Tanrı Dağları kadar TÜRK, Hıra Dağı kadar Müslüman Olan Sevgili Gönüldaşlarım;
Hıra'dan esen rüzğar, Altaylarda yüreğinize dolsun, Türk-İslam Aleminin Cumaları Mübarek olsun!
Tanrı Dağları kadar TÜRK, Hıra Dağı kadar Müslüman Olan Sevgili Gönüldaşlarım;
Hıra'dan esen rüzğar, Altaylarda yüreğinize dolsun, Türk-İslam Aleminin Cumaları Mübarek olsun!
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR." Eflatun
[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]..............
__..)/.._____________..)/..___
¯¯””/(””¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯””/(””
IRKCI DEYILIM TÜRKÜM..
ÇINE SEDDI KURDURANDA BIZ, ATILLA ILE AVRUPAYA KAN KUSTURANDA...
SELÇUKLU ILE BU TOPRAKLARI KESFEDENDE BIZIZ,ADINI TÜRK YURDU KOYANDA...
ÇAG AÇIP ÇAG KAPAYANDA BIZIZ,PEYGAMBERIN HILAFETINE SAHIP ÇIKANDA...
ATATÜRKLE CUMHURiYET KURANDA BIZIZ ONU KORUYACAK OLANDA..
www.forumyeni.com
__..)/..___ _________..)/..___
¯¯””/(””¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯””/(””
[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]................
__..)/.._____________..)/..___
¯¯””/(””¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯””/(””
IRKCI DEYILIM TÜRKÜM..
ÇINE SEDDI KURDURANDA BIZ, ATILLA ILE AVRUPAYA KAN KUSTURANDA...
SELÇUKLU ILE BU TOPRAKLARI KESFEDENDE BIZIZ,ADINI TÜRK YURDU KOYANDA...
ÇAG AÇIP ÇAG KAPAYANDA BIZIZ,PEYGAMBERIN HILAFETINE SAHIP ÇIKANDA...
ATATÜRKLE CUMHURiYET KURANDA BIZIZ ONU KORUYACAK OLANDA..
www.forumyeni.com
__..)/..___ _________..)/..___
¯¯””/(””¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯””/(””
[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]...............
__..)/.._____________..)/..___
¯¯””/(””¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯””/(””
IRKCI DEYILIM TÜRKÜM..
ÇINE SEDDI KURDURANDA BIZ, ATILLA ILE AVRUPAYA KAN KUSTURANDA...
SELÇUKLU ILE BU TOPRAKLARI KESFEDENDE BIZIZ,ADINI TÜRK YURDU KOYANDA...
ÇAG AÇIP ÇAG KAPAYANDA BIZIZ,PEYGAMBERIN HILAFETINE SAHIP ÇIKANDA...
ATATÜRKLE CUMHURiYET KURANDA BIZIZ ONU KORUYACAK OLANDA..
www.forumyeni.com
__..)/..___ _________..)/..___
¯¯””/(””¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯””/(””
Hayirli cumalar.
[Linkleri Sadece Üyelerimiz GörebilirÜye Ol]................
Cuma Gününde Duâ
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:
"Cum'a gününde bir saat vardır. Allah'ın kullarından bir müslim namazda ve kıyamda iken Allah Teâlâ'dan niyâz ile bir şey isteyip duâsı o saate tesadüf ederse Allah teâlâ Hazretleri o kimsenin dileğini verir." Böyle buyurduktan sonra mübarek küçük parmağının ucuna işaret buyurdu. (11)
Cum'a gününün içindeki saat, küçük parmağına nisbetle parmağın ufak ucu ne kadar ise, güne nis-betle o kadar az bir müddetdir ki o saat içinde her halde duâ müstecâb olur demektir.
Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:
- 'Cum'a günü, ibâdet ve ezkâr ile mü'minle-rin kalbi mesrûr olacak bir bayram günüdür' (12) buyurmuşlardır.
-"Size bir sûre haber vereyim mi ki, azameti semâ ile arz arasını doldurmuş, onu yetmişbin melek teşyî' etmiştir? O sûre Kehf süresidir. Kim cum'a günü bu sûreyi okursa Allah onu öteki cum'aya kadar bu sûre ile mağfiret eder, sonunda üç gün de ziyâdesi vardır. Ve semâya ulaşan bir nûr verilir ve Deccal'in fitnesinden muhafaza edilir. Yatacağı vakit bu sûrenin sonundan beş âyet okuyan hıfz olunur ve gecenin istediği vaktinde kaldırılır." (13)
"Ey Rabbim! Perşembe günü ümmetimin erkenden yaptığı işleri bereketli kıl." (14)
Hadîsin şerhinde deniliyor ki, bugünün evvelinde bir ihtiyacını tedarik etmek, nikâh akdetmek ve bunun gibi mühim işler sünnettir.
