliyet mefkûresinin kuvvetiyle kendilerini kopardılar... Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu, sopa ile içlerinden kovulunca anladık... Kuvvetimizin zaafa uğradığı anda bizi tahkir, tezlil ettiler... Anladık ki, KABAHATİMİZ KENDİMİZİ UNUTMAKLIĞIMIZMIŞ!.. (25.3.23)

    - OSMANLI hakanlarının amacı büyük bir imparatorluk kurmaktı... Bu amaçla asıl TÜRK MİLLETİ kullanıldı... İç siyasetlerini dış siyasetlerine uydurunca, zaptettikleri ülkelerdeki bütün ulusları dilleri, dinleri, gelenekleri, her şeyi başka başka olan ve bir çok ulustan olan bu topluluğu, olduğu gibi muhafazaya kalkıştılar... Onlara bütün bu özelliklerini saklı bırakabilecek İSTİSNALAR, ayrıcalıklar bahşettiler.

    - Buna karşılık asıl TÜRKLER uzun seferler, fetihler yapmakla, savaş alanlarında ölmekle, zaptolunan ülkeleri ve halkını beslemekle kendi kendini tahrip ediyordu... Bundan dolayı millet, ESAS UNSUR, kendi evinde kendi yurdunda ve kendi gerçek hayat sebebini geliştirmek için çalışmaktan tamamen yoksundu. Bununla da kalmıyordu... Yeni fethedilen ülkeler halklarını ve ecnebileri hoşnut kılabilmek için asıl TÜRK MİLLETİ'nin hakkından, hayat kaynaklarından ve ekonomisinden pek çok şeyler LÜTUF, BAĞIŞ olarak veriliyordu.

    - İtirafa mecburuz ki, şimdiye kadar hakiki, ilmî, müsbet manasıyla MİLLÎ bir DEVİR yaşamadık!.. (29.10.23) (17)

    - Yüzyıllardan beri DOĞU'da gadre ve zulme uğramış TÜRK milleti gerçekten sahip olduğu vasıflardan yoksun sayılıyordu... Son yıllarda milletimin fiilen gösterdiği YETENEK, ANLAYIŞ, KAVRAYIŞ kendisine kötü gözle bakanların ne kadar gafil, bilgisiz, görünüşe kanan insanlar olduğunu ispat etti!.. (29.10.23)

    - DÜNYANIN BİZE HÜRMET GÖSTERMESİNİ İSTİYORSAK; EVVELÂ BİZ KENDİMİZE, BENLİĞİMİZE, MİLLİYETİMİZE BU HÜRMETİ hissen, fikren, fiilen bütün ef'al ve harekâtımızla GÖSTERELİM!..

    - Bilelim ki, MİLLİ BENLİĞİ OLMAYAN MİLLETLER, BAŞKA MİLLETLERİN ŞİKÂRIDIR!..

    - MEVCUDİYET-İ MİLLİYE'MİZE DÜŞMAN OLANLARLA DOST OLMIYALIM!.. Böylelerine karşı bir TÜRK şairinin dediği gibi, "TÜRK'ÜM VE DÜŞMANIM SANA, KALSAM DA BİR KİŞİ!" diyelim!..

    - Düşmanlarımıza bu hakikati ifade ettiğimiz gün; kanaatimize, mefkûremize, istikbalimize yan bakan her ferdi düşman telâkki ettiğimiz gün; MİLLİ BENLİĞİMİZE UZANACAK HER ELİ ŞİDDETLE KIRDIĞIMIZ GÜN; milletin önüne dikilecek her hali devirdiğimiz gün HALÂS-I HAKİKİ'YE VASIL OLACAĞIZ!.. Ve sizin gibi münevver, azimli, imanlı gençler sayesinde bu halâsa vasıl olacağımıza emin olabiliriz. (Konya TÜRK Ocakları)

    - HİÇ BİR DÜŞÜNCE; TÜRK MİLLİ MENFAATLERİ'nin, TÜRK VARLIĞI'nın, DEVLET'i ve ÜLKESİ'yle BÖLÜNMEZLİĞİ esasının, TÜRKLÜĞÜN TARİHİ ve MANEVİ DEĞERLERİ'nin, MİLLİYETÇİLİK ve MEDENİYETÇİLİK KARŞISINDA KORUMA GÖREMEZ! (1932 Anayasası)

    - TÜRK; SOY, DİL, TARİH, DİN, GELENEK GİBİ BAĞLARLA BİRBİRİNE BAĞLI İNSANLARIN MEYDANA GETİRDİKLERİ BİR TOPLULUKTUR.

