Zübeyde Hanım 1857 yılında Selanik'te doğdu. Karaman’dan göç ederek, önce Vodina Sanca? ?ı’na bağlı Sarıgöl (Kayalar)’e sonra da Selanik yakınlarındaki Lankaza’ya yerleştirilen ve “Konyarlar” diye bilinen yörüklerden, Sofuzade ailesinden Feyzullah Efendi’nin kızıdır. Annesi Ayşe Hanım’dır. Selanik'te Gümrük Muhafaza Teşkilatında memur olan Ali Rıza Efendi ile evliliğinden altı çocuk sahibi oldu.Makbule ve Naciye hariç bunlardan üçü küçük yaşlarında öldüler. 1893 yılında Mustafa ilkokuldayken kocasını kaybeden Zübeyde Hanım, zaman zaman çocukları ile birlikte kardeşi Hüseyin Ağa'nın çiftliğine giderdi. Bu sırada, Atatürk'ün ifadesiyle; iyi kalpli bir insan olan Ragıp Bey'le evlendi. Kızlarından Naciye de çok yaşamadı.

Balkan harbinden sonra, birçok Türk ailesi gibi, kızı Makbule ile birlikte Selanik'ten göç etti ve İstanbul'a gelerek Beşiktaş-Akaretler'de bir eve yerleşti. Milli Mücadele yıllarında 14 Haziran 1922’de Ankara'ya gelen Zübeyde Hanım, 1919'da ayrılmak zorunda kaldığı oğlunu, yıllar sonra Ankara'da Devlet Başkanı olarak gördü. 5 Ocak 1923'te tedavi amacıyla gittiği İzmir'de 66 yaşında vefat etti.

Yıl 1922. 14 Ocak gece yarısı. Mustafa Kemal’in özel treni Eskişehir’e doğru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculuğu olacak ve Gazi[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] savaş sonrası Anadolu’sunda bazı şehirlerin nabzını yoklaya yoklaya İzmir’e gidip annesini görecek. Ve Latife’yi.

Ama o gece çok sıkıntısı var Mustafa Kemal’in ve bir türlü uyku tutturamıyor.

Ali Çavuş kompartımanın kapısı önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kapıya dayanmış karanlığı seyreder ken bir yandan da kendi kendine mırıldanıp duruyor.

“Bu işin bu kadar çabuk oluvereceğini hiç düşünmedim"

İşte[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] sonunda şifreli telgraf geldi. Zübeyde anamızı yitirdik. Peki[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] ne duruyorum. İçeri girip onu uyandırmalıyım. Ama işe bak[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] giremiyorum. Kıyamıyorum paşama. Nasıl derim ki: ‘Anamız öldü paşam!’ diyemem. Onun yüreği anası için atar. Hep söyler. Vatanı kurtarmakla anasını kurtarmak aynı anlama gelir onun için. Kapıyı açsam[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] telgrafı uzatsam[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] ‘Paşam sen sağ ol’ desem ‘Eyvah demez mi?’ ‘Koca vatanı kurtardım ama anamı kurtaramadım demez mi?"

Ali Çavuş[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] anlattığına göre birden yerinden sıçramış. İçeriden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor.

Çavuş kompartıman kapısını açıp selam duruyor:

“Emret Paşam”

Mustafa Kemal yatağa oturmuş soruyor telaş ile:

“Ne demeye kapıda bekliyorsun sen?”

“Uyku tutturamadım da Paşam”

“Annemden bir haber var mı?”

“Az önce bir telgraf geldi dediler[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] şifreyi çözünce size sunacaklar.”

“Boşuna kıvranma Ali[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] benden de saklamaya çalışma. Ben haberi aldım.”

Ali Çavuş bir şey yokmuş gibi durmaya çalışıyor ve merakla soruyor:

“Ne olan[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] ne haber aldın ki paşam? Hayır haber inşallah.”

Mustafa Kemal usul usul anlatıyor.

“Az önce dalmışım[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] rüyamda yeşil bir ovada anamla el ele geziniyorduk. Hep olduğu gibi bana birşeyler anlatıyordu. Birden bir fırtına çıktı. Bir sel bastırdı[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] anamızı aldı götürdü. Hiçbir şey yapamadım. Hiç[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] hiç!..”

Çavuşu bir titremedir almıştı. Derken.. Mustafa Kemal emri verdi:

“Çocuk! Al getir şu telgrafı[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] hemen!”

Ali Çavuş kompartımandan çıkar çıkmaz[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] çözümü getiren görevliyle karşılaştı.

“Ver onu” dedi. “Paşamız bekliyor.”

Kağıdı aldı[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] içeri girdi[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] selam durdu ve: “Sen sağol paşam” dedi.

“Millet sağ olsun.”

Gözünden iri bir damla göz yaşı akıvermişti. Çavuş “Ağlama paşam” diye yalvardı.

“Neden? Ben insan değil miyim? Anam öldü. Ben buna ağlarım. Ama[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] Anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulurum. Benim için ikisi bir.”

İşte ben bunun için:

‘Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini’ diye cevap vermedim mi Namık Kemal’e? Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavuş birbirlerine sarıldılar ve açık açık[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol][Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol] içli içli ağlıyorlardı.

hıçkırıklarla 14 Ocak 1923’te Atatürk, kendisini yetiştiren, zeki,okumuş ve vefalı annesini İzmir’de yitirdi. Zübeyde Hanım, Karşıyaka’da toprağa verildi. Atatürk, annesinin mezarı başında yaptığı konuşmada:
-Annemi yitirmekten çok üzgünüm. Ama benim bu acımı gideren bir avuntum var: Anayurdu yoksulluğa, yokluğa sürükleyen yönetimin, artık bir daha geri gelmeyecek gibi yokluğun mezarına götürülmüş olduğunu görerek ölmüş olmasıdır. Annem, şimdi bu toprağın altında, ama bu toprağın üstünde Anayurt bütünlüğü ve ulus egemenliği dünyanın sonuna kadar sürecek, beni avutan en etkili güç işte budur. Evet, ulusal egemenlik dünyanın sonuna kadar sürüp gidecektir. Annemin ve bütün atalarımın ruhunu tanık tutarak vicdanımdan kopan andı bir daha söyleyeyim: Annemin mezarı önünde ve Tanrı’nın yüce katında söz verip and içiyorum ki, ulusumun bu kadar kan dökerek elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için gerekirse annenim yanına gitmekte gecikmeyeceğim. Ulus egemenliği için canımı vermek, benim için vicdan borcu, namus borcu olsun, demiştir.