"Cum'a gününde; Yani perşembeyi cumaya bağlayan gece iki rek'at namaz kılıp Fâtiha'dan sonra onbir defa Zilzâl Sûresini okuyan kimseyi Allah Teâlâ kabir azâbından ve kıyâmet korkularından emin kılar. " (15)
"Şu duâ ile cum'a günü herhangi bir saatte dua edilirse sâhibine muhakkak icâbet olunur." (16)
"Cum'a gününde bir saat vardır, mü'min bir kul namazda duâ ederken Allah 'dan bir şey ister ve o saate denk gelirse Allah muhakkak ona icâbet eder. Ashab-ı kirâm: 'Bu saat hangi saatdir yâ Resûlellah" dediklerinde: "İkindi namazı ile güneş batması arasındaki vakittir." buyurdular.
"Cum'a namazından sonra daha oturduğu yerden kalkmadan yüz defa
diyen kimsenin yüzbin günâhını, ana ve babasının da yirmidörtbin günâhını Allah mağfiret eder." (17)
Bu gunden sonra her cuma gunu
Turkiyede okunan diyanet islerinden bir hutbeyi
Foruma asacagim!
ANNE-BABAYA SAYGI
Muhterem Mü’minler!
Her kültürün, onu diğer kültürlerden farklı kılan pek çok özelliği vardır. Bu özellikler, o kültürün mensubu olan toplumların kimliğini, kişiliğini oluşturmaktadır. Aile kurumu ve bu kurumdaki ilişkiler, böyle bir öneme sahiptir. Ailedeki ilişkilerin en önemlisi ise şüphe yok ki evlatların ana-babalarına karşı davranışlarıdır.
Ana-baba saygısı, bizim dinî ve millî kültürümüzde en başta gelen ahlakî görev ve erdemlerden biri olarak görülmüştür. Bunun en açık ifadelerinden biri Resûlullah Efendimiz’in şu uyarıcı sözleridir: “Küçüklerimize şefkatli olmayanlar, büyüklerimize saygı göstermeyenler bizden değildir” [3].
Yüce Allah (c.c) şöyle emrediyor: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı, öf! bile deme, onları azarlama, onlara güzel ve tatlı söz söyle” [1]. Görüldüğü gibi bu âyette, daha birçok âyet ve hadiste Allah’a kulluktan hemen sonra ana-babaya saygı görevi gelmektedir.
Konuşmaktan, yürümekten, her türlü ihtiyacını görmekten aciz ve çaresiz iken hiçbir karşılık beklemeden, bizler için uykusuz kalan, yemeyip yediren, en ufak bir rahatsızlığımızda istirahatını terk eden, her şeylerini biz çocuklarına en içten duygularla veren, kederlerimizi dahi sevince dönüştüren annelerimiz, elbette ki saygının ve sevginin en güzeline layıktırlar.
Değerli Kardeşlerim!
Allah Teala annelerin çektiği acıları Kur’ân-ı Kerîm’de onlara iyi davranılmasını emrederek şöyle haber verir: “İnsana anne-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır [4].
Onu ne zahmetlerle karnında taşıdı ve ne zahmetle dünyaya getirdi. Onun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır [5]. İnsana şöyle emrettik. Bana ve anne-babana şükret. Dönüş banadır” [6]
Anne ve babamıza iyi davranmanın şekli şudur. Onlarla konuştuğumuz zaman sözün en yumuşağını, davranışların en güzelini sergilemeliyiz. Tavır ve hareketlerin en gönül alıcı ve rahatlatıcısını içtenlikle anne ve babalarımıza göstermeli, meşru olan tavsiyelerini mutlaka yerine getirmeliyiz, onlara karşı kaba, kırıcı, üzücü söz ve davranışlardan sakınmalı, ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamalıyız
Allah Teala Kur’ân-ı Kerîm’de “Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni koruyup yetiştirdikleri gibi şimdi sen de onlara merhamet et’’ [7] şeklinde dua edilmesini buyurmak suretiyle, anne ve babalarımıza ne kadar içten ve nazik davranmamız gerektiğini anlatmaktadır
Değerli Kardeşlerim!
Bizim dinî ve millî terbiyemizde ana-babaya saygı ömür boyu süren bir ödevdir. Onları razı etmek, gönüllerini kazanmak hayır dualarını almak her gün ve her saat, başta gelen görevlerimiz arasında olmalıdır.
Hutbemi anne-babaya itaat konusunda sevgili peygamberimizin tavsiyeleri ile bitiriyorum.