    - TÜRKİYE CUMHURİYETİ'Nİ KURAN TÜRKİYE HALKINA "TÜRK" DENİR!..(20) Dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski bir yurt, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.

    - GÖÇMENLER, kaybedilmiş topraklarımızın hatıralarıdır.

    - Bugün MİLLETLER aşağı yukarı KARDEŞ olmuşlardır...(17.3.37)

    - Bugünkü TÜRK MİLLETİ SİYASİ ve İÇTİMAİ CAMİASI İÇİNDE kendilerine KÜRTLÜK fikri, ÇERKESLİK fikri ve hatta LAZLIK FİKRİ veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır... Bu yanlış adlandırmalar, bir kaç DÜŞMAN ALETİ GERİCİ BEYİNSİZLER'den başka hiç bir millet ferdi üzerinde kederlendirmekten başka bir tesir doğurmamıştır!.. Çünkü bu millet fertleri de tüm TÜRK TOPLUMU gibi aynı ORTAK GEÇMİŞ'e, TARİH'e, AHLÂK'a, HUKUK'a sahip bulunuyorlar.

    - Bugün içimizde bulunan HIRİSTİYAN, MUSEVİ VATANDAŞLAR MUKADDERAT VE TALİHLERİNİ TÜRK MİLLİYETİ'NE VİCDANİ ARZULARİYLE BAĞLANDIKTAN SONRA, KENDİLERİNE yan gözle YABANCI NAZARIYLA BAKMAK, MEDENİ TÜRK MİLLETİ'NİN ASİL AHLÂKINDAN BEKLENEBİLİR Mİ?..

    - Gençlerimizin bugün içinde bulundukları bunalım ve boşluk, daha çok geçmişi ve mensup oldukları milletin büyüklüğünü bilmemekten ileri gelmektedir... Yanlış hükümler bir çoklarında bir aşağılık duygusu meydana getirmiştir... Bundan kurtulmak için milletimizin yüksek vasıflarını bilmeye, bundan kuvvet almaya ihtiyaç vardır!..

    - Ortak MİLLİ FİKRİN, AHLÂKIN, DUYGUNUN, HEYECANIN, HATIRA VE GELENEKLERİN kişilerde meydana gelmesini ve KÖKLEŞMESİNİ SAĞLAYAN ORTAK GEÇMİŞ'in, birlikte yapılan TARİH'in, vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren ortak DİL'in, milletlerin meydana gelmesinde EN ÖNEMLİ ETKENLER olduğunu kaydettikten sonra; MİLLET hakkında ikinci derece unsurları dikkate almayarak, mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek bir tarifi ele alalım.

    - MİLLET; DİL, KÜLTÜR ve MEFKÛRE İLE birbirine BAĞLI vatandaşların teşkil ettiği BİR HEYETTİR.

    - Zengin bir HATIRA mirasına sahip bulunan, BERABER YAŞAMAK hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan, ve SAHİP OLUNAN MİRASIN MUHAFAZASINA beraber DEVAM HUSUSUNDA İRADELERİ MÜŞTEREK olan insanların birleşmesinden meydana gelen CEMİYET'e MİLLET denir.

    - DİN BİRLİĞİ'nin de bir MİLLET teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır... Fakat biz, TÜRK MİLLETİ tablosunda bunun aksini görmekteyiz... TÜRKLER İSLAM dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi... Bu din ne Araplar'ın, ne Acemler'in, ne vesairenin TÜRKLER'le birleşip bir millet teşkil etmelerine tesir etmedi.

    - Gerçekten maziden MÜŞTEREK ZAFER VE YEİS MİRASI, İSTİKBALDE gerçekleştirilecek AYNI PROGRAM, BERABER SEVİNMİŞ OLMAK, beraber AYNI ÜMİDİ BESLEMİŞ OLMAK!... Bunlar elbette bugünün medeni zihniyetinde diğer her türlü şartların üstünde mânâ ve şumül alır.

    - MİLLET; SİYASİ VARLIKTA BİRLİK, YURT BİRLİĞİ, DİL BİRLİĞİ, IRK ve MENŞE BİRLİĞİ, TARİHİ karabet ve AHLÂKİ KARABET'TEN MEYDANA GELİR.

    - Bu tarif tetkik olunursa, bir milleti teşkil eden insanların KIYMET, KUVVET, ve VİCDAN HÜRRİYETİ'yle, İNSANİ HİSS'e gösterilen riayet, kendiliğinden anlaşılır. TÜRK MİLLETİ'nin teşekkülünde mevcut olan bu şartlar, diğer milletlerde kâmilen yok gibidir.

    - TÜRK milleti MİLLİ HİSS'i, İNSANİ HİS'le yanyana düşünmekten zevk alır!.. Vicdanında MİLLİ HİSS'in yanında İNSANİ HİSS'in şerefli yerini daima muhafaza etmekten iftihar duyar!.. Çünkü TÜRK milleti bilir ki, bugün medeniyetin yolunda bağımsız ve fakat kendileriyle paralel yürüdüğü bütün medeni milletlerle KARŞILIKLI İNSANİ ve MEDENİ İLİŞKİ elbette gelişmemize devam için lâzımdır.

    - Ve yine malumdur ki, TÜRK milleti her medeni millet gibi, geçmişin bütün devirlerinde KEŞİFLERİYLE, BULUŞLARIYLA medeniyet âlemine HİZMET ETMİŞ İNSANLARIN KIYMETİNİ TAKDİR ve hatıralarını hürmetle muhafaza EDER... TÜRK MİLLETİ İNSANİYET ÂLEMİ'nin samimi biri ailesidir.

    - En geniş insani düşüncelere MİLLET denilen varlığın özünden varılabilir.

    - MİLLET, MİLLETİN RUH SAATİ, MÜZİĞİ, EDEBİYATI ve bütün GÜZEL SANATLARI; güzel olan KUTSAL KAVGA'NIN İLAHİ ŞARKILARINI sonsuz bir VATAN AŞKI'nın büyük heyecanı ile DAİMA SÖYLEMELİDİR!..

    - TÜRKİYE halkı, IRKEN veya DİNEN ve HARSAN yekdiğerine karşı HÜRMET-İ MÜTEKABİLE ve FEDAKÂRLIK hissiyatı ile meşhun ve MUKADDERAT ve MENAFİ-İ MÜŞTEREK olan bir heyet-i içtimaiyedir.(1922)

    - Ben TÜRK ELİ'nin kahraman bir bucağındayım... Yazık ki oraya "Bekir Diyarı" diyorlar... Fakat özünde TÜRK DİYARI idi. Bizim diyarımız OĞUZ TÜRKÜ'nün has kaynağıdır!.. Biz de bu yüce kaynağın çocuklarıyız. (26.9.32 Diyarbakır)

    - Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin hududu ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: MİLLİYETİNE ve TÜRK DEVLETİ'NE BAĞLILIK!.. Fertleri bu mücadele sebepleri ve araçlarıyla mücehhez olmayan milletler için YAŞAMA HAKKI yoktur!..

    - Bir MİLLETİN TABİİ HUDUTLARI dağlar ve ırmaklar değildir, isnat ettiği MİLLİYETİN LİSANI ve DİNİ SINIRLARIDIR!..

    - En bariz ve en kat'i ve en maddi delail-i tarihiyeye istinaden beyan edebiliriz ki, TÜRKLER 15 asır evvel ASYA'nın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş, ve insanlığın her türlü kabuliyetine tecelligah olmuş birer unsurdur... Sefirlerini Çin'e gönderen ve Bizans'ın sefirlerini kabul eden bir TÜRK DEVLETİ, ecdadımız olan TÜRK milletinin teşkil eylediği bir devlettir. (29.10.33)

    - TÜRK MİLLETİ Asya'nın garbında ve Avrupa'nın şarkında olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar... Onun adına "TÜRK ELİ" derler!.. TÜRK YURDU daha çok büyüktür... Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse, TÜRK'E YURTLUK ETMEMİŞ BİR KIT'A YOKTUR!.. Bütün dünyada, ASYA, AVRUPA, AFRİKA TÜRK atalarına yurt olmuştur... Bu hakikatler eski ve hususiyle yeni tarih vesikalarıyla malumdur.

    - Fakat bugünkü TÜRK milleti varlığı için bugünkü yurdundan memnundur... Çünkü TÜRK, derin ve şanlı geçmişin büyük kudretli atalarının mukaddes miraslarını bu yurtta da muhafaza edebileceğinden, o mirasları şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla zenginleştireceğinden emindir.

    - AHLÂK'ın MİLLET teşkilinde yeri çok büyüktür, mühimdir!.. AHLÂK'ın KAYNAĞI toplumdur, MİLLET'tir... Gerçekten AHLÂKİYET, hususi FERTLERDEN ÂRİ ve BUNLARIN ÜSTÜNDE, ancak İÇTİMAİ VE MİLLİ OLABİLİR!