Allah’ın rızası (anne ve) babanın rızasına, Allah’ın hoşnutsuzluğu da (anne ve) babanın hoşnutsuzluğuna bağlıdır [2]. Anne babanıza iyilik edin ve ihsanda bulunun ki, çocuklarınız da size itaat etsin ve saygı göstersinler [8]. Rızkının çoğalmasını ve ömrünün bereketlenmesini isteyen, anne ve babasına iyilik ve ikramda bulunsun
Muhterem Mü’minler!
İmanın insan için önemi, kelimelerle ifade edilemeyecek yüceliktedir. İman hayata benzer, imansızlık ise ölüm gibidir. Bugün imana bir başka açıdan, ümit penceresinden bakıp hayata sağladığı katkıları görmeye çalışacağız.
İman ile ümit birbirinden ayrılmaz. İnançlı kişi, ümit alanı en geniş, düşünme ufku en yüksek, ilerisi için en iyimser, mutluluğa en yakın ve mutsuzluğa en uzak kişidir. Çünkü iman; yüceler yücesine inanmak ve bağlanmaktır. O, rahmet ve merhametiyle herkesi kuşatan, bağışlayan, pişmanlıkları kabul edip, hataları silen, kötülükleri iyiliklerle değiştiren, kişiye en yakınlarından daha yakın, mutlak güç sahibidir. O yüce güç; gündüz hata edenin tevbesi için gece, gece hata işleyenin pişman olması için de gündüz rahmetiyle kullarını kuşatmaktadır. İyiliklere bire ondan yedi yüz katına kadar hatta daha fazlasıyla karşılık verirken, kötülükleri ancak denk bir ceza ile cezalandırmakta veya tamamen bağışlamaktadır.
Bir hadiste Allah: “Kulumun bana olan zannı ne ise ben de ona öyleyim. Kulum beni andığında ben onunla beraberim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira kulum bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir adım yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim,”[2] buyurmaktadır.
Aziz Cemaat!
İnanç sahibi bilir ki, korkuyu güvene, zayıflığı kuvvete çeviren O’dur. “Allah kesinlikle onlara yardım edecek ve bizim ordularımız mutlaka galip gelecektir,” [3] ayeti onun parolasıdır.
Hastalanırsa ümitsizliğe düşmez, çünkü “Rab-bim beni yoktan var etti ve doğru yola iletti. Beni yediren ve içiren O’dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.” [4] inancını taşımaktadır.
İnanan insan suçlu olsa da tevbe ettiğinde af edileceği ümidini taşır. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek onun inancına terstir. [5]
İnanan kişi, usanıp asla pes etmez. Çünkü: “El-bette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır. Boş kaldın mı hemen işe koyul ve yalnız Rabbine yönel,” [6] ayeti ona azim ve sebatkarlık kazandırır.
Yine, “O sabredenler kendilerine bir bela geldiği zaman: “Bizim bütün varlığımız Allah'ın-dır. Sonunda O’na döneceğiz” derler. Onlara Rablerinden bol mağfiret ve rahmet vardır ve onlar doğru yola yönelmişlerdir,” [7] ayeti, onlar için her zaman bir ümit ve gayret kaynağıdır.
İnançlı insan, düşmanlıkları barışla halleder, ki-nin bir gün sevgiye döneceğine inanır. “Umulur ki, Allah sizinle düşmanlık ettiğiniz kimseler arasın-da bir dostluk meydana getirir.” “İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman gönüllere bir sevgi koyacaktır.” [8]
Değerli Kardeşlerim!
Mü’minler yaşlanıp, saçları beyazlasa da ümitle-rini kesmezler. Çünkü onlar, Allah’ın kendilerine vaad ettiği cennetlere girecekler, O’nun vaadı ger-çektir. Orada boş söz yoktur ve rızıkları sabah akşam ayaklarına gelecektir. [9]
Bu inançla yaşayan mü'min, zorlukta sabrı, dar-lıkta ferahlığı, sıkıntıda huzuru, yalnızlıkta dostluk-ları düşünür. Zulme uğradığında Allah’tan yardım ister. İnananın hayatı ümitsizlik içinde kâbusa dönüşmez.“Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız üstün gelecek olan sizsiniz,”[1] ayeti onları canlı tutar. “Bizden tasayı, kederi gideren Allah'a hamdolsun; gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve lütufkârdır” [10]. Duasını dillerinden eksik etmezler.
Bunlar, insanı mutluluğa götürecek manevi di-namikler olup, imansızların sahip olamayacağı, sa-dece inanan kişilerde bulunan özelliklerdir. Gönlü-nüz iman, hayatınız ümitle dolsun. Allah’ın rahmeti, bereketi, af ve mağfireti üzerinize olsun.