    - MİLLETİN İÇTİMAİ NİZAM VE SÜKÛNU, günümüzde ve gelecekte REFAHI, SAADETİ, SELÂMETİ ve GÜVENLİĞİ, MEDENİYETTE İLERLEMESİ ve YÜKSELMESİ İÇİN İNSANLARDAN, her hususta İLGİ, GAYRET, nefsin feragatını gerektiği zaman SEVE SEVE NEFSİNİN FEDASI'nı isteyen MİLLİ AHLÂK'tır!..

    - Bir milletin namuskâr bir mevcudiyet, şayan-ı hürmet bir mevki sahibi olması için, o milletin yalnız ÂLİM ve MÜTEFENNİN bulunması kâfi değildir!.. Her ilmin, her şeyin fevkinde bir hassaya sahip olması lâzımdır ki, o da o milletin muayyen ve MÜSBET bir SECİYE'ye malik bulunmasıdır.

    - Böyle bir SECİYE'ye malik olmayan fertler ve böyle fertlerden mürekkep milletler, hiç bir dakika hakiki bir devlet teşkil edemezler... Böyle milletler birer FESAT OCAĞI olurlar!..

    - TÜRK OCAKLARI'nın esas gayesi millete MÜSBET bir SECİYE vermektir. TÜRK OCAKLARI milletin HARS'ı üzerinde mühim tesirler yapmalıdır!..

    - Ne vakit başladığı bilinmeyen zamanlardan beri ŞEREF-İ İSTİKLAL ile yaşayan milletimiz, en feci bir izmihlal ile nihayet oluyor gibi görünmüş iken, kayd-ı esarete karşı evladını kıyama davet eden ECDAT SESİ kalbimizin içinde yükseldi, ve bizi son halâk mücadelesine davet etti.

    - Bu sahada akan TÜRK kanları, bu semada pervaz eden ŞEHİT RUHLARI DEVLET ve CUMHURİYET'imizin ebedi muhafızlarıdır. (Dumlupınar, 30.8.24)

    - Biz TÜRKLER her çağda ŞARK'IN KILICI'nın KESKİN AĞZI idik!.. Lakin gitgide bir çok LEVANTEN UNSURLAR biz TÜRKLER'e karıştıklarından OSMANLI İmparatorluğu denilen o milletler halitası ortaya çıktı.

    - BİZ doğrudan doğruya milletperveriz ve TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ!.. Ama biz öyle milliyetçiyiz ki, bizimle İŞBİRLİĞİ EDEN bütün MİLLETLERE HÜRMET ve riayet EDERİZ... Bizim MİLLİYETÇİLİĞİMİZ herhalde BENCİLCE ve MAĞRURCA bir milliyetçilik DEĞİLDİR!.. Biz MÜSLÜMAN olduğumuz için, müslümanlık yönünden ÜMMETÇİLİĞİMİZ de vardır ki, milliyetçiliğin çizmiş olduğu sınırlı çemberi, geniş bir alana dönüştüren odur. (2.8.20)

    - Milli hayatımızda yediden yetmişe hepimizin bilmesi gereken zafer günlerimiz olmakla beraber, ACISINI DÜNYA DURDUKÇA İÇİMİZDEN ATAMIYACAĞIMIZ MİLLİ FELAKET GÜNLERİMİZ DE VARDIR... 1877 Rus Harbi sonu büyük muhaceretleri!.. TÜRK'ÜN AVRUPA'DAN ADETA KÖKÜNÜN KAZINMASI İSTEĞİYLE HORTLAYAN HAÇLI ZİHNİYETİNİN GİRİŞTİĞİ TOPLU KATLİAMLAR!.. 1912 Balkan Savaşı ve TÜRKLER'e reva görülen zulüm ve İŞKENCELER!.. Tarihin bu acı mirasları her TÜRK'ün kalbinde unutulmamak üzere dünya durdukça muhafaza edilmelidir.

    - Milletimizin kalbinde HİSS-İ İNTİKAM olmalı!.. Bu alelade bir intikam değil; hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların mazarratlarını izaleye matuf bir intikamdır. (16.3.1923)

    - Bütün dünya bilmelidir ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça, onu affetmek elimizden gelmez. DÜŞMANA MERHAMET, ACZ VE ZAAFTIR!.. Bu insaniyet göstermek değil; İNSANLIK HASSASI'nın zevalini ilan etmektir!.. (16.3.1923)

    - Bizim vuzuh ve tatbik kaabiliyeti gördüğümüz siyasi meslek, MİLLİ SİYASET'tir!.. Dünyanın bugünkü umumi şartları ve asırların dimağlarda ve karakterlerde topladığı hakikatler karşısında, hayale kapılmak kadar büyük bir hata olmaz!.. Tarihin ifadesi budur. İlmin, mantığın, aklın ifadesi böyledir.

    - Milletimizin KUVVETLİ, MESUT ve MUSTAKAR yaşayabilmesi için, DEVLETİN TAMAMİYLE MİLLİ BİR SİYASET TAKİP ETMESİ ve BU SİYASETİN İÇ TEŞKİLATIMIZA TAMAMEN UYGUN OLMASI ve ONA DAYANMASI LÂZIMDIR.

    - MİLLİ SİYASET'ten kastettiğim mânâ şudur: MİLLİ SINIRLARIMIZ İÇİNDE her şeyden önce KENDİ KUVVETİMİZE DAYANARAK VARLIĞIMIZI KORUYUP, MEMLEKETİN İÇ SAADET VE İMARINA ÇALIŞMAK!..(Nutuk sf. 276)

    - TÜRK MİLLETİ'nin içtimai nizamını bozmaya müteveccih didinmeler, boğulmaya mahkûmdur. TÜRK MİLLETİ kendisinin ve memleketinin yüksek menfaatleri ALEYHİNE ÇALIŞMAK İSTEYEN müfsid, sefil, VATANSIZ, MİLLİYETSİZ SEBÜK MAĞZLARIN hezeyanlarındaki gizli ve KİRLİ EMELLERİNİ ANLAMIYACAK VE ONLARA MÜSAMAHA GÖSTERECEK BİR HEYET DEĞİLDİR!

    - TÜRK milletinin EBEDİ FEYZ'inden, müesses AHLÂK KAİDELERİ'nden henüz nasibini almamış veya bu İLAHİ NİMET'ten bir idraksizlik sonucu mahrum kalma talihsizliğine uğramış bu bedbaht yığınlar, elbet bir gün gafletten uyanacak ve aziz milletimizin gösterdiği huzur verici hürriyet ve demokrasi yolunda ilerleyen yarının en güçlü güven kaynağı ve sevgiyi bilen MİLLİ RUH'un temsilcisi TÜRK GENÇLİĞİ'ne ve büyük milletimize katılacaklardır.

    - Yüzyıllardır ulusumuzu yöneten HÜKÜMETLER DOĞU'yu ve BATI'yı TAKLİT'ten kurtulamadıklarından, sonuç ulusun cahillikten kurtulamaması olmuştur!.. (1.3.22)

    - Bir milletin MUTLULUK saydığı şey, diğer bir millet için FELAKET olabilir!.. O halde bir millet KENDİNE GÖRE MUTLULUK sayacağı bir şeye erişebilmek için başvurduğu gereç ve vasıtalar, KENDİ RUHUNDAN çıkarsa, o vakit maksada varabilir.

    - Her milletin kendine mahsus GELENEKLER'i, kendine mahsus ÂDETLER'i, kendine göre MİLLİ HUSUSİYETLER'i vardır... HİÇ BİR MİLLET aynen DİĞER BİR MİLLETİN TAKLİTÇİSİ OLMAMALIDIR!.. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR MİLLET NE TAKLİT ETTİĞİ MİLLETİN AYNI OLABİLİR, NE DE KENDİ MİLLİYETİ İÇİNDE KALABİLİR!.. BUNUN NETİCESİ, ŞÜPHESİZ Kİ ÇOK ACIDIR!..

    - BİLELİM Kİ, MİLLİ BENLİĞİNİ BİLMEYEN MİLLETLER, BAŞKA MİLLETLERE YEM OLURLAR!..

    - TÜRKLER'İ bütün dünyaya GERİ bir millet olarak TANITAN GÖRÜŞ, bizim İÇİMİZE de GİRMİŞTİR!.. "400 çadırlık bir kabile"den bir MİLLET ve İMPARATORLUK ve MİLLİ TARİHİ'ni başlatmak suretiyle!.. İmparatorluk zamanında dahi bazı Türklerin görüşleri de bu merkezde idi.