___________________
[1] Âl-i İmrân, 3/139.
[2] Buhârî, “Tevhîd”, 15.
[3] Saffât, 37/172-173.
[4] Şuarâ, 26/78-80.
[5] Zümer, 39/53.
[6] İnşirah, 94/5-7.
[7] Bakara, 2/156-157.
[8] Mümtehine, 60/7; Meryem, 19/ 96.
[9] Meryem, 19/61-62.
[10] Fâtır, 35/34.
Recep ÖZTÜRK
Şişli Müftüsü
Değerli Müminler!
Dinimizde muaşeret kurallarına büyük önem verilmiştir; bunların en önemlisinin selâmlaşma olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Selâm, bir müslümanın diğer müslüman hakkında hayır dilekte bulunması, sevgi ve dostluğunu dile getirmesidir. Selâmlaşma toplumda kaynaşma ve dayanışmayı arttırır. İnsanî ilişkileri güçlendirir. Nitekim sevgili Peygamberimiz,“Size, aranızda sevgiyi artıracak bir şey söyleyeyim mi?”
diye sorduktan sonra, “Aranızda selâmı yayınız” buyurmuştur [2]. Dinimize göre selâm vermek sünnet, selâm almak ise selâm verenin muhatap üzerindeki bir hakkıdır.
Çeşitli dinî ve millî geleneklerde değişik selâmlama ifadeleri vardır. Bizim dinî ve millî geleneğimizde selâm verme, “Selâmün aleyküm” veya “Esselâmü aleyküm” şeklindedir. Selâma muhatap olan kişi de “Aleyküm selâm”, “Ve aleykümüssselâm” diyerek karşılık verir. Bu sözler, “Allah’ın selâmı üzerinize olsun”; yani “Allah’tan size esenlik ve güvenlik diliyorum” anlamında kullanılır.
Hz. Peygamber genellikle “Selâmün aleyküm”, “Esselâmü aleyküm”, “Merhaba” gibi ifadelerle selâm verirdi; bu ifadeler Kur’ân-ı Kerim’de de geçmektedir. Dolayısıyla bunlar Hz. Peygamber’in sünnetine en uygun olan selâmlama şeklidir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de milyonlarca köylümüz, kentlimiz böyle selâmlaşmaktadır. Bunların yanında, “Günaydın, iyi günler, iyi akşamlar” gibi selâmlama ifadeleri de millî kültürümüzde ortaya çıkan yeni zenginliklerimizdendir. Bu tür ifadeler diğer Müslüman milletlerde de bulunmaktadır. Meselâ bizdeki “Günaydın” anlamında Araplar “Sabâhunnûr” deyimini kullanmaktadırlar.
Aziz Müslümanlar!
Aslında sözlerin şeklinden daha önemli olanı, onların arkasındaki iyi niyettir, temiz duygu ve dileklerdir; selâm verdiğimiz kişilere karşı içimizde hissettiğimiz sevgi ve saygıdır. Selâmlaşma, müslümanların birbiriyle tanışmalarına ilk adımdır; insanlar arasında dostluk ve kaynaşmaya vesile olan ahlâkî ve toplumsal bir görevdir.
Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiğine göre, cennete girecek müminlere, meleklerin ilk hitabı “Selâmün aleyküm” şeklinde olacaktır. Söz konusu âyette şöyle buyuruluyor: “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevkedilirler. Oraya vardıklarında kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle derler: Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi, ebedi kalmak üzere girin buraya!”[1]
Aziz Cemaat!
Müslümanların, evlerine girdiklerinde, eşlerine ve çocuklarına, iş yerlerinde arkadaşlarına ve çalışanlara, yolda karşılaştıklarına selâm vermeleri, Yüce Allah’ın rızasına vesile olur. Nitekim, Resûlullah’ın en yakınlarından Enes b. Mâlik’in anlattığına göre Peygamber Efendimiz, sokakta oynayan çocuklara bile selâm verirdi.
Hutbemizi bir âyet meâliyle bitirmek istiyorum: “Size selâm verildiği vakit, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık veriniz. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapar.” [3]
[1] Zümer, 39/73.
[2] Tirmizî, “Kıyâmet”, 42; İbn Mâce, “İkâmet”; 174, “Et’ime”, 1; Müslim, “Îmân”, 93; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 131; Tirmizî; “İsti‘zân”, 1; İbn Mâce, “Edeb”, 11.
[3] Nisâ, 4/86.
Prof. Dr. Mustafa ÇAĞRICI
İstanbul Müftüsü
Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)