    - Milletimiz ufak bir aşiretten anavatanda müstakil bir DEVLET tesis ettikten başka GARP âlemine, DÜŞMAN içine girip ve orada azim müşkilat içinde bir İMPARATORLUK vücude getirdi... Bu imparatorluğu 600 seneden beri tam bir heybet ve azametle devam ettirdi... Buna muvaffak olan bir DEVLET, elbette ki yüksek SİYASİ ve İDARİ NİTELİKLER'e sahiptir... Böyle bir vaziyet yalnız KILIÇ kuvvetiyle vücude getirilemezdi!..

    - Cihanın malûmudur ki, OSMANLI DEVLETİ pek geniş olan ülkesinde bir huduttan diğer hududa ordusunu fevkalâde sür'atle ve tamamen mücehhez olarak naklederdi... Ve bu orduyu aylar, belki senelerce iyi başlar idare ederdi... Böyle bir hareket yalnız ORDU TEŞKİLATI'nın değil, bütün İDARİ ŞUBELER'in MÜKEMMELLİYET'ini ve KAABİLİYETLİ olduğunu gösterir.

    - Evvela millete TARİH'ini, ASİL bir millete mensup bulunduğunu, BÜTÜN MEDENİYETLERİN ANASI olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz.

    - Büyük devletler kuran ECDADIMIZ, büyük ve şumüllü medeniyetlere de sahip olmuştur... Bunu aramak, tetkik etmek, TÜRKLÜĞÜ CİHANA BİLDİRMEK, bizler için bir borçtur!.. TÜRK GENÇLİĞİ, ECDADINI TANIDIKÇA, DAHA BÜYÜK İŞLER YAPMAK İÇİN KENDİNDE KUVVET BULACAKTIR!..

    - Bu dünyadan göçerek TÜRK milletine veda edeceklerin çocuklarına, kendisinden sonra yaşayacaklara son sözü şu olmalıdır:

    " Benim TÜRK milletine, TÜRK cemiyetine, TÜRKLÜĞÜN İSTİKBALİ'ne ait ödevlerim bitmemiştir!.. Siz onları tamamlayacaksınız!... Siz de sizden sonrakilere, benim sözümü tekrar ediniz!.."

    - Bu sözler bir ferdin değil, bir TÜRK MİLLETİ duygusunun ifadesidir... Bunu her TÜRK bir PAROLA gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir... Her TÜRK ferdinin son nefesi, TÜRK MİLLETİNİN NEFESİNİN SÖNMİYECEĞİNİ, ONUN EBEDİ OLDUĞUNU göstermelidir!..

    - YÜKSEL TÜRK!.. SENİN İÇİN YÜKSEKLİĞİN HUDUDU YOKTUR!.. İşte PAROLA budur!..

    - Bu ÜLKÜ'müzü açıkça ifade etmeliyiz!.. Onu imanla duymalı ve onu hiç yılmadan takip etmeliyiz.

    - TÜRKÇÜLÜK bir bayrak gibidir... Bu bayrağı VATAN'ın her köşesinde durmadan dalgalandırmak, her TÜRK'ün İLK ve MİLLİ VAZİFE'sidir!..

    - Benim yaradılışımda FEVKALÂDE olan bir şey varsa TÜRK olarak dünyaya gelmemdir!...

    - Benim hayatta YEGÂNE fahrim, servetim TÜRKLÜK'ten başka bir şey değildir!..

    - TÜRK MİLLETİ'NİN KARAKTERİ YÜKSEKTİR!.. TÜRK milleti ÇALIŞKANDIR!.. TÜRK milleti ZEKİDİR!.. TÜRK milleti MİLLİ BİRLİK ve BERABERLİK ile güçlükleri yenmesini bilmiştir. (29.10.33)

    - TÜRK MİLLETİ, DEVLET KURMAK, VATAN KURMAK KUDRETİNDE KENDİ CEVHERİNDEKİ KIYMET VE FAZİLETLERE İSTİNAT EDEN YAPICI VE YARATICI BİR MİLLETTİR!..

    - TÜRK çetin işler başarmak için yaratılmıştır!..

    - TÜRK'e MÜSBET ve İYİ bir şey veriniz... Bunu reddetmesi ihtimali yoktur!..

    - TÜRK, öğün!.. Çalış!.. Güven
    El etek öpmeyi hiç tanımadı
    Zindanlar,sürgünler hiç yıldırmadı
    Kurşunlar yağdı da hiç aldırmadı
    Ocağı Türk, çeliği Türk, suyu Türk!


    UyanTürk

    Atsız Diyor ki:

    Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk‘üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük‘dür

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Visitors found this page by searching for:

Nobody landed on this page from a search engine, yet!
SEO Blog

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok